seni severken ölmekten bahsediyorum,
sen benim seni sevmemden yakınıyorsun.
ben ölüyorum diyorum,
sen el bile sallamıyorsun.
...
madem susacaktın, ne diye girdin hayatıma?
madem özlemeyecektin, ne diye yarattın beni?
madem gidecektin, ne diye sarıldın ulan?!
...
belki bir şarkı olamayacağız,
ya da bir şiir.
belki tanımadığımız insanlarda arayacağız
birbirimizde bulamadığımızı.
sahi,
ne arıyorduk biz?
geçmişte yaşadıklarımızı bir daha tecrübe etmemeyi mi,
yoksa aldanışın ilk evresini mi?
aşkı mı?
sahi,
bizim neyimiz eksikti?
...
seni sevmekten,
seni severken ölmekten bahsediyorum.
sen beni ölüme terk ediyorsun.
senin yüzünü kim çizebilir
tıpkı suya düşen yansıman gibi
kim ister gri bir rengin
üzerine işlenen bir nakış gibi
durmasını senden başka?
nereden kalbine düşer
bir umut sevdası gibi benim sözlerim
ve
benim olmadığım zamanlarda
hayat sana ne verebilir
benim boşluğumdan başka?
ben küçükken annem diyorduki bana
seni seviyorum ...
ince,ince nakş, nakış oya, oya işliyorum
sevmeyi, sevgiyi yüreğine
insan nasıl sevilirse öyle sever yavrucağım
bu gün büyüdüm diyorum ki anneme
keşke böyle nakışlamasaydın sevmeyi yüreğime
Olmadi bir sevda yakarim ayriliginin ustune
Derince cekerim icime sen olmayan her seyi
Deniz mavisi bir cift goze daldiririm ruhumu
Ya da bir bacak arasina asarim kendimi
Bir gamzede intihar eder belki benligim
Kizil bir dudaktan atlarim belki de
Ölumun oyle cok yolu var ki sevgilim
Sensizligin sonsuz boslugunda bogulmak
iste bu benim secimim.
en derinlik en ücra kuytularda yaşadım seni aslında adını bilmediğim bi bensizlikte hissettim ruhumun en sıcak duygularıyla besledim acı çeke çeke büyüttüm fedâkarlık ettim tek istediğim sonsuz güvenip ellerimi tutacak bir koca adamdı ilk defa kalbim attı yüreğim kıpırdadı gözlerim ilk defa görmeyi öğrendi ama sen beni bensiz sensizliklerde yaşamayı seçtin Allaha emanet ol demekten başka bişey gelmiyo elimden sevgili dikkat et kendine çünkü senin attırdığın bi kalp uzaklarda sensizlikte seninle atıyor.
zihnimde kalan izleri gibi
melodinin
gökyüzünde ki bulut gibi
bembeyaz ve
maviliğin içinde
sanki en özel günde alınmış bir çiçek gibi
solsa bile kurutulup saklanan
asla gelmeyecek kadar uzakta ayrılığın
ortasına düşmüş gibi
bir sevda gibi...
karanlıkta, odanın kuytusunda saklanan
korkmuş belli
yahut korkutmak istiyor bir şeyi
ne idüğü belirsiz yalnızlıktır belki
gözkapaklarına saklanmıştır oda
keşke görse korkmadan
bitirse bu cani oyunu
sonra otursak salonda
çay demleniyor olsa
ışıklar açık ve suretler belli
ne idüğü belirsizler gelmese mesela
destan gibi
dillerden dillere dolaşan
öykü yahut bir ninni gibi
küçük çocuğu uyutan
huzur gibi
beraber olsak..
dedi garipsin yol ne bilmezsin, kız ali
dedim derundur sıçtığım deliğin hakikati
sor söyler düğününde eden arap ali..
filhakika geçeceğim yollarından kudurmuş esnafın ciğeri,
dalaksızda kalsam hiç ırgalamaz ne bankası ne aylin i ne hamdisi..
yolun yolumdur yollar yolak
atardı zamanında saçını titreterek kör solak..
tek tabanca köseleme kasteder bilmez billuru ağır mı hafif mi
şeracesini okur ama sıvazladığı zekeriyasıdır, ezeli..
körpe kızlar gezer hiç oturmaz evinde köpek ayağı yemiş misali,
rahatı kaçar ne zaman görse endamı suretimi..
