Yolculukların en büyüğüne çıktık hep beraber
Kimimizin yarı yolda soluğu kesildi
Yürüdüğü yokuşlar çok yıprattı
Ayağına taşlar battı,camlar deldi ayağını
Kalbini kaybetti,düşürdü bir yerlerde,unuttu elbet
Hazırladığı erzak çantasındaki ıvırzıvırlar bitti belki de
Yenik düştü bir hastalığa,açlığa,susuzluğa....
Tabi,neden olmasın....
Bilerek bırakmaz ya kimse bu yolculuğu
Yaşanacak onca güzel şey arasında
ististanaları bulup da silip atmaz kendini
Yıpratmaz kaderinin yazıldığı o bembeyaz sayfayı değil mi?
Hadi amaa "istisnalar kaideyi bozmaz" mı diyorsun?
Sen bir istisnasın bunu da biliyorsun.
Yürüdüğün yol bile bir istisna
Tabi ne sanmıştın ki sen?
Herkes aynı şeyleri yaşar mı?
Herkes aynı ayak izlerinden yürür,
aynı kahvehanede aynı çayı 2 şekerli mi içer sandın?
Herkes senin gibi unutkan mı sandın?
Sen herkesi kendin gibi mi sandın eyy özgürlük
Herkes senin gibi tanıyamaz ya kendini
Herkes sınırları zorlamaz ki en sınırsızından
Yolculuklar biter geriye sen kalırsın,
atla bir faytona dön geri
belki başka bir eş bulursun....
o aksam yavasca yaklasmistim yanina
belki atesin vardi sigarami yakmaya
sahi, atesin olduguna inanmiyorum ya
derdim var aslinda yer ariyorum konusmaya
dinlersin belki anlatsam da havaya
bir kac sozumu ceker alirsin yanina
iste karsinda bir odun
hiclikteki duygulariyla burada
kuru kabuklarla ortunmus disi
gorunmez, belli etmez ama, yastir ici
kirarken ancak gorebilirsin
catlar kabuklari ama zordur icten kopmasi
sevgili bebeyim
bu benim şair uuserlardan şiirler kısmına şiirim
uuserler yerine uuserlar diyorum, ingiliz'in köpeğiyim
oyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy
ben seni yerimm.
senden kaçmak için attığım her adım,
beni sana daha çok yaklaştırıyor.
büyüyorsun hayallerimde,
ulaşamıyorum rüyalarımda sana,
şimdi yoksun yanımda
ki olmanı da istemem bundan sonra.
benim sana şiir
yazacak cümlem
ne zaman kalmayacak?
seni unuttuğumda
seni anlatmayan şeyleri
yazdığımı görmem kadar
seni unutamadığımda
seni anlatan şeyleri
görmem
ne zamana kadar yaralayacak?
ve bunu kim anlayacak
sana yazdığım şeyleri
senin gözlerin okuyamayıp
senin zihnin kavrayamadıktan
sonra
geceleri korkup uyandığında bebek gibi
seni kimler arayacak?
aynı kaseden şarap içerken seninle
dudaklarımı yapıştırmak varken
karşımdaki güzel esmere...
ne yazık...
bardağın kıyısında kalmış anılarıyla
ve yaşanmışlıklarımızla ıslak, nemli
ve salyalarıyla avunuyorum
şu karşımdaki gibi,
aşk müptelaları iyi bilir ki...
biz kaybedenleriz,
beceriksiziz...
yakalamak isterken hayatı
hep mahrem yerlerine denk gelir
ellerimiz...
gözümüzü açıyoruz gün doğmuş.
birde gözümüzü açınca güneşi görememek var.
ölüm çalıyor insanın kapısını, açarsan uyanamazsın.
