en yoğun acının, yivli bir silahtan çıkan kurşunun saplandığı herşeyin içini paramparça etmesi gibi, gögüs kafesinde içerde bir yerlerde kalbini, ruhunu, yaşantını paramparça etmesine sebep olan, kendisine yüreğinden, çok daha büyük, çok daha önemli, çok daha çok anlamlar yakıştırılmış kişinin seni yok sayması, yaşanmış olan herşeyden aklayarak zihnini senin yokluğunu tek taraflı olarak kabul etmesi eylemidir.
ve artık tek bişey vardır,
cezmi ersöz den alıntı yaparak,
Sevmek diye birşey yoktur aslında
dillerin ve yüzlerin altında başıboş yalnızlıklar
dolaşır
uydurulmuş anılar,sahte öyküler,hiç
kullanmadığım
yerlerimi bıraktım onlar
yine de son kapıma dayandılar
kapının ardı karanlık deniz
denizde masum,tetikteki sızım,son inancım
gördüler onu
Artık şimdi o karanlık denizde
'binlerce hiçkimseyim'
iki karanlık orman birbirini sevse ne olur,
sevmese.
insanın kalbini kıran canını acıtan bir durum. her terkedilen bunu içinde yaşar. bazı insanlar bu duyguyu kendi içinde yaşar dışarıya vurmazlar kimse bilmesin isterler ama bazı insanlar bunu dışarıya vururlar nekadar mutsuz olduklarını, canlarının nekadar acıdıklarını çevresinde ki insanlarla paylaşırlar. ama zaman geçtikten sonra acın hafifler unutursun ve ben bu kişi için mi bukadar üzüldüm göz yaşımı döktüm dersin.
sudan çıkmış balığa dönmenize sebep olan olay. eğer ki bir de başınıza ilk defa geliyorsa, gözünüze takılmış toz pembe gözlüğün acımasızca çıkarılıp yerde parçalandığını hissedersiniz. inanamazsınız. size daha geçen hafta 'sen benim her şeyimsin. sensiz yaşayamam. sen bana ne yaptın böyle?' gibi gerçekten de inandırıcı sevgi sözcükleri söyleyen birinin, uğruna onca şeyi feda etmenize rağmen, bir sebep bile göstermeden aniden çekip gitmesine anlam veremezsiniz. mümkünü yoktur, hala seviyordur sizi tabi ki, 'sadece kafası karışık' diye kendi kendinizi avutursunuz. bugüne kadar kimseye taviz vermemişsinizdir, kimse için kendinizi küçük düşürmemişsinizdir. ama onu karşınızda gördüğünüzde dayanamayıp, 'ne gururu lan' dersiniz kendinize, 'benim canım o, hayatım o benim. o olmazsa ben nasıl devam ederim. hem o da beni seviyor.' diye yanına gidersiniz. ama o gözler, onun gözleri değildir. sizin gözlerinize aşkla bakan o sıcacık bakışlar yoktur artık. karşınızdaki tanımadığınız biridir. boş ve anlamsız gözlerle size bakar. 'ağlama' der sadece. eskiden ağladığınızda sırf siz ağlıyorsunuz diye ağladığı anlar gelir aklınıza. sıkı sıkı sarılırsınız kokusunu çekersiniz içinize. son kozlarınızdır artık. size deli gibi aşık olan o insanın artık orda olmadığını bile bile, bir ümitle yalvarırsınız: 'bırakma beni lütfen.'. herkese övünerek bahsettiğiniz o umursamaz ve gururlu siz kaybolmuştur. düşünebildiğiniz tek şey karşınızda duran sizi sevmeyen birine gitmemesi için neler yapabileceğinizdir. o an idrak edemezsiniz. ama yapacak bir şey kalmamıştır. (bunun aşamalarını entry min ilerleyen kısımlarında anlatacağım.)'bitti işte. olmuyor.' der o çok güvendiğiniz, asla sizi bırakmayacağını ne olursa olsun yanınızda olacağını söyleyen insan. bir şey diyemezsiniz sadece ağlarsınız. son bir umutla sorarsınız 'beni çıkardın mı artık tamamen hayatından?'. çıkarmasa nolucaktı ki sanki ama o an bu tarz ayrıntıları düşünemezsiniz sadece onu istiyorsunuzdur hayatınızda öyle veya böyle. 'artık yüzüne bakamam. bitti bu kadar.' ve gider.işte terk edilme eylemimiz tamamlanmıştır. bundan sonra yaşanacaklar bir kaç evrede gerçekleşir.
