istediğim gibi değil bu gök
şu yıldız orada değil de
azıcık daha yakın olsaymış
ateş elimi yakıyor hem
sular her yere akıyor
geçen gün bana olanları düşündüm
delilikti anahtarı bana vermek
hem sonra kaç kapı var
hangisini açınca ben
değirmen olup öğütülünce
anlıyorum
sonra leylak kokusunu
ve gerçekle düş arasındaki
sarhoşluğu koydun
fikrim değişti
böylesi iyiymiş
şimdi zeytin
ve biraz süt
nehrin kenarında
sabah dediğimiz başkalık
bildiğim ilk kadına
rüya gördüm
belim kırıldı
parmaklarım dondu
büzüldüm kaldım
sonra anlıyorum
noktayı böyle koymuşsun
yanından dolaştım
şiir olsun diye
hem zaten bütün bunlar
tiyatro ve hıçkıran sütunlar
oyun içinde oyunlar
sonu sana açılan bir
labirent değil midir
o yaz, değişik bir şekilde
rehindim
ilk uzak yaz, ilk zehir
bir çuval dolusu
çıra ne demektir
bilirim nasıl korkutucu
içine sokaklar koyarsın
yürürler aslında
kendi kafalarındaki
sokaklarda
ah sen,
bu düşünce çok dar
herkes seni bir fikir sanıyor
taştan bir heykel gibisin
kımıldamıyorsun
başka türlü vidalanmışız
neden susuyorsun
üstelik o kadar kötü değil
basit bir fıkra gibi anlatılır
üst komşu size gelir
sabuna basıp düşersin
yüzeysel
ben seni düşünürken
aslında kendimi düşünürken
aklımın padişahı
yeni bir ferman yayınladı
bundan sonra
adını anmak ayıp değil
senle barıştım
çiçek sevgisi gibi bir katilin
gardiyan duyarlılığı benimki
kavga öncesi kibarlık
hemzeminiyim oysa
bütün küfürleştiklerimin
bir kolonya tutanım olmayacak
iki büklüm kalsam
ben kurguladığın o yılı düşünürken
aslında kendimi yüreklendirdim
herşey çok daha iyi olabilirdi dedim
bütün herşey
bambaşka olabilirdi
ama olasılıklar kirlendi
öyle yanlış tuşlara bastım ki
senfoni raydan çıktı
şu şu renkler olmamış
gözümü alıyor gözlerine
bakınca içimi gıdıklayan
o bozulmamış manzara
yaz sayfalarca
ve yıllar geçsin unut
bütün bunları bir gece hatırlamam gibi
başımdan geçenleri
sokakta saymam gibi
içten de gülemiyorum
arabesk bir çığlığa
kesiyor frekans
ve saatler gecikiyor
aceleci göreliliğime
ah benim göreliliğim
hep kendime göreliliğim
bunlar da olmamış
beni affet
ama sırtımdaki kamburla
beni içine bıraktığın oyunlar da olmamış
adını şiir koyduğum
ayın şavkı koynumda
o korkunç sarhoşluğa
bakıyorum rasgele
güzelliğine doyamam
görsem de beş vakit
bildiğim tek çalgının
tuşlarına basıyorum rasgele
seviyorum
bunu iyi ki yapmışsın
yoksa dönmenin bir anlamı olmazdı
kendi ekseni etrafında
ve ışığın etrafında
sarhoşluk da olmazdı
sular yine akardı ama
onu bin renge boyayan olmazdı
bunu iyi ki böyle yapmışsın
sevgilim
seni çağırıyorsa
saatlerin gizli çığlıkları
karanlık yakandan çekiştiriyor
şarkılar yavaşça susuyorsa
içindeki ses
gitmen gerektiğini
fısıldıyorsa usanmadan
git
taşlar böyle
kareler böyle
ve bize olması gerekeni
yapmaktan başka ne düşer
eğer seni mutlu edemiyorsa
bu çizdiğin
silgini kullan
sil
sonunda küle dönüşür yanabilen herşey
yaktıysan gerisi gelir
zamanı içiyorsak
alır elimizdekileri vaktinde
birisi gelir
göç kaçınılmaz
için çıkmaz sokaktır
biz hep
kendi içine kilitlendiği odasının
kayıp anahtarlarını bulmak için
başkalarının düşlerine sızmış
ajanlar değil miyiz
yoksa aşk sahiden
masal mı
rüya mı
ama kutsal değil
sevgilim
eğer seni başka bir gezegen
başka bir yıldız
başka bir sönmüş yıldız
çağırıyorsa
sürükle ve bırak
beni geri dönmeyişim kutusuna
sana son düşümle bir ev yapmıştım
ama dardı
çocukçaydı
yaz kış soba dumanı
olmadıysa
zorlama
katlar kaldırırım ne varsa
sevgim kırışmaz
bunu bil
bundan bilmem kaç yüz gün önce ateşe verilmiş
arabesk günler geceler kaçmış genzimize
tanrıdan habersiz
bir gün çıkıp gelir bakarsın
hayatı sıfırlanmış mazimiz
zamansız düşmüş yüzüme
arka bahçedeki nefesinin izi
sinsi hastalıklar etrafımda
sürgün eder dizi dizi
yokluğun bir roman
iki nokta üst üste parantez ve düz çizgi... ***
ne zaman kuzeyden yıldız vursa
güneyden keza kıble
polen sevgilerim dağılır
kalıcı bir nezledir aslında
hangi kış günü aktıysa burnum
senin hayalinin miladıdır biraz
çiçek aşısı mı tetanoz mu
anlayamadığım izler misali omuzumda
sıcak odada şişen yanağımın üstüne yatışım
okulu asmak için kazandığım kozdu doğrusu
ayazda poğaçaya olan hasretim
camlara yapışan buğusu
ve üzerine yapışan susama kadar dayanmışken
aylardan ocak
elişine olan bakışım mevsimsel bir salaklıktır
deyip bir ince atkı özlemini
kısadevre şeklinde inip kalkan çubuklara vuruyorum
Tıpkı sana olduğu gibi...
Yatağımın yalnızlığınla paylaştım böldügüm roccomun yarısını
ayırdım battaniyemi yorganımdan yalnızlıgımla gece yarısı
bekledim yalnızlıgımın bıle yanımda olmadıgı gunlerde suprızını
koca kafamda bile bulamadım senin yerini
köfteme pilav bulamadım senin kadar beyaz
ömrümün geçtıgını sandıgım yollarda düsürdüm 2.5 ytl paramı gecen yaz
gölgem tek basına kocaman karelerde
biramın yarısını ictim bardagımdan
tek sigarasını hersey gıbı ters koydu herzamanki gibi kutusuna cix cocuk
fix dilegini dilerken.
evine bi heyecansız gitti
sabah 8.45 dersinden sonra anahtarınla girdi içeri
yoktu gelinciklerin sahibi ne yatakta ne banyoda ne yemegin basında
nede bulaşıkların
2 hafta beklemeler sahipsizdi özlemler gibi
yol 1.45 deil 1 saatti artık cabuk gecerdi zaman kavusmalarsız
5 ile hiç carpmadım dakıkaları uzun zamandır
yeşil winampımla dinlenir gozlerım artık gözlerinsiz birde 3 camdan kalple
kırık anahtarlıgım soyler adını apartman kapılarında
donuk kareler gozumun onunde birde hafif bi tınıyla yıllar sonra...
h ancının beklediği gibi kimsesizliği, a vluda peşi sıra koşuşturan çocuklar gibi, y ükseklerden inişe geçmiş bir şahin gibi, a nlık ego tatminleriyle telafi edilen geceler gibi, t ümden kalmış bir tümsek boşluk gibi, ı lıman bir iklime adapte olmaya çalışan bir kutup ayısı gibi,
s adece gözlerden okunabilen hüznün tezeğe karışmış kokusu gibi, i lk ve son kez dokunulan bir bedenin şehveti kucakladığı gibi, k ardelenlerin tüm beyazlığını yitirdiği bir kisve gibi, m utsuzluğun mutluluğa yeterince doyduğu bir silik anı gibi, e fkarın esip geçtiği küllenmiş düş kırıklıkları gibi, k itap raflarında bile saklanılamayan aşkın yükünü taşıyamamış sayfalar gibi...****
s on dokunuşlardı yağmurdan arta kalan birikintiler gibi, e vliya sabrı vardı sanki sende taşkına uğramış bir sel gibi, n imet sanılan bir ekmek tanesinin sıcaklığı gibi bir kalbin vardı, i lk kez çarpandı beni gözlerinin hapsi,
i natçı keçiler gibi didişip durmaktı aramızdaki oyun, s anki çocukluğumuzun geçtiği bir son duraktı t üm o aramızdaki çocuksu bakışlar, i stemekti delicesine bir saklı meyvayı, y üce adem ile havva gibi, o lmayacak bir ipte atlamak gibi r asyonel olmayan bir sevdaydı, u zaklaştıran birbirimizden bizi, m enfaatlerimizin kendi sesleriydi...
yazmıyorum düşüncelerimi
o her kelimesinde ölüm kokan düşüncelerimi
her kelimesinde haykırışlar olan düşüncelerimi
kim engel oluyor bana
bilmiyorum...
belki de bir insan?
yazmalı mıyım?
oturupta yazmalı mıyım?
tüm bildiklerimi, hissettiklerimi
ve haykırışlarımı
ama hayır
birileri bana engel oluyor
bu birileri hep engel oluyor...
(ece gkscg).
birilerinin engellemeleriyle sürüyor hayat
bazense baskılarıyla
ne kadar beynimi zincirlediklerini sansalarda
düşüncelerim özgür ve yayılıyor
durmak bilmeden
yorulmak nedir bilmeden
işte bu bir insanın muhteşemliğidir
bir insanın mucizeliğidir
ve şimdi düşüncelerim özgür
ve ilerliyor istediği hedefe
ve sizler beynimi zincirlediğinizle kalacaksınız
sadece bununla övüneceksiniz
oysa ki bilmiyorsunuz
düşüncelerimin gücünü (......)
(ece gkscg).
şiirlerde işlenen aşklar misali,
imkansızdır kavuşmalarım.
kavuşmak isteyip de
kendimden kaçtığım,
kaçarken geriye bakamadığım
ve özleyemediğim aşklarım.
"her aşk katilidir bir öncekinin"
demiş ya şair,
benim aşklarım katilce değil
kardeşçe yaşar ruhumda.
birbirini örer, büyür,
her ilmek;
sanki bir öncekinin devamı gibidir,
kaldığım yerden devam etmek gibi...
her aşk bir masaldır
kalbime anlattığım.
sonu gelmez bir kaynaktan
kanarcasına su içtiğim,
gözlerimi açtığımda
biteceğini bildiğim masallardır...
en son 4.sınıfta yazmıştım, 10 kasım ile ilgili.
On kasımsın sen
Atatürk'ün ölüm günü
Bizi üzen Atatürk'ün ölümü
Atatürk'ü bırakmayız.
Zalim ölüme
Atatürk'ü çok severiz.
Çünkü Türk çocuğuyuz biz.*
bana fazla soru sorma,
güzel bir geçmişim olmadı hiç bir zaman...
yüzümdeki yaraların sebebini sorma,
hiç birini hatırlayacak takatim yok.
kıskanma yalnızlığımı, hele ki ben onun esiriyken!
sakın bakma gözlerime, çok korkarım.
iyi bir insan olduğumu düşünme bile, aldanırsın.
yirmi iki senelik bir başarısızlık örneğiyim yaklaşma bana.
ateşinle bile gelme karamsarlığıma, sönersin.
kanma iltifatlarıma, mesafeni koru her daim,
bakarsın bir sabah uyandığında yok olurum.
dokunma bana hiç bir zaman, yeterince kavruldu bedenim.
izin verme saçlarını koklamama, çok özlerim.
hayatımda yer alma bu kadar... paylaşma bahtımı, üzülürüm.