kız arkadaşımın ısrarla kursuna gitmeyi sonra özgürce yapmayı istediği benimse gidersin ama benden ayrıldıktan sonra dediğim dans türü.bunu söyledikten sonra o kadar örümcek beyinli olduğunu düşünmüyorum demişti.ben de evet o kadar örümcek beyinliyim dedim.tangonun en ateşli dans(bunu kendi de söylüyordu)ve kaynağının fahişeler olduğunu düşünürsek doğru tavır aldığımı düşünüyorum.başka adamlarla yapmasına izin veremezdim.o kadar batılı,medeni olamadım sanırım.bütün çağdaş,medeni arkadaşlara selamlar.ben buradaki ifadelere rağmen çok abartıldığını düşünüyorum.o kadar da etkileyici bi dans değil.batıya,sosyeteye özentiden ibaret bi olay.ve kız arkadaşımla tartıştıktan sonra adını duyduğumda dahi iğreniyorum.fakat onun hevesinin kırılmaması için evlendikten sonra beraber yapmaya karar kıldık.sırf hevesi kırılmasın diye onla beraber öğrenmeye çalışacağım.ilgim olduğundan değil.
mustazaf-der'in inatla ve tehditle karşı çıktığı dans çeşidi.*
her ''allah-u ekber'' diyeni ısırmayan köpeğim othello ve ben, bunun dinsizlik olup olmadığı üzerine çok tartıştık. aramızda anlaşamayınca yüce mesih, ağca'nın da fikrini aldık. sağolsun mübarek, su gibi ingilizcesiyle bize; tango'nun dinsizlik olmadığını, bunların bir takım uydurma laflar olduğunu söyledi; rahatladık. ben de sarığımın, cübbemin, hatta rahlemin üstüne yemin ederim ki; tango dinsizlik değil. gönül rahatlığıyla deneyebilirsiniz..
üniversite sırasında ve/veya sonrasında sosyal hayattan * beklediğini alamamış bünyelerin, aman tanrım ne kadar modern, ne kadar estetik, ne kadar romantik diyerek kendilerini adadıkları müzikli hareketler bütünü.
aslında hiçbirşeyin o kadar da basit olmadığını hepimiz biliyoruz da bir türlü dile getiremiyoruz. sizi bilmem ama ben birkaç defa tango kursu ve milonga gecelerinde bulunma talihsizliğine eriştim. o loş ortam, o sırtlan duruş, ortamda illa ki bulunan ve adeta bakanlık onayıyla orada bulunması gereken bir demirbaşmışçasına mekanda bulunan beyaz uzun saçlı yaşlı adam ve/veya adamlar. bu adamların kur yaparak kahkahalar attırdıkları ,tercihen, üniversiteli kızlar. benim masadaki birayı göremeyişime nazire yaparcasına gözlerden düşmeyen güneş gözlükleri.
denebilir ki ne var bunda. o saatlerde gidebileceğin her mekanda aynı görüntüler fazlasıyla ve fazlasıyla var. haklısınız lakin bahsi geçen ortamlarda zaten içerideki kalabalığın amacı apaçık ortada. sorunun çıkış noktası tam da bu. tango çaça salsa üçgenine dahil kime sorarsanız sorun size ortamın ne kadar elit olduğundan, erkeklerin ne kadar beyefendi, kibar ve modern olduğundan, kızların ne kadar asil, hanımhanımcık ve yine modern olduğundan bahsedecektir.
yüzümde pişkin bir sırıtışla, tango yaptını söyleyen bir arkadaşıma; e sen güzel bi' kızsın, sen bari yapma demiştim. o da bana yukarıdaki cevabı vermişti. açıkçası o an ben de keriz gibi yemiştim bu hikayeyi.
velhasıl kelam yalnız mısınız geceleriniz tek başınıza mı geçiyor? tango kursları ve milonga geceleri tam size göre. hem modern hem elit hem de kızlar dansa kaldırıyormuş ooluuummm...
