türkiye'nin faşizminin son kalelerinden olan şehir.
üzerine söz söyleyenlere tahmmül edemeyecek kadar mikro milliyetçi, araştırmaktan yoksun, cahil bir halkının olduğunu üzülerek belirtmek zorundayım. * (bkz: #2385190) ve (bkz: #2335554)
entry numarası verip cahil bir halkının olduğunu belirten arkadaşların eğitim durumunu merak eden halka sahip şehir. hayır acaba yaklaşabiliyorlar mı merak ediyorum...
trabzon gençliğinin bilinçsiz, fevri, işşiz ve sıkıntılı olduğu acı bir gerçektir. ama bu etkenler böylesine renkli bir şehrin asla en yobaz kent ilan edilmesi konusunda yeterli sebepler değildir. gidip görmeden ya da yaşamadan keskin yorumlar yapmamak gerekir.
osmanlı döneminde doğu karadeniz'deki tek vilayet olmasından mütevellit osmanlı saray kültürünün bundan 100 yıl öncesine kadar buram buram hissedilebildiği şehzade şehridir.
eski mahallelerini geziniz, arnavut kaldırımlı yollarını, rumlardan kalma küçük evlerini, avrupalı ressamların trabzon resimlerini görünüz, sultanahmet'ten ayıt edemeyeceksiniz. mahalle ve köylerin isimleri bile istanbul'un en eski mahalleleri ile aynıdır, meydanının adı taksim meydanıdır (kopya demeyin, istanbul'daki taksim de trabzon'daki taksim de "bölüştürmek" manasındaki "taksim etmek" fiilinden gelir.), ayasofyası bile vardır ve eski köylerin ismi rumcadır (bendeniz de ana tarafından istoloz'lu baba tarafında zeno'luyum).
sessiz sinemaların nasıl gösterildiğini kaç istanbullu aydın bilir günümüzde? söyleyelim efendim bu yobaz şehirde, tarihi saray sinemasında, sümer sinemasında (isimlere dikkat) oynanan sessiz filmlerde sinemanın bir köşesinde piyano, başında bir piyanist, insanlar sıkılmasın diye klasik batı müziği çalınırmış, hala eskiler anlatır.
istanbul saltanatının, imparatorluk batırmış hain padişahların şehrinde, zevk-i sefa ile şatafatlı yaşayan hanımefendilerin, beyefendilerin paşa bilmemnezadelerin sürdüğü yaşamı, daha mütevazı ama bir o kadar derinden yaşamış bizim dedelerimiz bu şehirde. 3 dilde gazete, dergi varmış, 6 tane tiyatro sahnesi varmış, balolar yaparlarmış, lüküs kamaraya binip istanbul'a giderlermiş.
bunların yanında, her trabzonlu'nun söylediklerini tekrarlamaya gerek yok, geçmişten günümüze ülkemize faydası geçmiş insanlar yetiştirmiştir falan filan...
bugün bunların hiçbirisi yok, sadece trabzon'da değil türkiye'nin hiçbir şehrinde yok. nedeni de ne faşizmdir ne yobazlık. köylüleşen türkiye'nin köylüleşen bir şehridir sadece.
yine herşeyi genelleyen zihniyetin kurbanı şehir. bir iki yanlış adamlar çıkınca tüm şehire mal etmek... ben trabzonlu değilim ama bunun yanlışlığı gün gibi ortada. bu karalama kampanyasının aynısını sivas'a da yapmışlardı bu genelleme zihniyeti.
son dönemde yaşanan ve siyasi açıdan yüksek hassasiyetten ötürü büyük bir "genellemeyelim arkada yer var oraya ilerleyelim" politikasına tabi tutulan şehir.
hayır neyi genellemiyosun ben onu anlamıyorum arkadaşım. yok hayır aslında anlıyorum da asıl sinirlendiğim noktada bu zaten.
rumların "göçertilişinin ardından yerleştirilen milliyetçilik genel değil mi?.. bikaç aileye mi bahşedildi sadece.
bak güzel kardeşim sana şöyle bi örnek vereyim :
ben bu halkın geneline bi anket düzenledim. "geneline" ama. daha doğrusu düzenlenen bi ankette anketör olarak görev aldım. para meselesi falan...
adamların ülkenin ve şehrin enbüyük sorunu nedir? sorusuna verdikleri cevap; trabzonun şampiyon olamaması! oldu.
neyin genellemesinden bahsediyosun.
tamam köydeki insanların meydandaki çarpık kentleşmeye nazaran daha insancıl düşündüklerinin farkındayım. ancak ortak bir tarihe işlendi kan ve gözyaşı...
ortak bir tarihten söz ediyorsak afedersin çatır çatır genelleme yaparım sevgili sözlük yazarı.
Trabzonluların yıllık 1000 dolar civarı kişi başına düşen milli gelirleri vardır,Trabzon da fakirdir.Trabzon'a gidilir görülür ve "ulan 90 derece kayalığa nasıl bu evi dikmişler" denilir. 7 8 yaşında çocukların doğu karadenizin genelinde olduğu gibi o küçük boylarıyla tepeleri aşıp o kapkara bulutların, bir anda başlayan sağnak yağmurların altında evlerinden çıkıp hergün okula nasıl gidip geldikleri gözlemlenir.çatı gibi tepende biten sık ormanlar görülür.dik kayalıkları düzleyip kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar da olsa tarım yapmaları ve tarlaları ilk yağmurda kayıp gitsede gene aynı çabayla tarımlarına devam etmeleri,bu inatçılıkları hayretle izlenir.
