skyturk 360 da hayat deyince adında 1 saatlik bir program yapıyor.izleyin izletin. ve bugün ettiği çok güzel bir lafıda yazayım "andre şöniye'nin göbeği istanbul'da ,başı paris'de kesildi.türkiye ile fransanın farkı budur."
kendisi şair, yazar, gazeteci ve tiyatro oyuncusudur. 12 eylül 1962 yılında trabzon, maçka' da doğmuştur. bunlara ek olarak aydın kişiliği ve muazzam beyefendiliği takdire şayandır.
işini muhteşem yapan bir adam. şairliğinden bahsetmiyorum, onu değerlendirmek benim harcım değil. ama o oyuncak müzesine verdiği emek gerçekten kayda değer.
che fetişi vardır bu adamda. hangi programa katılsa che yi anlatır durur. biri söylesin şuna anlattığı adama la cabana kasabı derler. yargısız infazlarıyla da bilinir.
Anlattığı hikayeleri öyle bir anlatırki gerçek sanırısnız oysaki hepsi masaldır.
Özellikler yüceltmek istediği kişileri ki bu genelde Atatürktür *. Atatürkü yüceltmek için osmanlıyı ve padişahları itin götüne sokar ve herşeyi çarpıtır.
Herşeye rağmen eğlencelidir. kendisini trabzonda izleme şansı buldum gerçekten eğlenceliydi. Zaten trabzonludur.
Trabzonda yaşayıp o toprakları sevenler birde sunay akından dinlesin eski trabzonu. Ulan kesin o konuda da yalan dolan masallardır hepsi.
edit: 2. satırdaki iki cümle birdend evrik olmuş idare edin. sunay akın değilim ben.
bi ara programın izlediğimde bi aralar çıkartılan türkçe ezan saçmalığını ballandıra ballandıra, iyi bişeymiş gibi anlatan itici, komik olduğunu sanan bir şahsiyet.
gösterisinin reklam metniyle beni benden alandır...
"ilkokul birinci sınıfta okuyan çocuk, okuldan çıkar çıkmaz çırak olarak çalıştığı dükkâna gidiyor, yerleri siliyor, ustasına çay dolduruyordu. gece geç dönüyordu evine. avluya açılan bir kapı bir şato kapısından farksızdı. çocuk, ayak parmaklarının ucuna kalkıp mandala uzansa da dilini aşağıya çekecek güç cılız kollarında yoktu. yorgun çırak, kapının eşiğine oturuyor ve sokaktan kendisine yardım edecek bir gece bekçisinin ya da sarhoşun geçmesini bekliyordu. zaman makinesi icat ve bana tarihte yalnızca bir güne gitme hakkı verilse hiç düşünmeden o çocuğun önünden geçmek isterdim. beni görünce sevinecek ve şunları söyleyecektir. 'abi ben terzi çırağıyım. ustam işten geç bıraktı... gücüm yetmiyor... şu kapının mandalını açsana! ..' gülümserdim... saçlarını okşardım, diyeceğim ama başında mutlaka 5 numara traş vardır! açardım kapıyı... o da 'sağ ol abi' der ve yorgun bedeniyle avlunun karanlığında kaybolurdu gözden... ben de derdim ki ardından:
"sen sağ ol baba! .. hayatta bana açtığın tüm kapılar için sen sağ ol! .."