1) isyan evresi
gözleriniz ağlamaktan acıyana kadar ağlarsınız. hiç durmadan ağlarsınız, ağlamaktan başka hiçbir şey yapmazsınız. sürekli onunla olan anılarınız aklınıza gelir size hiç 'seni hiç bırakmayacağım. asla.' dediği anlar gelir. daha çok ağlarsınız. inanamazsınız. kendinizi tırmalamak istersiniz hatta bazen yaparsınız da. genel olarak bireyin kendine zarar verme eğilimi bu evrede sıkça görülür. bilinçli olduğunuz anlarda hep aklınıza o ve onunla yaşadıklarınız geldiği için bilinçsiz olmayı istersiniz. bunun yolları da uyumak, sarhoş olmak, uyuşturucu kullanmak ya da ölmektir. karakterinize göre bu dört yoldan birine yönelirsiniz. kendinize acı çektirmekten mazoşistçe bir zevk aldığınız için eskiden size ait olan şarkıları dinlersiniz. ağlamanın sınırlarını zorlarsınız. arkadaşlarınız sizin için oldukça endişelenir ve terk eden taraf hayatı boyunca yemediği küfürü bu evrede yiyebilir. arkadaşlarınız sizi eğlendirebileceklerini düşünerek kafanızı dağırmak için saçma sapan yollar deneyebilir. ama en klasiği tabi ki 'sana sevgili mi yok' cümlesidir. yok ulan. tabi ki bu evrede yemek size hatırlatılmadıkça ihtiyaç duymadığınız bir nesneye dönüşür. eğer terk eden kişiyle aynı ortamda bulunuyorsanız (okul, iş yeri, sosyal bir ortam vb.) onu görünce size acıması ve ne hale düştüğünüzü görmesi için zaten bok gibi asık olan suratınızı iyice asarsınız. bunun esas nedeni hala terk eden kişinin sizi sevdiğini düşünmenizdir. dediğim gibi bunu kabul etmesi biraz zaman alır. belki size acır ve geri döner diye zaten yok olan gururunuzu iyice yerlere atarsınız. eğer ortak bir iki arkadaşınız varsa onların yanında da iyice kendinizi acındırırsınız. dıştan bakılınca tam bir zavallısınızdır artık. bravo amacınıza ulaştınız.
2) sorgulama evresi
biraz daha mantıklı düşünebilmeye başladığınız evredir. artık o kadar sık ağlamazsınız. geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda biraz ağlarsınız, birlikte yaptığınız şeyleri günlük hayatta yalnız yaparken ağlarsınız, birlikte geçtiğiniz yollardan yapayalnız yürürken ağlarsınız, en son onunla buluştuğunuzda giydiğiniz kazağınızı belki kokusu sinmiştir diye koklamaya çalışırken acizliğinizin ve onu ne kadar özlediğinizi fark edip ağlarsınız. küçük şeyler sizi ağlatir, küçük anılar... ama dediğim gibi birinci evredeki gibi durup dururken ağlamazsınız. iştahınız hala kapalıdır ama en azından yemek yemek için çabalarsınız. artık onu gördüğünüzde kendinizi acındırmak için uğraşmazsınız. bunun için ekstra bir çaba harcamanıza gerek yoktur zaten. sadece olduğunuz gibi davranırsınız ve mümkün olduğunca onunla göz göze gelmemeye çalışırsınız. bu evreyi diğerinden ayıran en önemli özellik artık terk eden eski sevgilinin sizi sevmediğini kabullenmeye başlamanızdır. 'yalanmış.' diye düşünüp durursunuz. kendi kendinizi ikna edersiniz. çok acıdır, ama yüzleşmeyi başarırsınız. bu kadar güvendiğiniz birinin nasıl böyle bir şeyi size yaptığını anlamaya çalışırsınız. bir insan bu kadar kötü olabilir mi? bu kadar acımasız ve adi? onun uğruna kaybettiğiniz şeyleri düşünürsünüz. gururunuzu, inancınızı, masumiyetinizi düşünürsünüz. onunla birlikte olabilmek uğruna kırdığınız diğer kalpleri düşünürsünüz. tüm fedakarlıklarınız gözünüzün önünden geçer. 'bunu hiç hak etmedim ben.' diyebildiğiniz an bu evreyi tamamlarsınız.
