çaydanlıktaki suyun cezvedeki sütün hemen buharlaşacağını düşünerek fazla fazla koymak...
kavga esnasında tarafların birbirlerini omuzlarından itmesi.dövsün ağzını burnunu kırsın o kadar etkilenmem ama o hareket bitirir beni dizlerim titrer...
pencere! evet bildiğiniz pencereden korkuyorum. karanlıktan yüksekten korkmam ama pencereden ödüm patlıyor. çok güvenliksiz bir şey. kaçıncı katta oturursan otur cama bir vursan kırılır. her türlü tehlike pencereden gelir.
birçoğunun sol düşünceye karşı acaip bir korkusu olduğunu gördüm. durup durup komik ama çoğu zaman saçma başlık açmalar, nereden laf sokacağım diye çırpınmalar. anlamak mümkün değil.
(bkz: gençler sakin)
şöyle bir tuhaf olan korkularımı düşündümde tuhaf bir korkum yok aslında. hatta benim korkum yok be sahiden, şimdi tüm hayatımı düşünüyorum da hiçbirşeyden korkum yok. hee az daha unutuyordum... bir tane var.
öss'yi kazandıktan sonra -hatta tüm üniversite hayatım boyunca- ünal yarımağan'ın bir grup polisle gelip "bir yanlışlık olmuş çocuğum, sistemdeki hata sebebiyle yanlışlıkla yerleştirilmişsiniz" diyerek teselli ikramiyesi vermesi ve beni üniversitemden atmaları. cidden fena tırsmıştım.*
otobüsün camını açmaktan korkarım ben. ya açılmazsa?
hani olayın güçle veya sağlam çekememe (ittirememe) ile alakası falan da olmuyor valla hocuzela. sıkıştım mı sıkışıyo pezemeng! onun için o otobüste eğer cam açılacaksa o işi ben yapmam. vakt-i zamanında fecii rezillikler gördüm her ne kadar kendim yaşamasam da.. empati sağ olsun. öyle bi'şi işte.
kulak çubuğuyla kulağını temizlerken birinin kulak çubuğu olan eline çarpması ve kulak çubuğunun kulak zarını delmesi veya kulağına kalıcı zarar vermesi. evet, biraz psikopatça ama en korktuğum şey budur.
sakızdan.. evet efenim sakızdan korkuyorum. küçükken sakız çiğnerken ölümle burun buruna gelmiş olmanın bilinçaltıma verdiği hasardır bu. hatta öyle bir korkuyduki bu küçüklüğümde odanın kapısına ebeveynlerim sakız yapıştırırlardı ve ben o odaya giremezdim. şu an ise hala sakız çiğnemeyi bırakın, ona dokunamaz haldeyim.