türk erkeklerin önemli bir kısmının yakalandığı sendromdur. isveçli hatun dedin mi akan suları durdurur, dağları deler, hatta arabasını ödünç bile verir lan.
kılıçdaroğlunun halkın iradesine yakıştırdığı psikolojik rahatsızlık.
bu adam halka 'ruh hastalıklı' muamelesi yaptıkça oylarını -afedersiniz ama- nah arttırır. yanlış yollardasın kılıçdaroğlu. elinde kalmış iki lokma chpyi de yedin bitirdin.
kemalist duygularının sömürülmesi sonucu bugüne kadar kendisine hiç bir hizmet sağlayamamış partiye oy vermek de olabilir zira sayın kemal kılıçdaroğlu. (bkz: %25)
cellatına aşık olma sendromu da diyebileceğimiz psikolojik durumdur. en güzel örneği ise dersim'de taş üstünde taş bırakmayan bir partinin başına bir dersim'linin geçmesi ve partinin politikalarını ''allah'ına'' kadar savunmasıdır. asıl paradoks ise bu kimsenin diğer partilere oy verenleri bu sendroma sahip olmakla itham etmesidir. sanırım bu keskin bir çıldırmanın tanımı olsa gerek.
hepsini kastedmedik, espri olsun diye dedik demeye başladı. birde bu konuşma sızdı diye utanmış, ekibi fırçalayacakmış.
bunlar adam olmaz. hiç aklı başında parti bana oy vermiyorlar diye halkı suçlar mı? tekrar seçim gelmeyecek mi? bu tepeden bakmalardan sonra vatandaş kendine hakaret edip duran partiye neden oy versin?
4 yıl vatandaşı olmadık ithamlarla suçlayıp, seçim zamanı gelince vatandaşlara dönüp siz iyisiniz ama çevreniz kötü demek yeterli gelmiyor.
yeminle söylüyorum. akp diye bir parti olmasa şu siyasi partiler aynen kalsa bana göre vatan haini bir parti olan pkk sözcüsü bdp'ye oy veririm. belki o zaman akılları başlarına gelir.
criminal minds dizisinde sıkça vurgu yapılan sendromdur. tecavüzcüye ya da baskı uygulayana aşık olma sendromu diye bilinir. efendim criminal mindsın seri katillerinde sıkça görülürdü. dayak yiyen kadınların bir türlü kocalarını terkedememeleri buna bir örnektir. baskı gören baskı uygulayanın zamanla yaptığı bir normal davranışı bile abartarak bir iyilik diye algılayabilir.dolayısıyla bir halkın %50 sine stocholm sendromundan muzdarip demek uzman bir psikiyatrist tarafından dile getirilseydi belki bir anlamı olurdu. ancak kemal kılıçdaroğlunun başarısızlığını bu sendromla açıklaması bence siyasi açıdan ve insani açıdan pek şık durmadı. koyun, bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam nasılsa stockholm yakıştırması da odur.
ben kılıçdaroğlundan başarısızlığın sebeplerini araştırırken önce kendisinden başlamasını beklerdim. halkın içindenim söyleminin bir sonraki adımı bu halkı sendromlarla itham etmek olmamalıydı. bilindiği üzere stocholm sendromunu yıllara chpye oy veren alevi kitlesi için söylediler. yani nereye istersen çek sendromudur bu. siyasi açıdan pek başarılı bir söylem olmamış. chp ile akpye oy veren kitle arasındaki derin uçurumu biraz daha derinleştirmiştir. olan sadece bu...
buram buram orjinallik ve reklam kokan bir sendromdur. adı duyulduktan sonra ''aptal'' olma meyilli insanlar buna bankalarda filan çok heves etmişlerdir.
mercimek çorbasının bana yaptığıdır. şöyle ki; evde annenin dayatmasıyla, (herkes seviyor bir şey de diyemiyorsun) okulda ve yurtta her iki çorbadan birinin kesinlikle mercimek diğerinin de genelde domates çorbası olması hasebiyle (domates çorbasını severim ancak bu yemekhanelerde yapılan kesinlikle domates çorbası değil) aramızdaki nefretin platonik bir aşka dönüşmesi olayıdır. platonik dediğime de bakmayın en yakın zamanda kendisine de açmayı düşünüyorum bu durumu. bu böyle yürümez.
insanı farklı düşüncelere sevk eden durum. Stockholm sendromu ciddi anlamda etkiliyse beğendiğinizi tutup kaçırın kalırsa sizindir, kaçarsa zaten ayvayı yediniz.