3) intikam evresi
artık ağladığınız anlar baya azalmıştır. daha doğrusu ağlamanın anlamsızlığını fark edersiniz. giden gitmiştir. yapabileceğiniz bir şey kalmamıştır. üstelik gözünüz aniden açılmıştır. siz orda bitkisel hayattaki hıyardan farksızken o hayatına kaldığı yerden son hız devam edebiliyordur. bir de yüzsüz gibi eğlendiğini size duyurma merakındadır. sanki seni bırakan benim allahın belası bu neyin egosu hala. neyse. onu sevdiğiniz anlar artık size çok uzak gelmektedir. sanki o sevdiğiniz insan ölmüştür ve şu anki onun bedenini ele geçirmiş bir piç kurusudur. böyle düşünmek sizi rahatlatır. karşınızdaki insana nefret duymaya başlayabilirsiniz. artık size acımasını istemek şöyle dursun ağzına itinayla sıçmak istersiniz. bedduaların doruk yaptığı bir evredir bu evre. anca idrak edersiniz çünkü size yapılan haksızlığı. ve artık oldukça neşeli davranmaya çalışırsınız. hatta arkadaşlarınızdan kafanızı oyalamak için size yeni birilerini ayarlamasını istersiniz. kimse sizin onu unuttuğunuza inanmaz. aslında unutmamışsınızdır. (diğer evrede bundan bahsedeceğim.)ama siz herkese dersiniz 'yok ya valla böyle bir insanı sevemem, geçmişte kaldı.' genelde bu evrede ilk evrede yapılanlardan büyük pişmanlıklar duyulur. ve o anlar hatırlanmamaya çalışılır. artık terk eden bireyle olan anılar yasaklı bölgedir ve beyninizin o alana girmesine asla izin vermezsiniz. bir kaç kısa ilişkiniz olabilir ve bunu onun gözüne sokmak istersiniz. abartılı kahkahalar ve 'bak hayata devam ediyorum' kaygılı facebook paylaşımları(resimler statusler şarkılar) bu evrede görülebilir.
4) yanıldığını kabulleniş evresi
bu evreye geçiş uzun olabilir. çünkü bu evre için tetikleyici bir olay olması gerekir. bu, ona ait , unuttuğunuz bir eşyası, size yazmış olduğu önemsiz bir not, ya da bir gece görülen sinsi bir rüya olabilir. bunlardan biri onu hala sevdiğinizi fark etmenizi sağlar. köpekler gibi seviyorsunuzdur hem de. her şeye rağmen şu an dön dese koşarak dönersiniz. ne kadar inkar etmek isteseniz de o hep farklıdır, hep sizin için farklı kalacaktır. çünkü yarım kalmıştır içinizde, tamamlayamamışsınızdır. onu özlemeye ve sevmeye mecbur olduğunuzu hissedersiniz. 'başka kimse o olamayacak mı? kimseyi sevemeyecek miyim ben?' diye düşünmekten kafayı yersiniz. hatta uzun bir süre sonra ilk kez bu evrede şiddetli ağlamalar görülebilir. ama ilk evreye göre daha mantıklısınızdır artık. sahte mutluluk oyunlarına son verirsiniz. zamanı akışına bırakırsınız ve geçişiyle birlikte acılarınızın da azalacağı günü beklersiniz. ve zaten fark edersiniz ki ilk zamanlardaki kadar yoğun değildir o acınız. bunu fark etmek size biraz da olsa umut verir. hayatın sürprizlerle dolu olduğunu kendinize hatırlatırsınız ve zamanın neler değiştireceğini, bir sene sonra belki tamamen başka biri için üzüleceğinizi düşünerek kendinizi avutursunuz.
5) alışma evresi
o hayatınıza girmeden önceki rutininize dönmeyi başarırsınız. artık eskisi kadar sık aklınıza gelmez. onu belki bir gün unutacağınızı bilirsiniz ama size yaptıklarını unutmazsınız. bir hayat dersi gibi sürekli aklınızda kalır. kimseye koşulsuz güvenmemeyi öğretmiştir çünkü size. olgunlaştığınızı hatta büyüdüğünüzü hissedersiniz. toz pembe gözlükleriniz bir daha takılamayacak haldedir, yeni hayatınıza alışmaya çalışırsınız ve yeni biriyle tanışana kadar bir daha o gözlüklerden takmayacağınıza yemin edersiniz kendinize.
