3 gece arka arkaya serisini izlediğim ve tekrar hayranı olduğum film. müzikleri, karakterleri muhteşem. mafya filmleri, dizileri sevmememe rağmen bu filme bayılıyorum.
kaç kez izledim hatırlamıyorum ama seri halde izlenmeyi hak eden (bkz: francis ford coppola) filmi. al pacino hayranı olarak hafızama kazınmış en iyi üçlemedir.
mario puzo'nun aynı isimli eserinden sinemaya uyarlanan (kitap filmleri güzel olmaz diye genelleyen moronlara da selam olsun) 3 filmden oluşan, sicilya asıllı bir italyan ailesinin başından geçenleri anlatan seri.
3 filmi de francis ford coppola'nın çektiği, sadece ilk filminin senaristliğini mario puzo'nun yaptığı, oyuncu kadrosunda gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları barından seridir ki bu oyunculardan birkaçı şu isimlerdir;
marlon ''the godactor'' brando, al pacino, robert de niro, robert duvall, john cazele gibi yedinci sanatın nadide yorumcularındandır; birçok kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi iki oyuncunun ( godactor ile al pacino) en iyi performanslarını sergiledikleri filmlerdir.
ilk godfather filmi imdb'de uzun süre birinciliği elinde tutmuştur fakat aptal 18 yaş altı kızceğizlerimizin - ki bunlar engin sinema bilgileri ve filmin nasıl olması gerektiğini herkesten çok bildiklerini 7.3 ortalaması olan titanic'e 8.9 (asla ama asla über duygusal aşk filmi ve di caprio'nun çok yakışıklı olmasından değil), 2009 yapımı star trek'e 9.3 vererek gösterenlerdir- 9.2 ortalaması olan filme 8.1 ortalama vermesi sayesinde ikinciliğe düşmüştür.
bence filmin en can alıcı sahnelerinden biri;don vito corleone vurulmuş ve hastanededir.hasımları onu öldürmenin planlarını yaparken michael corleone hastaneye gelir ve babasının korumasız olduğunu görür odasını değiştirip güvenliğini sağladıktan sonra elini babasının omuzuna koyup artık seninleyim baba,seni yanlız bırakmayacağım dediği sahnedir.don vitonun gözlerinden yaşlar akmaktadır ağır yaralı olmasına rağmen.michael,don carleone olmuştur artık.ki kendisi eşine ailesini anlatırken ben onlar gibi değilim ve öyle olmayacağım diyen kişidir.
puzo nun kitabında don vito corleone kendisine en çok benzeyen oğlunun michael olduğunu söyler.
defalarca izleyip bıkmadığım,empirenin geçen yıl yaptığı yüzyılın en iyi filmleri listesinde birinci olan sinema şaheseri...
- tarih bize bir şey öğrettiyse,istediğini öldürebilirsin ( mıchael corleone - the godfather 2 )
- para bir silahtır,politika ise tetiği nasıl çekeceğini bilmek...(the godfather 3)
- ailesine vakit ayırmayan bir adam asla gerçek bir erkek olamaz...(vito corleone - the godfather 1)
- kadınlar ve çocuklar hata yapabilir ama erkekler asla...(vito corleone - the godfather 1)
devam filmleri arasında godfather 2 de en iyi film seçilerek bu alandada ayrı bir başarıya imza atmış olan filmde,üst düzey oyunculukar göze çarpıyor...bilhassa godfather 1 ve 2 şiddetle tavsiye edilir.özellikle 1 de,marlon brando,james caan ve robert duvall,2 de de robert de niro,belkide bir daha sinema dünyasının göremeyeceği eşsiz oyunculukara imza atmışlardır.
* mario puzo'nun the godfather romanı, edebi değeri olan metinlerini bir türlü yayınlatamaması ya da para kazanamaması üzerine yazmaya karar verdiği bir romandır.
* roman filme uyarlanmaya karar verilince, başrolde marlon brando'nun oynamasını bizzat mario puzo istemiş, hatta başka biri önerilmiş ama kendisi m. brando'da ısrar etmiş ve hatta bizzat kendisi brando'yu aramış ve rolü teklif etmiştir.
