yıllar sonra godfather serisini geçen tek filmdir. ama ben daha geçen hafta izleme ayıbında bulundum. gerçekten filmlerle aram çok iyi değildir. bu arada filme bayıldım.
köyde laptop ve ttnet wifi sayesinde 600 dakikalık internet bulduğumuzda mühendislik öğrencisi kuzenim "film izleyelim mi?" dedi. "tamam" dediğimde "ne izleyeleyim?" diye sordu. aklımdan bir sürü film geçti. esaretin bedeli'ne karar verdim. "esaretin bedeli'ni izleyelim." dedim. "o ne?" diye sorunca anlatmaya başladım işte: imdb'de birincidir, oyunculuklar mükemmeldir, senaryo muhteşemdir. filmi açtık, en baştaki sorgu sahnesi var ya, işte daha orada sıkıldı. "sıkıldıysan izlemeyelim" dedim. "ya bu beğenilen filmler, entel filmleri güzel olmuyor." dedi. sonra da "itmen'i izledin mi? hayatımda izlediğim en güzel filmdir." dedi.
ne diyeyim, üniversite öğrencisi olmuş bir gencin -hem de türkiye'de bayağı taşaklı bir bölüm olan mühendislikte- hayatında izlediği en güzel filmin basit bir aksiyon filmi olması.
oğuz atay tutunamayanlar'da bir mühendis eleştirisi yapar. fen bilimleri ile uğraşan insanların sinema, edebiyat, müzik gibi alanlardan uzak kalmasını yerden yere vurur kendi de bir mühendis olan oğuz atay. aklıma direk o geldi işte. "neyse ben yatacağım abi, geç oldu zaten." deyip gittim içeri.
yalnız entry'ye niye bulvar gazetesindeki erotik hikayeler gibi başladım bilmiyorum.
(bkz: öyleyadaböyle was here)*
zamanın ötesinden hatırladığım kadarıyla yazacaktım ki, dün tekrardan izleyerek morgın firimın'a hayran olmuştum o yıllarda. herkes tim'e hayran kalıyordu üstelik.*
tabii yıllar sonra, kişilere hayranlık duyulmadan daha bi dikkatli izleniyormuş. hikayesine geçince; ''umut'' denen duygu olmazsa hiçbir mücadele başarılı olmaz. umudum olmasa da bu işi yapıyorum/yapacağız denir ya sonuca götürmez. ne istiyorsan biraz daha uğraş, didin ve asla pes etme.
haklıysan ve buna inanan bir kişi bile varsa sebeplerini düşün, peşini bırakma ve çırpın.
amaç nerede olmak da değildir neredeysen orayı yaşanır kılmak ve neredeysen faydalı olmak. insanlara fayda sağlamak, güzelleştirmek ve kesinlikle hayatı belli müddetlerle gözden geçirmek.
en güzel anlatılan bi şey var ki, ben buna hiçbir filmde rastlamadım; hapishanede bile olsa yaptığı iyiliklerle insanlara kendini iyi hissettirmiyordu aslında tim. resmen kendine bundan mutluluk biçiyordu. bunu denemiştim bi müddet, insanlara iyi davranmak aslında karşıya yardım sağladığı gibi kişinin gönlüne de bi huzur veriyor.
bi sahne vardı, morgın şartlı tahliye oluyor işte brooks'un çalıştığı markette işe giriyor falan feşmekan sonra izin alıyor tuvalete gitmek için... onlarca yıldan sonra izin almadan tuvalete gidebildiğini farkediyor... ne yani, anlatınca entresan gelmedi mi? böyle bu işler.
ayrıntıların bile iyi işlendiği sahnelere sahip tevellüdü 94'e dayanan izlemeyeni dövüyolarmış filmi hale getirilen hiçbir kadrajında klişeleşmişlik barındırmayan s. king'in yazdıklarından uyarlanan double film.
20'li yaslarin en iyi filmi.
sonra fight club'u izlersin fikrin degisir. ve pulp fiction'u izlersin, kafan da karisir. ve sonra kendine top list yaparsin. ama her listede mutlaka olur savsenk hapisanesi.
geçen aylarda izledim ve kasadaki kitabın içindene yerleştirilen taş çekicini görünce, yıllar önce kurtlar vadisinde kitabın içine gizlenen silah aklıma geldi, bak görüyormusun bu filmden esinlenmişler diye aklımdan geçti.
görsel sanatsal güzelliği bir yana, filmi izlerken içinizde hep bir merak ve merakla gelen umut var ki olaylar geliştikçe umulan şeylerin nasıl gerçekleştiği ve haksızların nasıl layığını bulduğunu görebileceğiniz bir dostluk filmi. son sahnede duygulanmamak elde değil, sonuyla da mutlu etmiştir.
belleğimde çok fazla film ve bu filmleree ait kareler vardır. 2000 yılından itibaren bu film izleyeceğim izleyeceğim dedim, o gün dünmüş.
Daha önce izlemediğime üzülmedim hiç. Tam zamanında izledim. Uzun zamandır bir filmden bu kadar tad alamamıştım
Umut; bir filmde bundan daha güzel nasıl işlenilebilir ki; peki ya alışkanlık, herkesçe kötü olan şey sizin için iyi olabilir mi?
Oyunculuklara değinmiyorum bile sanırım en büyük şanssızlığı tom hanks'li forrest gump zamanına denke gelen bir başyapıt olması.
O değil de brooks'a değinilen sahne ve zamanda, kendini brooks'un yerine koyan bir ben mi varım yoksa tüm izleyenlerde o etkiyi yarattı mı?
Çok fazla süre tanımıyorum kendime kısa bir zaman sonra tekrar izleyeceğim. var mı iddiaya giren?*
hiç derdinizin olmadığı bir akşam ne yapsam acaba diye düşünürken sakin kafayla cips, çekirdek bilimum içecekle doyasıya tekrar tekrar izlenesi bir film.