yapraklarını sindire sindire döken bir insan misali göz bebekleri sararmaya yakın kışa doğru. ne soğuktur, ne sıcaktır bölen huzurunu.
bir rüzgâr gelir değer ansızın sararmış yapraklara...
bir aşağılama olarak kullanılır bizim coğrafyada 'sanat, festival' filmi kavramı. tüm bunlara da tokat gibi bir cevap içeriyor 'sonbahar' filmi. filmi izlediginizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
umutsuzluğun, çaresizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada geçiyor film. Yusuf adlı bir karakterin hikayesini izliyor, türkiye'nin politik sorunlarına da şöyle bir göz atıyoruz.
özcan alper'in harika lafıyla bitirelim: 'Her daim düşleri peşinde koşan, sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..'
yavaş yavaş yaklaşmakta olandır. artık geceler hafiften üşütür oldu. yavaş yavaş kapşonlular ortaya çıkıyor. yağmurlar da başladı mı tamamdır.
mesela bugün karşıdaki ağacın yavaş yavaş yaprak döktüğünü gördüm. ağaçların soyunmaya başladığı; bizim giyinmeye başladığımız dönem. en sevdiğim mevsim.
Kar yağmayan kışlarda sıkılır, yaz gelsin istediğim olurdu. artık bıkmışımdır bunaltıcı gelen havalardan çünkü.
Sonra yaz gelir, ilk ayında düşünürüm “kışı&sonbaharı gerçekten seviyor muyum?”
Yazın ilk ayı şaşırtır beni hep.
Halbuki sıkıcı olan yazdır.
Çay içmek soğuk havalarda güzeldir mesela.
Film izlemek, bir şeylerler ile ilgilenmek. Hep soğuk havalarda güzeldir.
Üstelik benim gibi sessizliği seven biriyseniz; yazın açık camlardan, balkonda oturulup düşüncesizce çitletilen çekirdek, hunharca atılan kahkaha, cam açık yüksek sesle müzik dinlenmesi kabuslarından ancak soğuk havalarda kurtulursunuz.
Özledim seni sonbahar.
Gel artık. Kışlıklarımı özledim.
bu sene erken gelmesi sevindirmiştir. adı sonbahar ama, bilmiyorum bana mı öyle geliyor sanki yılbaşından daha bir yılbaşı gibi. yani senenin devriyesi gelirken her şeyin bitişi ve bir o kadar da her şeyin tekrardan başlangıcı gibi. yine de bu mevsimin ayı eylüldür. eylülün de her zaman ayrı bir karizması vardır.
düzenin başladığı, mis gibi çayların kahvelerin mevsime eşlik etmesiyle insanı sakinleştiren mevsim. yazın ihmal edilen kitaplar tekrar ortaya çıkar okumanın keyfi sürülür. sergiler, tiyatrolar bir bir programlarını açıklar biletler alınır. ohhh mis. sonbahar sağlıkla gelsin herkese iyi gelsin.
ince tişörtlerin, tiril tiril gömleklerin üzerine geçirilen bi mont, bi hırka... bi sıcaklık, bi korunma, bi saklanma dışarıdan tekrar aylar sonra.
eve giderken aylardır günlük güneşlik, cıvıl cıvıl olan sokaklarda bir dinginlik, tam da yeni yanmış sokak lambaları, güneşin son çocukları inatla gökyüzünde direniyorken arabaların kırmızı kırmızı parlayan stop lambaları... bi huzur, bi eve dönüş, bi kapıyı kilitleyip bi fincan sımsıcak kahve, koltuğa gömülüp müzik dinleme isteği aylar sonra.
çocukluğun akla gelmesi, ofiste tebeşir, çantada yeni kalem kutusu kokusu almak birkaç gün. tuhaf bir iç ezilmesi.
tavan yapmış yalnız kalma isteği, hep düşünmek istemek, yapabileceğin şeyleri yapmadan, yapamayacağın şeyleri unutmaya çalışmadan üstüne basa basa düşünmek, eylemsizliğin, düşünmenin keyfini sürme isteği onca koşuşturmadan sonra.
tümden bir kendine dönüş, kendini buluş, kendini hatırlayış mevsimi sonbahar. kırık yaprakları döküp, yeni seneye hazırlanma mevsimi.