şimdi söyle bana güneşi görmek güzel şey değil mi?
sana bir ekinoks gününde vuruldum
herkes sıcaktan bulanırken
aşkının doksan derecelik açıyla bana vurması
ve üstüne üstlük üst alizelerin esmesi
sana olan sevdamı dairesel bir yol çizmesidir
aşkım ekvatorda saatte 111 kilometre yol alırken,
kaç boylam geçtiğimi sen nerden bileceksin?
sana olan sevdamın kaç kilometre kare alana sahip olduğunu,
ve bunun çizik ölçekle küçülebileceğini sen nerden bileceksin?
seninle birlikteyken tüm iklim olaylarını dışarda bıraktım
sana karşı hep bakı durumundaydım,
bu yüzdendir ki içimdeki karların yükselti sınırı daha yüksektir.
ve güzelim bana doğru sıcak su akıntısı olan golfstream'i akıt
içimden içine çöl rüzgarları esecek
savanların içinde piknik yapıp kırk ikindi yağmurlarıyla ıslanacağız.
adı aşk , kendisi aşk , coğrafyası aşk kokan yarim
eğer bir gece kalacaksan yanımda tarih 21 haziran olsun
uzun uzun bakmak istiyorum gözlerine
gece ile gündüz gibi sürekli birbirimizi kovalayalım istiyorum
sana olan duygularım volkanik bir sarsıntı geçiriyor
sensiz kendimi çölde yalnız kalan bir mantar kayası gibi hissediyorum
hadi güzelim estir musonlarını , estir meltemlerini
saçlarını uzat bana rüzgarımla fön çekeyim
hani hatırlar mısın ben bir enlem alırdım sen iki boylam
benim olurdu 180 senin olurdu 360
sana hep kendimden iki kat fazlasını verdim
güneş ışınlarını bile sen yılda iki ben ise bir kez dik alırdım
yani seni ekvator kendimi dönence yaptım
neyse sevdam sen biriktir konini
ben hala etrasfımı aşındırıyorum menderesler gibi aydın ovasını dolaşıyorum
son zamanlarda bana karşı çok soğoksunaynı enlemlerde bulunmamıza rağmen,
gece gündüz süremizin aynı olmasına rağmen
heralde kendini hem karasal hem de daha yüksek görüyorsun
seninle aynı boylamda yaşadığımız için yerel saatimizde aynıydı
bir ara sen bir boylam batıya geçerdin ben anında dört dakika ileri
sen bana bakardın benim gölgem arkama düşerdi
güneşimdin sen benim
art bölgesi geniş bir liman gibi kucaklarım seni
ne olur geleceksen gel gideceksen git
bana gelgit yapma
sevgilim bak ilkbahar geldi , karlar eriyor suyumuzun debisi yükseliyor çayırlar büyüyor
sevgilim çok güzel bir ülkede yaşıyoruz değil mi?
güneyi ile kuzeyi arasında 666 kilometre
doğusu ile batısı arasında bir saat on altı dakika zaman farkı var
yani ekvatorun kuzeyinde , başlangıç meridyeninin doğusundayız
gülüm ay dünyanın yörüngesinden , dünya güneşin yörüngesinden çıksa da
ben senin yörüngeni terketmeyeceğim...
bir boşlukta sendeler gibiyim ansızın,
elini ayağını kaybetmiş bir gazi kederi ile
çırpınmaktayım boşlukta, gözlerim zifir karanlıkta
sensizlik sarmış dört bir yanımı
gözlerim ağlamaklı
bir avuç dolusu keder
bir tas kadar gözyaşı
ve yine dünya telaşı
içinde kaybolup giden bedenim
yine seni aramaktayım tüm hayallerimde.
rüyalarım yeniden canlanıyor gözümde
suskun bir bekleyiş, belki gelirsin diye
bu kadar insafsız olma
rüyamlarımda bari kaçma benden
yalnızlığımı bas bağrına
beni de al koynuna
sarılıp uyuyalım bu gece
güzel günleri beklemek sadece nefes almamın sebebi
senin birgün anlayacak olduğun değil beni
imkansız zaten, beni ben bile anlayamadan
hataydı açmam sana kalbimi.
bir daha aynı çocukluğu bekleme benden
bir daha aynı masumiyeti
saflığı göremezsin gözlerimde.
