çok iyi fal bakıyorum, özellikle tanımadığım kişlierin hayatlarını okduğumu söylerler. öyle ki bir arkadaşımın arkadaşı fal baktırdıktan sonra kız korkup kaçıp gitmişti ortamdan. bazen ben de kendimden korkuyorum.
yeni aldığım telefonum yere düştüğünde, bakmadan önce gerilim müziği çalarım *. sonra aniden telefona bakarım. zarar yok ise rahatlar bir ohh çekerim *. bir de aklıma mutlu olduğum anlar gelince suratımda salak bir sırıtma oluşur *.
görülen her aracın plakalarını ezberlemeye çalışmak.
zamanın saatini dakikasını ve saniyesini toplayıp çıkan sonucu yuvarlayarak çift sayı elde etmek.
görülen her yazıyı okumak.
yandaki kişi mesaj yazıyorsa gizli saklı mesajı okumaya çalışmak.
sol gözü küçültüp sağ gözü büyüterek hastalıklı kişi bakışı yapmak.
geç yatmak akabinde geç kalmak.
dar(duvarların vücuda temas ettiği kadar) alanda kalmak.
kaldırım taşlarının kırmızı olanlarına basıyorum, siyah olanlarına basmıyorum. bu olay psikolojime göre değişebiliyor. bazende bir kere kırmızı olanlara bir kere siyah olanlara basmak sureti ile değişiyor. ama asla 2 kere aynı renk taşa basmıyorum.
yemek kültürümüzün sınırları dahilinde olmak şartıyla yemediğim tek gıda maddesi bamya' dır. çikolata sürülmüş ekmek ve koyun peynirini bir arada yemeye bayılırım.
-bir gün çok mutluysam mutlaka ertesi günlerde depresyonun dibine vururum. hiç şaşmaz.
-hayır demeyi bilmeyen ben şimdi uçan kuşu durdurup hayır uçamazsın diyecek kıvama geldim.
-sevmediğim insanların adını başka birinde bile kullanmaya tahammülüm yok. benim için o isim o kötü karaktere aittir.
-telefonum olmadan yaşayamam ama, rehberim olmadan çok iyi yaşarım.
-eğer biri bana doğum günümde en sevdiğim renk olan mor araba alsa tabiki mutlu olurum ama o kadar da olmayabilirim, mesela mor lahana alır bunu da çok sevimli bir şekilde paketler, "en sevdiğin renk ile en sevdiğin sebze, benden daha lezzetli olamaz ama" gibisinden bir konuşmayla karşıma çıkarsa evlenebilirim. düşünüldüğümü kanıtlar bu bana.
-aşırılar aşırısı unutkan biriyken bir işletmenin tüm sorumluluğu üstümde olması bana çok garip geliyor. masamın her yerinde halil sezai modunda post-it uyarılarıyla yaşıyorum.
-hayatta herkesten ve her şeyden çok abimi seviyorum. ona birşey olsa toparlanmam bir ömür sürer gibi geliyor. *
-fenerbahçeli olmayan bir adamla sırf bu yüzden evlenmeyeceğimi biliyorum.
-kalitesiz müzik dinleyen arkadaşlarımla orjinal fikirlerimi asla paylaşmam, anlayacaklarından emin olamadığımdan.
-efsane yemekler yapar, hayvanlar gibi yemek yerim ama kilo bakımından senelerdir hiçbir değişimim yok. neredeyse liseden beri hep aynıyım.
-çok çabuk sinirlenen bir yapım var ama bunu yapmak bile çok zor.
-bi de tartışmaya girdiğim insanların iq süne göre tavır alırım. eğer hakikaten sıkıntılı bir tipse tartışmayı sürdürmem, "hee otorite sensen haklısın ben öyleyim" falan der sustururum.
-bi de böyle anketli başlıkları pek severim çıkıp çıkıp gelip doldururum. *
huy mudur fobi midir nedir bilemem de pandomimci görünce hayattan soguyorum, o an ölmek istiyorum, midem bulaniyor ve ates basiyor. tum pandomimcilerin amk.
çay bardağındaki çayın şekerini karıştırırken kaşığı bardağın kenarlarına değirmeden karıştırırım ses çıkartmamaya çalışırım. ses çıkartarak karıştıranlara sinir olurum başta anneme.
sofra da ortaya konan zeytinyağlıları falan herkes kendi kaşığıyla alınca uyuz oluyorum. aç kalsam da yemem o yemekten. servis kaşığı diye birşey var canım!
biriyle ilk tanıştığımda onunla ilgili ne düşünmüşsem öyle kalıyor. hele ilk izlenimim kötüyse iyiye asla dönüştüremedim. iyiyse kötüye bazen dönüşebiliyor.