en mükemmel danstır. genelevlerinde ortaya çıkan, ardından elit kesime yayılan danstır. özelliğini kaybetmemiş tango, arjantin tangosudur. tam anlamıyla öğrenilmesi asla mümkün olmayan danstır. tango, en güzel bir fahişeye yakışan danstır. kan kırmızısı ruj, dantelli çoraplar, kısacık etek ve sivri burunlu ayakkabıyla birlikte, kadının suratındaki o fahişemsi kendine güvenirlik apayrı güzellik katar. erkeğin kadını döndürmesi, sert tavırları izleyenleri baştan çıkarır.
tango, aşktır. hissetmeyle başlar, hissetmeyle biter. arada geçen süreçte dokunuşlar, bakışlar, yüzlerdeki ifade, vahşilik ve ihtirastır. tüyleri diken diken eden danstır. yukarılara uçtuğunu hissettiren akabinde sert bir darbeyle aşağı indiren odur. mutluluk veren akabinde nefret empoze eden de odur.
ümitsiz bir ask, yasak bir sevdadir.
iki adım önde hareket et, kontolünü kaybet.
kararsizlik mi?
bir: geri dönersin.
yeniden iki adimda kararini verirsin.
hasret mi? suçluluk duygusu mu?
dünden bir adim.
tereddütle sallanir durur
ve bu sekilde neredeyse hiç ulasamaz
hep aci çeker duraksarsin
tango yaparken
bir zamanlar dünyanın pek çok ülkesinde yasaklanmıştır müstehcenliğinden ve aşağı tabakadan insanlara ait bir dans türü olduğundan ötürü... şimdiyse osyate işidir o ayrı mesele tıpkı caz gibi burjuvazi bunu da alıp kendi kültürüne(kültürsüzlüğü) yamamıştır...
öylesi bir dans ki..
anlam yükleyenleri için; aşk var.. tutku var.. hırçınlık var..
bir de anlam yüklemeyenler var ki; ayaklara basmamak tek hedef..
ama demişler "tango hayat kokar ama ölümün lezzetini taşır"
uzun senelerdir ülkemizde yapılmaya başlanmasına rağmen aktif olarak 1997 senesinde metin yazır tarafından ülkemize getirilen arjantin in dünya aleme duyurduğu milli dansıdır.
sanılanın aksine arjantin sokaklarına gittiğinizde hoop dediğiniz herkesin tango yapmaya başlaması sukut u hayal olacaktır. zira emin olunası bir durum vardır ki, türkiye de tango - özellikle gençler arasında - arjantin dahil nice ülkelerden çok daha şahane icra edilmektedir. her şeyde olduğu gibi dans işinde de reklam yapamamaktan kaybetmekteyiz.
aşkı meşki anlatır, erotiktir, seksidir hedelerine hiç girmeyeceğim. kesin olan bir şey vardır ki, tango maço erkekler için bire birdir. zira bu bir oyunsa; oyunu yöneten, yönlendiren er kişidir. bayanın olayı basittir, tüm zerafeti ve güzelliğiyle gözleri kamaştırmak.
arjantin kökenli bir dans türüdür. latince dokunmak,ulaşmak anlamına gelen "tangere" eylem kökünden türediği düşünülmektedir. 19.yy sonlarında Avrupa'da da yaygınlaşmaya başlayan tango bugün taşıdığı kimliği paris'te kazanmıştır. cumhuriyet balolarıyla türkiye'ye gelen bu dansın genellikle orjinal haliyle değil,daha lirik özellikler taşıyan avrupa versiyonu (fransız tipi tango)yaygındır.
öğrenmek isteyenler için temel tavsiyem, önce bir kemik ölçümü yaptırmalarıdır. sakatlanmaları durumunda sonradan geri dönüşü olmayan ciddi eklem problemleri yaşayabilirler.
tutkuyla yapılan danstır. ilerleyen günlerde ister istemez partnerinize aşık olursunuz.
onunda size aşık olduğunu sanarsınız fakat dansın yanılgısı olduğunu anladığınız zaman gerçek aşkın tango olduğunu anlarsınız. duygu karmaşası tutkusudur acı ve aşk.
ilk çıktığı zamanda çift kralın huzuruna geçip efendim size yeni ürettiğimiz bir dansı sunmak istiyoruz der ve bunun üzerine dans başlar.çift dansını bitirdikten sonra krala;
-nasıl buldunuz efendim?? diye sorar.
kral : neden ayakta yapıyorsunuzki?? diye cevap verir ve dans doğar.
