parlak, birer gün gibi
yolun ortasındaki beyaz çizgiler
rüzgârın önüne katılmış sanki
ben giderim, yol gider
ben biterim, yol biter
savruk hasretlerde harmanladık
koca bir ömrü, öyle pervasız
şuursuz savrulduk, yarınsız kaldık
öyle içten, öyle ansız
ben ürkek, yol amansız
yürür gibi şimdi ay üstüne
adımlarım keskin ve fakat histerik
kulak verip cama çarpan rüzgâr sesine
asfalt adımlarımla kesik kesik
ben mahçup, yol alabildiğine dik
şafak söktü sökecek ufukta bir gar göründü
yolcusu yok, bu gar bekleyenlerin garı
gecenin tenhalığı, can havliyle süründü
ben yorgun, yolculuk da tükendi gayrı
yol ayrı uzanır, ben yoldan ayrı
otobüs yorgun, çömelecekti şimdi
son demi yolculuğun, kayboldu ağır keder
hemen bütün yolcular, birden bire irkildi
ben giderim, yol gider
ben biterim, yol biter
anlam veremiyorum
nasıl oldu
nasıl kaybettim kendimi
nede olsa
alışık olmadığım şeyler bunlar
rahatsız ediyor yavaş yavaş...
kaçmak için çabalıyorum
kaçmak için attığım her adım
daha çok yaklaştırıyor
büyüyor hayallerimde
uzaklaşamıyorum rüyalarımda
direnemiyorum bütün olanlara
düşüyorum
düşüyorum
düşüyorum
ta ki
bir el uzanıncaya kadar
hayallerimi siliyor
rüyalarımı süpürüyor
kendimi buluyorum varlığında
bir ışık gibi aydınlatıyor benliğimi
mutluluğu onda, onlarda buluyorum
hiçbir zaman gitmek istemiyorum...
sonra yine kendimle baş başa kalıyorum
ve ardından gelen ıssız karanlık
bir bakmışsın
yeniden kaybetmişim kendimi... *
yürek burkan anılar silsilesinde
gitmeler kalmalara tahsildar,
gah bir pencere okyanuslara
gah karanlık bir varoşun
merdiven boşluğuna açılmış,
düşmüş en çok...
sim çekilmiş gözlerine
afro deniz kızının.
ayaklar gözlerin miri
ekmekle bıçak buluşur mu?
olur mu hiç,
buluşmuş en çok..
daha yazgısız düz bir oğlan çocuk
naneli sakız, trompet, ney, fındık yağı
özledim diyorum seni
özledim deniz kızı
denizin kızı
benim aşka kaş çatışım
yanlışlara sapışım
doğrulara küsüşüm
kahpeliğim
ben daha ne diyim
ben sana ne diyeyim
Büyümemiş ne kadar sevgili varsa,
çakılır bir ayazda gecenin mimine.
Yağmur her daim sevgili için geçer mısralardan,
ne vakit yittiysen onda,
kalanıyla sevişir,
kalabalığa kalırsın sonunda.
Yağmur bundan geçer şiirlerden..
Pencerende tül bile ırgamazken,
dışarıda orkanlara yorarken dimağı,
yani ayaz üşürken,
sende ahmakça sevmişsindir.
Ayaz üşür mü oysa?
Ahmaktır kendisi sevenin, kendine sevenin..
Geceleri yola ahmaklar çıkar bu yüzden.
Gerçekte tülün iç yüzünde, belli belirsiz sever.
Her seveni sayarım, kendine sevenden başka.
ilk nöbetine tanık oldum,
nöbeti alırken bir Karadeniz yağızının.
Ancak orada yola çıkılır.
Haklıdır memleketine giden,
birkaç dakikada yüzlerce kilometre öteden..
iki ayrı sever insanoğlu,
ayrı ayrı değildir oysa..
Bir gün sevince salim,
bir gün mutlaka fırtına..
Her insan ahmaktır bazı.
Ve yağmur,
insanı insan yapar belki..
karanlık kuytu bir köşede
kan kusarak dişlerimin arasından
dayak yemiş ölesiye
santim açılmamış ağzımdan
kalan son dişlerimi de tükürerek
ölürüm
ölürüm haberin olmaz
duymasınlar ismini diye
açmam ağzımı
bir köpek gibi can çekişe çekişe
kudurmuşcasına kıvranarak
ölürüm
ölürtüm haberin olmaz
ağlarsın yoksun yanımda diye
kahredersin ayrılığa da bana da
söversin gelmişme geçmişime
ağlarsın deli gibi
ben sen ağlama diye ölürüm
ölürüm haberin olmaz
Bilir misin beni ?
Uzaktan uzağa seyrederken tenini
Gözlerimi dokundurmaya çalışırken kaçırdığın gözlerini
Ne çok istedim bilir misin hiç seni...
Bilir misin hislerimi
Sonsuza kadar tutmak isterken ellerini
Uçurumlardan ölüm beğendim kaçırdıktan sonra son seferi...
Ne çok haykırdım duysaydın ya beni...
Bilir misin geliş gidişlerimi
Her seferinde 'evet sen ‘diye karar verişlerimi
Kendimden vazgeçişimden beri...
Ne çok ummuştum oysa kimsesizliğini...
Bilir misin dökülen incilerimi
Kimisine hazineyken kimisine görünmeyenlerimi...
Haritaya gerek yoktu ben çoktan bulmuştum ki seni...
Ne çok kördün bihaber ezip geçerken beni...
Bilir misin umut beslemeyi?
Yana yana ateşin peşinden küllere bölünerek gitmeyi...
Tehlikeli bulmamıştım, yakan elbet soğutacaktı fark edince benliğimi...
Ne çok beklemiştim bakışlarında sönmeyi...
Bilir misin sitemlerimi?
Neden sensizim isyanlarındayken susmayan dilimi
Bataklıkta çırpındığımı görünce koparıp atmak isteyişimi...
Ne çok kandırmıstım ben laftan anlamaz kalbimi...
Bilir misin beklemeyi?
Maşuk'un bi başkasına aşıklığında duyulan çaresizliği...
Ondan vazgeçebilme ihtimalinle bulmuştum ben sükuneti...
Ne çok dua ediyorum ben hala, sen sev diye beni...
Gözlerim kayıyor
Odamın bir kuytu köşesine
Ve yatağımda
Derin bir "sen" boşluğu hissediyorum
Sana sarılmak için açılmış kollarım
Yastığımda teselli bulmaya çalışıyor
Ne kadar da dolmuşsun içime!
Ve ben ne kadar alışmışım
Senli biçimime...
Soğuk yorgan kaplıyor bedenimi
Titriyor ellerim mütemadiyen
Aynı seni düşündüğümdeki sesim gibi
Sıcaklığın alışmış bedenime
Bir titreme yayılıyor senden bana
irkiliyorum boşlukta
Ve içten içe "azrail yokladı" diyorum
Sonra usulca toparlanıyorum
Sanki daha doğmamış bir bebek gibi
Isınmak için, sen varmış gibi sarmalanıyorum
Gözlerinde kaybettiğim gözlerim
Kapanmıyorlar boşluğa
Sakince anlam veremediği karanlığı süzüyor
Netleştriyor sensiz odamı usulca....
Bağıl neme ulaşmış bulutlarımdan
Yastığıma hasret damlaları döküyorum
Sessizce, susuyorum, kanamıyorum
Kalbime bir isyan bayrağı çekiliyor
Ve haykırıyor Can Yücel üstada
Hani diyor ya üstad; "Bağlanmayacaksın" diye
Üzgünüm,
Özlüyorum ama bağlanamıyorum kimseye....
hayatımın en güzel mısralarıydın,
bir an olsun sıkılmadan okuduğum...
bazı geceler efkar sebebimdin,
dibini görmeden uyuyamadığım...
seniz başlayan güne uyanmak istemeyen,
hayatından seni çıkarmayı intihara bir tutan,
senin için yapmadığı köpeklik kalmayan,
ve geceleri seninle aynı şehirde nefes almanın verdiği keyifle
rüyalarında bile seni görmeye çalışan bir adam yarattın...
daha sonra duymazdan geldin çığlıklarımı,
ne aşkım, ne sadaakatim, ne de köpekliğim,
tutamadım seni elimde.. beceremedim.
ama bi'şey başardım,
kalbimi öldürüp aklın yoluna koydum onu da...
Kalbimin Gülistanından
Her mevsimine,
Kendi fikrimden
Kendi hisslerimden
Bir gül vermeliyim...
Seninle ilk tanışmamızda,
Hani gülerken gözlerin
Vereceğim gül; beyaz olmalı.
Sadece sana olan saygım
Ve ilk kez görmenin verdiği heyecanla.
Zamana yayılan sevgimizde,
Aşkımızın büyümesi
Ve sensiz bir anın düşünülmemesi
Vereceğim gülü; kırmızıya dönüştürüyor.
Senin olmanın ve benim olmanın verdiği
Büyüleyici ve unutulmaz hislerle.
Hani ilk ayrılığımız, ilk tartışmamızla
Pembe güllerimi ömrüne yolluyorum.
Sevildiğini bil diye
Ve hiçbir zaman unutulmayacağını...
işte gidiyorsun...
Son defa sana, sarı güllerimi
Demet demet sunuyorum.
Burcu burcu kokuları vururken yüreğime,
Yüreğimden dallarına
birer parça hasret ekleyerek
yüreğine sunuyorum.
Ve kocaman, sevgi dolu yüreğini
Her an özlüyorum...
seni hayatta en çok ben sevdim,
bir de baban sevdi...
ne olsak, nereye gitsek,
hayat bizi nereye atsa, kimle sevişsek...
bir seni unutamadık, bir eski günleri...
seni hayatta en çok ben sevdim,
bir de baban sevdi.
ter içindesin... eskimesin yaz titreyen dudagında.
ellerinde ugultulu bir boşluk çoğalacak birazdan.
öyle yasanmıs hep, yüzüne inmiş akşam.
bu acı bir yürek bulmuş sende.
yorulmuşsun insan olmaktan.
yırtık bir güzellik artık o düşlenen gezegen.
uzakları düşünüp azalmışız.
üşümüşüz aşkların kıyısında, karşımızda duran o dalgınlıkta.
ve bakımsız bir hayat...
dalgın çocukların kaybolma korkusu...
sonunda aramızda bir kırmızı şakayık.
iyileşmez bir yaradan oyulmuş,
yorulmuş savrulmaktan,
eksilmiş kalbi dünyanın ağrıyan yeri olmaktan.
gecelerin ucunda yandıkça unutulmuş.
kavrulmuş o kargaşada, hırpalanmış gülüşü.
durup daglara bakmış, onların arkasına.
boğulmuş sesi susarak anlatmaktan...
çıplaktın sular kadar, tükendin aşınmaktan.
yabanıl bir umut yeşert şimdi.
beni bir söğüt dalına aşıla.
yenile o tuz tadını, atladıgım sulara bakma!
bir bebeğin sonsuzluğa sıçrayışı kadar
beyazdı kanatları
güzel uçuyordu gece gördük
ki zaten hep
gece görürdük senle
taze açılmış bir yaradan
sonsuzluğa sıçrayan kuşları
inadına beyaz kanatlı
bakışları kırmızı
ve gece..