Trabzonun da diğer karadeniz şehirleri gibi hali biraz çetindir oranın insanına şekil veren içinde yaşadıkları bu çetin koşullara rağmen oranın insanına aldığından fazlasını neşe ,heyecan ve enerji olarak vermiştir Trabzon.diğer illerimiz Trabzon'un bu halini içinde bulundukları çetin coğrafyaya rağmen buranın insanlarının asabi ama umutlu savaşçılğını örnek almalıdır.
bu hafta ki uykusuzda şu yazıyı okudum canım sıkıldı :
cinayeti önceden bilenlerin tam listesi: ogün samast,yasin hayal, erhan tuncel, yasin hayal in eniştesi,arkadaş çevresinden 10 kişi, ismi açıklanmayan uzun saçlı bi çocuk, bazı "vatansever" büyük abiler, iLKOKUL ÇOCUKLARI DA DAHiL PELiTLi HALKININ ÇOĞU,jandarma, trabzon emniyeti, istanbul emniyeti...
zaten büyük ölçüde bildiğimiz bir husus. lakin canımı sıkan nokta şudur ki kömür gözlü okur; ben bu şehirde okuyorum * öyle büyük şehirlerden buraya gelen akranlarım gibi "lanet olsun alışamadım bu şehre beybi sarıl bana" triplerine girmedim pek. ayaklarımın üstünde durmaya çalıştım. şehrin genel yapısını ve dışarıdan gelen birinin gözüyle trabzon gibi konuları yazmıycam şimdi okur. * direk konuya gireyim dedim giremedim hala okur. kızma bana.*. ben yukarıda bahsi geçen pelitli ilçesinde 1 sene oturdum. ve bazıları medyaya da yansıyan cinayet olaylarını gördüm. ama bu yazıyı okuyunca aslında bilinç altıma attığım * gerçek tokat gibi çarptı yüzüme. o mahalledeki bakkal hasan amca, internet kafeci ender abi, hamburgerci sercan... hepsi biliyorlardı bunu. farkındayım bildiklerinin çünkü mafyatik ilişkilerini biliyorum. hepsi bırakın bir ermeninin, bir insanın öldürüleceğini biliyorlardı önceden...
kimileri pkk eliyle ülkeye sokulan uyuşturucunun trafik hattından, narkoterörden * bahsededursun; buralarda vatansever abilerimiz 14 yaşlarında çocukaların ellerine tutuşturuyorlar suluyu, kuruyu...
zaten ilginç bir hale getirilmiş olan şehrin en acaip bölgelerinden biridir pelitli. ve burada bir süre de olsa yüzyüze baktığım, samimiyet kurduğum insanların aslında içten içe bütün değer yargılarımı tüketecek yalanlara gebe olduklarını bilmek. işte can sıkıcı nokta bu benim için. velhasılı kelam durum budur okur.
karadenizin en güzel bi kaç şehrinden sadece birisidir. özellikle gezilmesi gereken belli başlı yerleri ganita, boztepe, atatürk köşkü, uzungöl, sümela manastırıdır. hareketli, çabuk öfkelenen ancak hemen yumuşayan, deli dolu insanları vardır.
maraş, kunduracılar ve uzun sokakta eskisi gibi mavi gözlü hançer burunlu sicilya tarzında insanları göremeyeceğiniz yerdir, zira bu mübarek ırk yavaş yavaş tükeniyor.
teknik üniversiteler arasında tek tıp fakültesini barındıran üniversiteye sahiptir. ktü
ktü de okuyorsanız farklı bi memlekettenseniz dışlandığınızı sezmeye başlarsınız hatta
sınıfta hocaların sıklıkla 'trabzon'lu olanlar elini kaldırsın' sözüne çok şahit oldum. bu da tuhaf.
şehir çok kalabalıktır. arabanızla gelseniz park etmeye yer bulamazsınız, bulsanızda aklınız arabanızda kalır.
bir öğrenci için trabzon'da yemek çok pahalıdır.
faroz kesimine gidip sağ çıkmazsınız derler genelde, nedendir anlamış değilim. sanırım o güzergah belediye'ye ait değil. kişi yada kişilere ait olsa gerek.
sümela manastırı'na yeterince ilgi gösterilmemiş ve bakımsızlıkltan resmen harabeye dönmüştür.
şehir gerçekten çok tutucudur. farklı memleketten olduğunuzu öğrenince ilgi azalır bi an.
serbest meslek'le uğraşanlar genelde takım elbise giyer.
insanları fena halde sinirli olan, en küçük lafınıza laf sokmakta hiç bir beis görmeyen, beş para etmez otellerine dünyaca para isteyen, yabancı olduğunuzu anladıklarında sizi soymaya kalkan, fabrika namına bi bokun olmadığı, tepe üzerine kurulu, iki yolun arasında bina olan (barosu imiş), eskiden çok daha güzel olduğunu zannettiğim şehir.
adana ile birlikte en nefret ettiğim şehirdir aslında. buranın insanlarını anlamak istedim ama anlayamadım. 3. gelişim yine trabzon a ve başımdan ilginç bi hadise geçti yine.
ustalar diye bi otele oda bakmaya gittik ve beğenmedik odaları. odalar 10 metre kare civarında. aşağı indik ve:
bu sözü söyleyen 18 yaşında olduğu anlaşılan, uzun burunlu bir laz kızı idi. ulan beğenmedik , beğenmek zorunda mıyım odanızı? ne tuhaf insanlar bu trabzonlular. ulan topunuza gıcığım.