"Tango, insanın duygularını, onun ümitlerini, hayal kırıklıklarını ve yaşamın kendisini yakalayan, aşırı dokunaklı bir dans..."
Tango Tarihini merak edenler için : http://www.trforumuz.biz/archive/t-6556.html
üç ay kadar ders alıp bırakmak zorunda kaldığım aşkın dansı.
istanbulda ders almak isteyenler için tangojean'i önerebilirim. öğrenciler için fiyatları da gayet uygun. buyrun bu da link: http://tangojean.net/
"Erkek kadına tuzaklar kurar. Kadın da o tuzaktan kurtulmaya çalışır. Tango budur!"
Eskiden ağzının üzerine siyah bir marti konmuş gibi duran bıyıkları olan, sonra herkesi endişelendiren maceralarını yaşamak için, martıları kesip çok uzaklara giden bir adam bir gece böyle demişti. Ardından da eklemişti:
"Ayaklarıma bakma; tuzağa düsersin. Göğsümü izle! Göğsüm kuracağım tuzağı ele verecektir. Tangoda ayaklar bir ayrıntıdır! Bu, tuzakların dansıdır."
Sonra bir gece bütün kadınlarla dans edip, her birini tuzaklara düşürüp... Bununla yetinmeyip Tom Waits çalarken bir adamla gitgide daha çok erkekleşerek, sanki sonu ölümle bitecekmiş gibi tango yapıp... Martıları alıp sonra, yine çok uzaklara gitmişti.
Tekinsiz danslar
Zaman geçti. Birbirlerini ayaklarına bakarak, etamin işler gibi tango yapanları gördüm. Tuzak kurmayı beceremeyen adamlar, kurulamayan tuzaklarla cebelleşen kadınlar gördüm. Evli çiftlerin ehlileştirilmiş tango dersleri için birbirlerini hırpaladığını, çoktan ele geçirilmiş, teslim olmuş kadınların, kurulmaktan çoktan vazgeçilmiş tuzaklara düşmemeye çalışıyormuş gibi yaptığını gördüm. Bu "pis" dansı, "temizlemeye" çalıştıklarını seyrettim. Bütün bu ehlileştirme çabalarına rağmen her tango dersinin tekinsiz hikayelerle son bulduğunu duydum hep. Tangonun "bir-ki üç" diye öğrenilse, "temizlense" bile tekinsiz bir şey olduğunu...
Tuzakların insanları
Oysa bazı danslar, bazı yaşları bekler. Birine, hiç yüzüne bakmadan bir şey diyebilmek için biraz ihtiyarlamalıdır insan. Tuzaklar oyununu sürdürme sabrı için biraz yaş almalıdır. Ayaklar, birbirine dolanmadan bir sabır oyununu devam ettirmek için kimi yollardan geçmış olmalıdır. Bu kadar efendice kederlenmek, bir keder dansı yapmak içın çalçene acılardan geçilmiş olmalıdır. Bir şeyi çok isteyip de yapmamayı bilmek gerekir tangonun "olması" için.
"Tango istemek ve istediğini belli etmemek dansıdır biraz."
istemek ve istediğine yaklaşmamakla ilgili.
Denizcilerin Arjantin meyhanelerinde "kötü" kadınlarla beraber yarattıkları bu dansın asıl hikayesi, gidecek olanı istemektir.
Tango kalıcı olanların değil, hep gidecek olanların dansıdır.
Ele geçirilemeyenler arasında bir sessiz bir kavga... Beraber bir tuzağın koynuna düşmeyi çok isteyen ve bunu ilk kimin söyleyeceğini yoklayan bir kadınla bir adamın dansı... Çok korkan belli etmeyen iki kişinin birbirine meydan okuyuşu...
"Sevdim de vermediler" ağlaşması değil, "Ben seni hiç sevmedim" yalanı.
Kim önce dökülecek, kim önce teslim olacak sınanması...
Astor Piazzola çalıyor... Aklıma, giden denizcilerin tuzaklarına fena düşmüş, ama hiç düşmemiş gibi yapmış, iki memesinin arasından kan sızarken dönüp giden adama bir kere bile bakmamış kadınlar geliyor.