üstlerinde süslü esvaplar, acırlar fukara abbasa
derler yolcudur nasılsa, amma yinede bağlamalı bir sağır odaya..
dedim suretim benden muktedir değildir bir de bakmalı buselere, cimada
iş oraya varmaz zatı hemen kovarlar, bakmazlar bile yer kabuğu misali yarılmış suratıma..
dul karılar alır aklımı bazı bazı geçerim kendimden bağ damlarında,
amma zengin kocu ister çoğu ister at, süslü araba..
bunca zaman geçti ben anlamadım bu dilberlerin huyunu suyunu
bu kadar içersen sonra nah bulursun kerhanenin yolunu..
halime bir hatun belletir durmaz zaman
yanağında gamzesi der kocum da koçum, çöpün çöpümdür her zaman..
al dedik o zaman gey bu gocuğu,
suratın karartma, sıçtırtma ahizenin lambasına..
karga bokunu ağzında sakız etmiş, bilmez uyanır katılırdık bir kervana
önde musaddık bir eşek olur arkada sakat bir deve, hercai bir köpek arada..
dedim bu mudur benim hisarımın hikmeti vebali
dedi ey abid! eğlen coş az kaldı, gömecekler kuma ekşimiş şarap misali..
senin bu şehri terkettiğin günün adı yalnızlık,
aşkın batalı gönül ufkumdan
gönlüm kendi boşluğuna zindan,
karanlık.
katran karası gecelerime doğmayalı,
ay ışığı,yakamoz ve yıldız parıltıları
yalancı bir tesellidir ancak,
gecedir sadece baki kalan sensizlikte
ve hiç bir ay ışığı,yakamoz ve yıldız parıltıları
tutamaz senin aydınlığını.
ayak basmadığın toprak çoraktır
gölgesinde dinlenmediğin ağaç,
kıyısına oturup seyretmediğin deniz,
bakarken gökyüzüne hayal kurmadığın bulut
Tanrı'ya isyankardır. *
sanki gidişimi bekliyor gibiydi,
öyle bir duruyordu ki;
kalırsam günaha girermişim gibi geliyordu.
keşke değil de, kalsaydım diyorum bazen.
ne olurdu?
ne olurdu lan?
o durur ve bu sefer de kalamamamı izlerdi. biliyorum.
süzüle süzüle toprağa karışırdım gözünden.
o öyle bir duruyordu ki;
ne babamda görmüştüm böyle bir bakışı
ne de annem de.
ne nasihat veriyordu, ne de kızıyordu.
öylece bakıyor ve bıçak sesi bırakıyordu kulaklarımda.
ben hiç böyle bir şey tatmamıştım.
çok acıydı, kramplar giriyordu mideme.
sigara falan fayda etmiyor, gerisini sen düşün artık.
öldürmüyorda işin garibi.
e öleyim madem diyorum,
ölemiyorum.
ne olacak sonum diye düşünüyorum.
o hep duracak mı öyle?
katlanabilecek mi vicdanının kaçmasına? sanmıyorum.
en azından yorulur. yorulur be. yorulur değil mi?
yorulur musun?
sanki gidişimi bekliyor gibiydin,
ben sanmıştım ki beraber gideriz, beraber işte.
nereye olursa.
yorulmadan önce bi'şey sormak istiyorum.
sen durursun, iyisin hoşsun da,
ben nasıl kalacağım?
Gençtim, toydum; aşıktım sana, yedi düveli getirse korkmazdım feleğin sillesinden;
Gözlerine mavi, dudaklarına kırmızı, süte beyaz diyecek kadar da kördüm.
Sonra çekildi güneş üzerimizden; ben de acımadım, batırdım mehtabı gözlerinden;
Herkes kendini ak pak sansa da zerresine kadar katran karası karanlık gördüm.
Tekrar sabah oldu, biraz kızgın da olsa bakıyor güneş penceremin ensesinden;
Ama sen gözlerine mavi derken, verdiğim tepki çok farklı olacak eskisinden.
yaz değil miydi mevsim? Bir gece ansızın çalmış kapımı sonbahar
Yetmemiş kışa çalmaya başlamış gecelerim
Koptu kopacak bir fırtına, havada amansız yağmur kokuları
Olur, olmaz düşmüş aklıma bir insan silueti
Ben en son nerede görmüştüm onları? Dışarıda ki lanet olasıca güz yaprakları.
insanlar sevmez ki sonbaharı, o ki yılın kasvet ayları
Söyleyin gitsin ne olur, ne olur biraz daha bıraksın bana baharı
Henüz hazır değilım ki ben güze, sadece bahar var gözlerimde
Bulutlar kaybetmiş renklerini ve dışarıda bir soğuk ıslaklık
Hangi ağaç döküyor bu güzel yaprakları, ah lanet olasıca güz yaprakları
Yaz değil miydi mevsim? Nereden çıktı bu sonbahar.