sözlük yazarlarının sevdiği şiirler

entry1812 galeri42
    696.
  1. ne olmuş yani şimdileyin
    elmalı şeker yerine
    yarınlı şeker satılıyorsa okul önlerinde
    neyleyim
    neyleyim şimdileyin
    horoz şeker yerine
    umutlu şeker satılıyorsa okul önlerinde
    söyleyin
    söyleyin ne olmuş şimdileyin
    yedi yaşında bir çoçuk
    yumurtayı azık etmişse teneffüse.
    şeker alacak parası yok diye.
    1 ...
  2. 697.
  3. sezai karakoç - köşe

    en sevidğim kısmı:

    tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
    gözlerin kac kişinin gözlerinde gezinir
    sen kaç köşeli yıldızsın...
    0 ...
  4. 698.
  5. (bkz: alfred noyes)-- (bkz: the highwayman)

    buraya yazılamayacak kadar uzun oluğu için sadece isimlerini veriyorum.
    1 ...
  6. 699.
  7. Daha senden ayrılmamıştım bile,
    girdin içime, kristal gibi,
    ya da titreyerek,
    ya da huzursuz, tarafımdan yaralanmış,
    ya da aşkla dolu, gözlerini
    kapatır gibi sana sürekli verdiğim
    hayatın armağanına.

    Sevgilim,
    birbirimizle karşılaştık,
    susuzduk, ve içtik
    bütün suyu ve kanı,
    birbirimizle karşılaştık,
    açtık,
    ve ısırdık birbirimizi
    ateşin ısırdığı gibi,
    yaralar içinde kaldık.

    Fakat bekle beni,
    sakla şirinliğini bana.
    Bunun karşılığında
    bir gül vereceğim sana.
    0 ...
  8. 700.
  9. ne hasta bekler sabahı,
    ne taze ölüyü mezar,
    ne de şeytan bir günahı,
    seni beklediğim kadar.

    geçti, istemem gelmeni.
    yokluğunda buldum seni.
    bırak vehmimde gölgeni.
    gelme artık, neye yarar!
    1 ...
  10. 701.
  11. bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,
    Köylü anlar manasını namazdaki duânın...
    Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur'ân okunur.
    Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ'nın.
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

    Bir ülke ki toprağında başka ilin gözü yok,
    Her ferdinde mefkure bir lisan âdet, din birdir.
    Meb'üsânı temiz, orda Boşolar'ın sözü yok,
    Hududunda evlatları seve seve can verir;
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

    Bir ülke ki çarşısında dönen bütün sermaye,
    San'atına yol gösteren ilimle fen Türk'ündür;
    Hirfetleri birbirini daim eder himaye;
    Tersaneler, fabrikalar, vapur, tren Türk'ündür,
    Ey Türkoğlu, işte senin orasıdır vatanın!

    (bkz: ziya gökalp in vatan şiiri)
    1 ...
  12. 702.
  13. bir kar yağar i̇nce i̇nce !
    komandonun hali nice!
    bir operasyon var bu gece
    vur vur! dağcı koomando !
    vur paraşütçü koomando!
    vur jandarma koomando!

    komando mavi bereli
    gözleri bakar ileri
    genç kızların sevdiği
    vur vur! dağcı koomando !
    vur paraşütçü koomando!
    vur jandarma komando
    0 ...
  14. 703.
  15. Kitabımı sana adamak istedim
    Gözlerine baktım
    Gözlerin yok
    Öpmek istedim
    Yüzüne baktım
    Yüzün yok
    Tutmak istedim elini
    Elin yok
    Isıt sözlerimi yüreğe işleyen kulakların yok
    Anlat bana bişey anlat
    Dilin yok
    Haydi yanyana yanın yok
    Kitabımı sana adamak istedim
    Adın yok
    Güvercin getirdi şiirimi geriye
    Bu dünyada anlattığın kadın yok..

    (bkz: aziz nesin)
    0 ...
  16. 704.
  17. ..
    soy bir portakal yedir bana dilim dilim
    ben uzunminareliyimdir doğma büyüme
    ne yapıp yapıp denizi görmek isterim
    0 ...
  18. 705.
  19. 706.
  20. seviyorsanız eğer;
    geç kalmayın sakın aşkınızı söylemeye
    telgraf çekin, telefon edin,
    mektup yazın.
    uçaklara, trenlere
    tüm taşıtlara binin.
    koşun, arayın, bulun,
    haber gönderin, birine anlatın...
    duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın.
    yani deneyin bütün olanakları,
    hiç olmazsa; iki yaprak
    samanlı kağıda yazın.
    ama sakın geç kalmayın!
    aşkınızı söylemeye.
    0 ...
  21. 707.
  22. ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
    ona sorarsanız: ’lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
    bana sorarsanız: ‘on senesi ömrümün...’
    bir kurşun kallemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
    bir haftada yaza yaza tükeniverdi
    ona sorarsanız: ’bütün bi hayat...’
    bana sorarsanız: ‘adam sende bi hafta...’
    katillikten yatan osman; ben içeri düştüğümden beri
    yedibuçuğu doldurup çıktı.
    dolaştı dışarda bi vakit,
    sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
    dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...

    şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
    ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
    rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
    fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.

    yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
    ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor

    pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
    sonra vesikaya bindi
    bizim burda, içerde
    birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
    şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız

    ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
    daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı hiroşimaya
    boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
    sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
    fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
    ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya

    ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
    ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
    ‘onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
    korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
    ve kahreden yaratan ki onlardır,
    şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’

    ve gayrısı
    mesela, benim on sene yatmam
    laf’ı güzaf...
    .

    nazım hikmet ran
    0 ...
  23. 708.
  24. Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın.
    0 ...
  25. 709.
  26. 710.
  27. kimdi o kedi, zamanın
    eşyayı örseleyen korkusunda
    eğerek kuşları yemlerine,
    bana ve suçlarıma dolanan?

    gök kaçınca üzerimizden ve
    yıldız dengi çözüldüğünde
    neydi yaklaşan
    yanan yatağından aslanlar geçirmiş
    ve gömütünün kapağı hep açık olana?

    yedi tül ardında yazgı uşağı,
    görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o
    ve bağlanmıştır körler
    örümcek salyası kablolarla birbirine
    sevişirken,
    iskeletin sevincini aklın yangınına
    döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla.

    yine de, zaman kedisi
    pençesi ensemde, üzünç kemiğimden
    çekerken beni kendi göğüne,
    bir kahkaha bölüyor dokusunu
    düşler marketinin,

    uyanıyorum küstah sözcüklerle
    ey, iki adımlık yerküre
    senin bütün arka bahçelerini
    gördüm ben!

    (bkz: nilgün marmara)
    0 ...
  28. 711.
  29. (seranat)
    yeşil pencerenden bir gül at bana
    ışıklarla dolsun kalbimin içi
    işte güz gibi geldim kapına
    gözlerimde bulut saçlarımda çiğ.
    A.Muhip dranas
    0 ...
  30. 712.
  31. "Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim," dedin,
    "bundan daha iyi başka şehir bulunur elbet.
    Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
    -bir ceset gibi- gömülü kalbim.
    Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
    Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
    kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
    boşuna bunca yıl tükettiğim ülkede."

    Yeni bir ülke bulamazsın.
    Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda
    dolaşacaksın. Aynı mahallede kocayacaksın;
    aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
    Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma-
    Bineceğin gemi yok, çıkacağın yol yok.
    Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
    Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

    KAVAFIS
    0 ...
  32. 713.
  33. 714.
  34. O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,

    arkalarında doldurulması

    mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.



    Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,

    en güzel yerde başlatılsaydı eğer.



    Utanılacak bir şey değildir ağlamak,

    yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer



    Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,

    çalınan birinin kalbiyse eğer.



    Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,

    insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.



    O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,

    hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.



    Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,

    kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.



    Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,

    öylesine delice bakmasalardı eğer.



    Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de

    kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.



    Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,

    son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.



    Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,

    meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.



    Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,

    beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.



    Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,

    tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.



    O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,

    yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.



    O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,

    son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.



    Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,

    her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.



    Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,

    dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.



    Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,

    namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.



    Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,

    dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.



    Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,

    sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.



    Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,

    kulağına okunacak biri olsaydı eğer.



    inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,

    kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.



    Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,

    ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.



    Issızlığa teslim olmazdı sahiller,

    Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.



    Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.

    Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,

    ya canım ellerini tutmak isterse...



    Evet Sevgili,

    Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,

    kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,

    mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!



    - CAN YÜCEL -
    0 ...
  35. 715.
  36. Hışımla bir sigara tüttürür
    ve tarafsız bir uykuya dalarsın, uyandığında
    pencereler ve kederin şafağı karşılar seni, borazanlar yoktur;
    bir yerlerde, sözgelimi, bir balık- heryeri göz ve kıpırtı-
    suda oynaşır durur; o balık
    olabilirdin, orada olabilirdin, suya mahkum,
    göz olabilirdin, serin ve asılı,
    gayrı-insan; giy ayakkabılarını, geçir
    pantalonunu, hiç yolu yok evlat, hiç-
    olmayan havanın hiddeti, ölü menekşeler misali
    benzeşmişlerin küçümseyişi; haykır, haykır,
    bir borazan misali haykır, gömleğini geçir sırtına,
    kravatını tak, evlat: mandolin gibi
    hoş bir kelimedir keder, ve enginar gibi tuhaf; keder
    bir kelimedir ve bir yaşam tarzı; kapıyı aç,
    evlat; uzaklaş oradan.

    (bkz: charles bukowski)
    0 ...
  37. 716.
  38. bir gün eleni'nin elleri geliyor
    her şey değişiyor.
    ilk istanbul şiirden çıkıp yerini alıyor
    bir çocuk ilk gülüyor
    bir ağaç çiçek açıyor.

    eleni'den önce
    daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım
    sabahları, akşamları bilmiyordum daha
    bir gün bakıyorum akşam ellerimde gözlerimde
    bir gün sabah her yanım.

    eleni geliyor
    dünyaya bakıyorum
    dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
    sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
    o gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum
    brise marine'i yeniden
    yeniden annabel lee'yi.
    eleni ile anlıyoruz
    bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
    deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.

    bir gün eleni'nin elleri geliyor
    bir sokaktan ilk defa deniz görünüyor.*
    1 ...
  39. 717.
  40. yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama
    yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun,
    güneşi sevdiğini söylüyorsun ama
    güneş açınca gölgeye kaçıyorsun,
    rüzgarı sevdiğini söylüyorsun
    rüzgar çıkınca pencereni örtüyorsun.
    işte bundan korkuyorum çünkü
    beni de sevdiğini söylüyorsun.
    1 ...
  41. 718.
  42. gelecegim, bekle dedi, gitti.
    ben beklemedim,
    o da gelmedi.
    ölüm gibi bir şey oldu.
    ama kimse ölmedi.

    (bkz: özdemir asaf)
    1 ...
  43. 719.
  44. ...ben sana düzenli olarak telefon ediyorum.
    adlı bir cengaver olarak telefon ediyorum.
    hakiki cinayetler işleniyor görüyorum.
    isa görüyor, şeyhim görüyor, ben görüyorum.
    ben sana düzenli olarak telefon ediyorum...
    *
    0 ...
  45. 720.
  46. daha nen olayım isterdin.
    onursuzunum senin.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük