bir kirpi ki, baksan kuğudan güzel,
bir kirpi ki, okşasan pamuktan yumuşak,
bir kirpi ki, öpsen çiçekten mis,
bir kirpi ki, hiç de kirpiye benzemez,
bakmayın boşuna göremezsiniz,
herkese görünmez.
ancak kör ozanlar görebilir onu. **
köşe bucak mutlulukları vardı
sahteydiler hep.
hep saklı
mutluluklar
vardı..
hep var olan,
tek var olan,
hüzündü..
çokluğun hüznü
mutluluğun yalnızlığıydı
yalnızdı mutlulukları..
bu sabah kar yağıyor cennetime
biraz sonra aynı tenin olacak dünya
dokunacağım
beyaz, pürüzsüz ve yumuşak,
benim olacak.
kar yağıyor cennetime
bana dokunuşunu hissettirecek
her tanesinde, parmaklarıma seni sızlatıp
kırmızı burnumu ağlatacak belki
gözlerimde donup kaldığında anların
benim olacak.
kar yağıyor cennetime
soğuk olacak sokaklar
mavi bakacak şehir
gözlerin gibi gerçek,
benim olacak.
kar yağıyor cennetime
bir kez daha seninleyim
uçsuz bucaksız beyazlığın
en ötesinde
haberin olmacayak, sana,
şarabımı aşkına kaldıracağım
karlar yağacak cennetime
kalbimin her köşesi buz tutacak
ben seni hatırlayacağım
aşkın içimi ısıtacak
belki öleceğim
ama benim olacak.
Tenin, zamanın sonsuzluğunda
Hapsolurken;
Kokun, bedenimin kıvrımlarına yerleşir.
işte o an, ikimiz
Karanlığın gölgesi gibi
Sahipleniriz ansızlığı,
Kimsesizliği ve yalnızlığı;
Sanki sonu olmayan bir masal gibi...
küçükken yaptığım çamurdan saraylarım var sadece
sana sunabileceğim.
ve bir de kimse tarafından
kirletilmemiş sevdalarım
böğürtlen çalısına tkılıp düştüğüm
gün ağlamamam için
beni öpen sevdamsın
sen, ben başka birileri olmuşuz
ve renkleri süzülen bir gece boyu
denizin sesine sarılarak
cennetin bahçesinde
peşpeşe solmuşuz
sabah saatlerin geçersizliği
birden düşlüyoruz
rüyalı sözler olup
eski bir deftere işleniyoruz
iyice dolmuşuz
demek ki bu biziz
ve yorulmuşuz
kendimizden kaçarken
aşka tutulmuşuz
ve renkleri süzülen bir gece boyu
denizin sesine sarılarak
cennetin bahçesinde
peşpeşe solmuşuz
amaçsız kaldırımın kenarında yürüdüm dün gece.
hiç ama hiç bir şey seni hatırlatmadı ilk defa.
sanki sanki ruhum seni düşünmek zamanlarında yıllık izine çıkmıştı.
ve ben yürüyordum...
göz torbacıklarımın altında hafif bir ıslaklık vardı.
yağmur hissi uyandırdı bir an bende.
oysa oysa gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu,
çoban yıldızı bana bakıyor, ben bense boşluğa.
evet yağmur değildi bu, bu bu gözlerimin bir şeyler mırıldanmasıydı.
beni gecenin sessizliğinde kendine çeken bu buğu da neydi?
hayır hayır seni düşünmüyordum ki ben.
"git dersen giderim" demeni de düşünmüyordum.
hiç aklımdan çıkmayan; gözlerinin o muhteşem çekiciliğini bile düşünmüyordum.
geçirdiğimiz güzel günler mi? haha çoktan unutmuştum!
seni düşünmüyordum...
bir zamanlar beynimde yankılanan çığlıklarını hiç atmamışsın gibiydi, onu da unutmuştum.
nihayetsiz bir sevdamız mı vardı? o neydi ki?
tarifi mümkün olmayan bir acı vardı kalbimin derinliklerine giden tünelde.
yok yok senle bir alakası yoktu ve ben seni yine düşünmüyordum...
"kal dersen kalırım" cümlen de yoktu beynimin rod balans geçirdiği saniyelerde.
ruhum serkeş, ruhum aptallaşmışmıydı? neydi?
sanki sanki ruhuma uykudan hafif geliyordu ölüm.
ama ben seni yine düşünmüyordum...
ben,
sana "git" dediğim anı düşünüyordum sadece.
bu cümleden sonra bana bakışını düşünüyordum sadece ve sadece..
ben seni düşünüyordum...
Siyah, karanlıktır. Bazen korku, bazen kin, bazen çaresizlik...
Beyaz, ışıktır. Bazen umut, bazen mutluluk, bazen aşk...
Siyahtan beyaza doğru...
Küçük bir oda; karanlık ve ıssız.
Küçük bir oda ve bir adam; siyah ve yalnız.
Küçük bir oda, bir adam ve hiç; karanlık, yalnız ve hiç.
Küçük bir oda, adam ve yaşam; siyah, yalnız ve kıvılcım.
Küçük bir oda, bir adam ve ışık; siyah, yalnız ve umut.
Küçük bir oda, bir adam ve kapı; siyah, yalnız ve aşk.
Küçük bir oda, bir adam ve aşk...
Küçük bir odadan çıktı adam, yalnız.
Karanlık ve küçük bir odanın esiri, yalnız ve siyah adam.
Odadan çıktı adam.
Siyahtı, yalnız ve ürkek.
Küçük bir odaydı karanlık, yalnız ve siyah.
Bir ışık girdi sonra, bir kıvılcım; umut ve telaş.
Siyahtı adam, karanlık.
Adam odadan çıktı, ışık arkasından ve umut.
Adam odadan çıktı karanlıktı, telaşlıydı.
Bir ışık, odaya giren umut.
Adam yürüdü.
Adam yürüdü, umut yürüdü.
Adam yürüdü ışık ona yol oldu.
Bir yol, uzun ve beyaz.
Beyaz bir yol, uzun ve ihtişamlı.
Devam etti adam.
Işık büyüdü, umut büyüdü.
Yürüdükçe ışık daha bi' beyaz, yol bembeyazdı.
Siyahtı adam, karanlık. Işık yol gösterdi ona.
Işığa yürüdü.
Yol gitti, adam gitti.
Adam durdu.
Bir ışık, bembeyaz bir ışık.
Baktı adam, yürüdü.
Gördü, bembeyazdı; ihtişamlı ve eşsiz.
Daha önce görmediği bir beyaz.
Daha önce hiç görmediği bir beyaz.
Beyaza gitti, her adımda kurtuldu karanlıktan, her adımda daha da yaklaştı beyaza.
Her adım onu uzaklaştırdı siyahtan.
Beyazdı, bembeyaz.
Aşktı.
Kocaman bembeyaz bir aşk.
Durmadı adam, yürüdü.
Adam yürüdü, aşk büyüdü.
Bir adam, simsiyah bir odadan çıkıp beyaza koşan.
Bir adam, aşkı beyazda bulan.
Adam siyahtı, O beyaz.
Bir aşktı, siyahı beyaz yapan.
Bir aşktı karanlığına ışık tutan.
Bir aşktı, işte o adamı adam yapan.
Bir adam, aşk; Beyaz ve sonsuz.
Bir adam, O ve Aşk...
Ve aşk...
bir ince çizgi,
sağ yanında mutluluk, gün, ışık.
solunda ise siyahla özdeşleşmiş her şey
asillik dışında.
her gün binlerce kez geçiyoruz o çizginin üstünden.
hiç bakmıyoruz basıp çiğnediğimiz yerlerin ne olduğuna,
bakmayacağız da.
ömür boyu hudutun iki yanını kavuşturan tren seferleri olcağız.
ne hududun o yanının, ne de bu yanının vatandaşı.
sürekli bir ortak paylaşım.
paylaşmayın,
yok yok
ya da paylaşın.
çünkü kendimi ne o tarafta hissedebiliyorum
ne de bu tarafta.
çizgi ise bana en çok acı veren yer.
olsun,
yeter ki sürekli devam etsin yolculuğum,
yeter ki yolda kalmayayım,
yoksa hududun o yanı da
bu yanı da
aslında benim vatanım.
Sen kalbimin kuzey noktası,
atlaslara çizmekten sakındığım.
Ekvatorumda ne zaman bir sevda kanat cırpsa;
eriyorsun güneye doğru.
...
...
...
...
Gözlerimi sel basıyor!
Gündüzlerimi gecelere vermeyi istemezdim ben
Henüz ışığı görmemişken,
karanlığa mecbur olmayı..
Zor güzeldir derdim ama,
istemezdim böylesine imkansızı yaşamayı..
Seni seyrederken gözlerimi unutmayı..
Karanlığa dalmadan önce umutsuz hayaller kurmayı istemezdim ben
Bilinci bilinçsizliğe katıp kabuslarda boğulmayı..
Her gözlerimi kapatışımda,
istemezdim soğuk yokluğuna sarılmayı..
Bi tarafım kalabalıklarlayken,
kendimi ıssızlara atmayı..
Sana baktığım gibi, bi başkasına bakabildiğini bilmeyi istemezdim ben
Tekliğinde olmadığım birine istemezdim ben aşık olmayı
Gözlerinde bir an olabilmek için
kendimi umulmadık yerlere taşımayı..
Hayatımı uçurumun kenarındaki kırık umutlara bağlamayı istemezdim ben
‘’Ya tamamen giderse’’ korkusuyla ölümümü yaşamayı..
Hayallerimi görünmezliklere bağlamayı istemezdim ben,
ve onlarsız var olmayı..
Siyaha vurgun olduğumda, gördüğüm bütün beyazları karartmayı…
Yanında nefes almanın ne olduğunu bilebilseydim, buna senden uzakta katlanmak istemezdim ben
Senin olamayacağını anladığımda, yutkunup susmaya mahkum kalmayı..
Varlığın bi başkasına aitken istemezdim ben içindeki boşluğa hapsolmayı
Ama sırf sana ait olduğu için boşluğuna razı olmayı..
Vuslat Kadehinden yalnızlık içiyorum yudum yudum, ağlaya ağlaya...
Gönlümde sevda yaraları, kanar durur acıya acıya...
Hani giderken gözlerimden kalbime damlayan kor damlalar vardı ya,
Şimdi saçlarımda kar olarak duruyorlar...
Sen, her sözümde sen, dünümde sen, bu günümde sen, yarınımda yine sen...
Ben, sensiz geçen günlerde yanacak ben, seni hep uzaktan sevecek ben...
Ve sen, benim bildiğim sen, eğer sen de beni terkettiysen...
Geri dönme istemem, belki bir gün özlersen...
kapının önünde uykluyorum şimdi
ayazda titreyen bir ayyaş gibi...
hiçbir alkolün unutturamayacağı acıları
kendimle paylaşıyorum.....
bir nevi sırdaş oluyorum kendime
ve şarap gibi seviyorum sevdiğimi,,,
nefret ettiğimden de
ŞARAP gibi nefret ediyorum...
kanlı bir zeytin dalı uzatıyorum sana.
haydi barış benimle.
siyah kanatlı güvercinler uçuracağız.
ay ışığında.
çalı tohumu atacağız beraber toprağa..
ve çok seveceğiz çalılarımızı..
kirli kanımızı bağışlayacağız kızılaya.
sevaplarımızla yanacağız cennette.
şimdi katıl bana.
sana vaatlerde bulunmuyorum.
sadece benimle ol istiyorum okadar.
tek sorunum kalbimin ses yalıtımı.
gece yarısının o tanıdık hüznüyleyim yine
kalbimde tarifsiz bir sıkıntı
duvarlar yaklaşıyorlar yavaş yavaş
ve zaman geçmiyor, bitmiyor o öldürücü karanlık
gözlerim tavanda ama görmüyorlar
önlerini kapkara bir hayal perdesi kapatmış
senin silüetin yansıyor o perdeye
tuttuğun o üşümüş eller
bana ait değiller, en çok canımı acıtan da bu zaten
kulaklarımda bir şarkının hayali sesi yankılanıyor
'kalbinin sahibi ben olmalıydım...'
haketmedim mi seni söylesene
sevgimden başka verecek neyim vardı?
canımı mı istedin, alsaydın o zaman
neden yaşamama, bu acıyı çekmeme izin verdin?
...
kalp atışlarım yankılanıyor sanki
gözlerim yavaş yavaş kapanıyor
ıslak yanaklarım üşümüyor artık
acı bitti şimdi...
ben yokum artık...