çok oldu ki onları boşluğa salalı.
senin için böldüğüm tatlı uykularımı
sana emanet ettiğim şu canımı
hor görmenin vardır elbet bir hesabı.
artık sen senle, ben benle başbaşa kaldık.
bir daha imkansız yaşamak yaşanmışlıkları.
hırçın dişli, kör kidişli asil kedi
çırlama artık elimi, bil yerini
kestim mi en duygusal bölgeni
görürsün o zaman kör ebeni.
bir de yalanıp durma gelip bana
masumluk taslama hiç boşuna
miyav miyav zırlanma başımda
adam ol, patlattırma enseni bana
p.s:ucaolimbera nın kedisine sevgiler.
uzak bakışlar, içleri herhangi süslü cümlelerle dolduralamayacak kadar boştu
iki can arasındaki kırıklar, birine diğerinden daha çok batıyor
ve çıldırtan sessizlik, anadan üryan salınıyordu
karanlıkta
dile, dişe hacet duyulmadan,
ses telleri yorulmadan cümleler kuruluyor
ve bir şeyler yerinden sökülüyordu
soğuk karanlıkta
-biliyorum, aslında yoksun
-biliyorsun, aslında yokum
ikisi de biliyordu ama biri daha çok biliyordu
sonunda bir şey koptu tutunduğu yerden
kulakları yakan bir ses duyuldu
soğuk ve koyu karanlıkta
biri sadece bir kadın, yalnızca bir adamdı diğeri
iki can arasındaki boşluk uzadıkça uzadı
varla yok arasındaki savaşı, yokluk kazandı
soğuk, koyu ve dipsiz karanlıkta
daha fazla dayanamadı, çözüldü dilleri
biri özenle seçti, diğerini kırmasın diye yalancı sözleri
sonra büyüdü birinin gözlerindeki zehirli yalan
ve kayboldu yavaşça
soğuk, koyu, dipsiz ve yalancı karanlıkta bir adam...
kaybedişlerimi ittim ellerimle,
bir bir dağıttım aldığım yenilgileri yendiklerimle.
sana dokunmalarımı hayal ederken
geceye inat ediyorum uyumamak için
zaman tek sorunum ..
şuan bu kadar hızlı akmasını beklerken
bitmemelide diyeceğim o yorgun gecelerde,
göğsüne yaslayıp başımı sigaramı aldığımda,
kırılmış kalplerimizi birbirimize uzatırken,
dinlediğim hiç bir şarkıya benzemiyorsun sen
tarifi olmayan şeylere dair sadece bir sesizlik
bir sus işaretimi anlatır seni?
dokunuşlarımdan tanı beni sesiz ol
sen sustuklarımı duysan yeter..
gözlerime dolup avuçlarıma damlıyorsun..
ne tutmak mümkün ne de hissetmemek
seni bulmuşken kaybetmek düşüncesi yerken beynimi
( hiç gitme olur mu? )
kan kırmızısı bir aşk bu pencereme yağan
biraz acı,biraz ümit,biraz umut var birazda kırmızı
içtiğin kadehten ekşimsi bir tat dilinde kalan
tıpkı sen gibi..
ekşimsi hayat sarhoşluğunun kırmızısı
sabahında fecii bir baş ağrısı yapan
tüm vücudunu uyuşmuş bulduğunda hissetiğin tek yer orası
içinde sen .. ben ...birde koca istanbul sahilleri
sonuçta gecenin sonuda gündüz..değil mi? siyahtan beyaza
sonuçta senide bulmuşum ben
kanlı kurtlanmış günlüklerimi gömerek toprağa..
elini gözyaşlarımla yıka bu gece ..
avuç avuç vur yüzüne aşkımı
uyurtmuyor geceler..
geceler uyutmuyor batmıyor güneş bir yerlerde
ben yine dolunayı bekliyorum
elimde sigaram, siyah bir kent ve yokluğun tek bildiğim gerçeğim..