mükemmeldir. acı çekmeyi seven bünyeler için doya doya bu durumu değerlendirmek, sarhoş olmak için bir bahanenin bulunmuş olmasıdır.
bunun dışında kimi insanları duyarsız, ruhsuz, kalpsiz biri haline dönüştürecek olan lanet bir durumdur. hele evlenmeyi düşündüğünüz kişi ise terk eden, ölümdür ölüm.
ayrılalım denilince karşındakinin "tamam sen bilirsin" lafına nazaran sineye çekilebilir bir durumdur. en azından gurur yaparsın bir daha barışmayı düşünmezsin.
gözlerin ağrır , kalbin ağrır , miden ağrır , oynak bir şarkıda bile zırıl zırıl salya sümük ağlarsın. boş boş bakarsın. herkes zamanla geçer der ama asıl sana geçiren zaman olur. çünkü bir süre geri gelir diye beklersin. boğulursun zamanla. ama yinede zamanla geçer...
Ayrılık akşamları zordur. Bitmez geceler sizi bekler. Bütün şarkılar sanki size özel yazılmış gibi gelir. Göz yaşları vardır birde sizi bir türlü bırakmayan. Gece yarısı durmaksızın çalan kapı, size onsuzluğu getirmiştir. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Sırada yalnızlık vardır alışılması gereken. Alışırsınızda zamanla.. Zaman her şeyin ilacı değilmiydi.. Çevrenizdeklerde böyle söylemiyormuydu zaten. içinizdeki kanayan yaraya beyninizin en dip köşelerinden gelen son sözleri tuz basar. Küçük bir çocuğun annesini kaybetmesin diye tutuğu eteği, pişmanlıklar tutar bu sefer ve ardından keşkeler kovalar. Aslında kocaman bir teşekkür borçlusunuzdur ona sizi kendisinden kurtardığı için. Sizi yarı yolda bırakan biriyle , tüm hayatınızı birlikte geçirecektiniz yoksa.Bardağın dolu tarafından bakmak gibi bir şey bu .Ya da yeni yetme ergenlerin dediği gibi "giden beni kaybetmiştir" sözüyle mutlu olmak Acılar geride kalmıştır artık. Tek bir isteğiniz var son kez onun gözlerine bakıp beni senden kurtardığın için teşekkür ederim demektir. 'Aşkına daha fazla sürüklenmeyip, beni tek başıma bıraktıgın için.. Teşekkür ederim sevgilimm!'
Gece olur sol tarafında bir ağrı,Yatarsın uyumak için,sabah oldu zanneder gözlerini açarsın daha 15 dakika bile olmamış.tele sarılırsan çalar ma cevap verilmez,Başına birşeymi geldi dersin hala onu düşünüyosundur.Sonra sabah olur herkes şöyle der boşver...Tamam boşvereyimde neyi onumu kendimimi dersin.Herkese ondan bahsedersin,beni seviyor dersin,Ulaşamazssın bir türlü.Ulaşınca karşı taraf artık sertleşmeye başlar zaman geçer.Sonra bir insan bir insanı neden terkeder sorusunun cevabını bulursun.Senden iyisini bulmuştur yada bulam ihtiamli vardır...
o an itibariyle elizabet durumuna düşmektir.
ve aklıma hep şu tümce gelir; benim sağdık yarim elimdir. onu aldatsanda hep senledir, kalbini kırsanda. onun için elinizdir sağdık yariniz.
bugün gittin ya benden anlamadı kalbim anlamadı zihnim durdu sanki zaman durdu ve baktı bana , acıdı halime oysa ben sustum bugün sustum ve sadece izledim içerimde haykırsamda sevdiğimi diyemedim gitme kal diye bugün bir sessizlik çöktü üstüme derin bir sensizlikle beraber..bugün sustum ben sustum bıraktım sigaramın dumanı anlatsın diye içimdekileri...
terk edilmek koymaz.. sevdiğini görememek koyar.. ki bakınız rakılıyken söylüyorum bunu..sevgiyi anlamak çok zordur.. hatta anlayanı yoktur diyebilirim..
takılıp kalmayın sahte sorunlara.. karşınızdaki aşk kölesine bakın.. köleyim ben sevginin kölesi..
artık iyice kendinden geçer o caanım sevdicek.. daha rahat bırakır.. köleyiz ya bir kere.. delikanlıyız ama yürek bilmemkaç okka! söyleyebiliyorum var mı bir başkası!