* the godfather'ın 3.sü için puzo da olmaması gerektiğini kabul etmiştir.
dünyanın en güzel mafya filmlerinden biridir. marlon brando oyunculuk dersi vermektedir. bu yüzden ben birçok defa filmi izlemek isteyenlere altyazılı izlemesini tavsiye ederim. ayrıca serinin ilk ikisini izledikten sonra tom hagen karakterinin aslında ne kadar önemli olduğunu birkez daha gördüm.
an itibariyle izlemiş olduğum filmdir. naman allahım..bu ne oyunculuk! bu ne hikaye dedirtti. büyüyünce godfather olmaya karar verdim! marlon brando nun oyunculuğu, yıllanmış şarap misali tadına doyulmazken; al pacino da karizmasının doruklarında geziniyor..
--spoiler--
hele son sahnede elini öptürmesi..enseye 'berhudar olun' hareketi 'oha' dedirtmiştir. bu dehşet oyunculukların yanında, ben sanki türk filmi izler gibi oldum bir ara(yesilcamvari değil yahu) söyle ki; heads of the 5 big families dediği bizim aşiret ağalarıdır..expense of blood dediği, kan davası. maalesef yabancı olduğumuz bir konu değil, daha sonra abilerin kız kardeşlerine sahip çıkmaları, at avrat silah üçlüsü..zaten filmin başında uyuşturucu içinde olan "Türk" lakaplı Solozzo vardır..işler bu adamın arkasına Tataglia ailesini de alarak, don corleone (marlon brando) yu vurdurtmasıyla başlar..5 kurşun yemesine rağmen ölmeyen don corleone nin ortanca oğlu sonny de öldürüldükten sonra ailenin başına II.dünya savaşı kahramanı olan en küçük oğlu michael(al pacino) gecer..
--spoiler--
izledikten sonra türk mafya dizilerinin insanda bir süre komedi filmi etkisi yapmasına sebep olan şaheserdir.al pacino'nun micheal corleone karakterini görünce zaten necati şaşmaz'ın bazı jest ve mimiklerinin nerelerden çalıntı olduğu anlaşılacak.tabi biraz dikkat istiyor.
sinema tarihinin en iyi filmlerinden birisi demek hiç de abartı olmaz. marlon brando'nun (don vito corleone) oyunculuğu karşısında insan kendinden geçiyor, bu denli gerçekçi mi oynar insan, yaşam bir sanatçının ruhuna, başka bir yabancının ruhu olarak nasıl akar böylesine, şaşırıyorum, bir kez daha şaşırıyorum ve marlon brando'nun o eşsiz varoluşuna en derin saygılarımı gönderiyorum. bütün bunlara coppola'nın muhteşem yönetmenliği ve daha genç yaşlarındaki al pacino katılınca insanın içi de titriyor dışı da. tüylerin diken diken olması, birçok kez yaşandığında insanda kalıcı izler bırakan bir sanat yapıtı karşısında olduğunuzu anlıyorsunuz. düşünüyorum da karşımızda avrupa sinemasının entelektüel ve varoluşsal sorunlarıyla en derinlerde ve kaotik ortamlarda, büyük sorunlarda ve kavramlarda yüzleşen yönetmenleri var, bergman ya da tarkovski olsun, antonioni olsun, fellini ya da passolini olsun, onların oluşturduğu devasa bir gelenek var ve gerçekten büyün saygı uyandıran, her daim insan ruhunu geliştiren ve açan perspektifler sunuyor. fakat bir de coppola gibi olanlar var, yaşamın yalın ve saf olaysallığını öylece kameraya geçenler ve buna bildik mücadelelerin saflığını ve gerçekliğini tam bir birlik içerisinde -dekorundan, giyim tarzına, şarkılarından, bakışına kadar- sunanlar var. oyuncularla yönetmenin aynı organik gövdenin parçası olduğu o müthiş birliktelikler, yaşamla birliktelikler. insan bu iki büyük farklılık, iki büyük sinema yolu karşısında, bu sinemalar çağında varolduğu için yalnızca şükran duyabilir...