bir kapsülün içinde atmosferden çıkıp, geriye baktığımda dünyayı görmek... sonracığıma kapkaranlık uzay boşluğu... garip ama hayattaki tek korkum neredeyse bu.
cüceler. çok korkuyorum yahu. dikkat çekmek isterim, kısa boylular değil cüceler. düşünsenize gecenin bir yarısı kapıya bir cücenin dayandığını. aman yarabbi...
- kabus görmek
- bir uzvumu kaybetmek
- elektronik eşyalarımın pat diye patlayacak olması
- yollardaki trafik lambalarının "geç" butonlarına bastığımda elektrik çarpacak olması. hele yağmurlu havaysa titreyerek dokunur hemen parmağımı çekerim.
- düzgün olmayan yollarda topuklu giydiysem topuğunun kırılacak hissi olması
tramvay çarpması sonucu ölmek. düşünsene sirkecide, hayyam pasajının önündeki o dönüşte bir anlık dalgınlıkla olan oluyor. lan arkandan şöyle içten üzüntüyle "vahh! vahh!" diyenin olmaz be.
zombilerden korkmak,yatmadan önce hep odanın kapısını olası bir zombi istilasına karşı kilitlemek.bunların sorumlusu
çocukken oynadığımız o atmosferik resident evil'lardır.*
karşımdaki insanın bir özelliğini düşünüp( mesela hocaların) kendi kendime zihinsel alaylar ederken bir anda onun bu düşüncelerimi anlıyor olması. olmasın öyle beyin okuyabilme falan. geliştirmeyin teknolojiyi!
universiteye giderken ucretsiz servisi kacirmak. off anam var ya aklım duruyor böyle bayılasım geliyor. ulan derse geç kalacağına mı yanarsın, bi sonraki servisi beklesen gec kalacan cunku, mal gibi para verecegine mi yanarsin otobuse.
bilhassa toplu taşıma araçlarında birisi telefonla konuşurken karşıya bir telefon numarası verirken o numarayı istemeden ezberlicem diye çok korkuyorum yahu. ya o numara aklımda yer edinirse, ya unutamazsam? oof, off...
mesela double cross hemen hemen hiçbir şeyden korkmaz, ama denizdeyken (yüzerken yani) büyük gemilere yaklaşmaktan çekinir. sanki o dev demir yığını kendisini altına çekecek, pervanesiyle kesim kesim kesecek, ya da çarpıp kafasını gözünü kıracakmış gibi hisseder. aslında tam böyle hissetmez (çekinceleri bu yazılan maddeler değildir) de, anlatması zordur. bir histir. nedense artık. tehdit gibi alır onu.
hatta kendisi 12-13 yaşındayken erdek'de yakınlarda bir iskeleye yanaşan koca tankerin en tepesine çıkıp aşağıya atlamakta bu nedenle rahatsızlık hissetmiştir. yüksekten denize atlamak çoook zevklidir, ama yüzüp o tankere yaklaşmak oldukça rahatsız edicidir.
korku da değildir ki tam, açıklanamamaktadır.
yine aynı bünye (uzayda olan) büyük uzay gemilerinden de aynı şekilde çekinir. (yok görmedim de hiç, öyle geliyo)
"birader giy şu astronot kıyafetini de şunun yan tarafındaki akı kapasitörü bozulmuş onu bir değiştiriver" deseler "sikkktir lan" der.
çok büyük olm.
ama uçaklar ya da diğer kara taşıtları sorun değil. orasını da pek anlamıyorum.
aynaya yakın durup bikaç dakika odaklamaya çalışmadan tam kendi gözlerimin içine bakmak (bi gözden diğerine bakmak değil, uzağa bakar gibi bakmak ama göz bebeklerime kadar farkında olmak) ve kendimden korkmaya başlamak. isviçreli bilim adamlarından duyduğum kadarıyla uzun süre bunu yapmak insanı delirtebiliyormuş.**