senaryosu saçmalıklarla dolu film. 2 tane "muhbir benim" diye bağıran karakter, buna rağmen bunlardan şüphelenmeyen salaklarla dolu bir suç çetesi ve polis teşkılatı, filmin sonunda fbi için çalıştığı ortaya çıkan ama kime veya neye hizmet ettiği anlaşılamayan bir suç lideri ve daha bir sürü mantıksızlık. o kadar oskar ödülü almasına şaşmamalı.
film bitmeden daha 120. dakikasında filme notunu verdiğim ilk film oldu üstelik entry'sini de girdim..
Monty Python ve Kutsal Kâse filmine nasıl daha 30. dakikasında sıkılıp imdb'de 10 üstünden 3 vermişsem buna da daha bitimine 1 saat kala imdb'de 10 üstünden 10 verdim o derece sürükleyici maceralı bir film.
sinema tarihinin en iyi finallerinden birine sahip.
ve bu filmi geç izlediğime yanarım.
filmde 237 defa fuck kelimesi geçmiş.
2006'nın en iyi filmi seçilmiş.
martin sheen'in çatıdan atılma sahnesi unutulmazdı.
martin scorsese ve quentin tarantino'nun cinema anlayışları aynı sanırım hep aksiyon, çatışma.
film aynı zamanda di caprio, matt damon, jack nicholson gibi yıldızlar topluluğunu barındırıyor.
jack nicholsun gibi yılların ustası ilerleyen yaşına rağmen hala ustalığını konuşturuyor.
imdb'de 8.5 ile 41. sırada yer almaktadır.
herkesin leonardo di caprio-matt damon ile andığı filmdir. oysa ki jack nicholson ve mark wahlbergin oyunculukları karşısında bu iki büyük hollywood starı resmen yan rol gibi kalıyorlar. elbette jack nicholson hepsini suya götürür susuz getirir ama bu filmdeki başroller olarak diyorum.
mark wahlbergin bıçkın polis çavuşu ( dedektif ) performansı efsane. bu rol resmen bu adama yazılmış başkası olsa sahneleri bir an önce geçsin diye beklersin ama mark dehşet oynamış ekranda her belirip birisine ( özellikle di caprionun karakterine ) laf soktuğunda yüzünde gülümseme oluşuyor. jack nicholson da psikopat mafya liderini sanki gerçekten mesleği oymuş gibi canlandırmış.
filmin en sonundaki intikam sahnesi de mükemmeldi. matt damona zaten aşırı kıl kapan birisi olarak sahne biter bitmez sigara yaktıracak kadar güzeldi.