3. sezonu bitirmiş biri olarak fena halde moralimi bozmuştur. allah belanızı vermesin ey senaryo yazan tayfa. lan zaten keyfimiz yoktu iyice sıçtınız ağzımıza. çok fena yerlere doğru yelken açtı her bir karakteri ile, bitince sakat kalmam umarım.
bittiğinde insanda yaşama hevesi bırakmayan çok başka bir dizi. bu diziye başlarken çok daha mutlu bir insandım. ama şu da var ki çok şey kattı, çok şey yaşattı. elimden geldiğince muhafaza etmeye çalışacağım ilk ve tek dizi olacak, kendimde yeterli gücü bulduğumda tekrar başına oturacağım güne kadar.
siz hep aklımın bir ucunda olacaksınız fisher ailesi; azılı ergen kızınızla, pataklık ananızla, gay ve helal süt emmiş davidinizle, insan evladı nateinizle, iri ve temiz yüzlü damadınız keithinizle, bambaşka bir iklimin hatunu gelininiz brendanızla, insanda boğazlama hissi uyandıran baş belanız lisanızla...
öncelikle hakkında bu kadar az sayıda entry girilmesine şaşırdığım hbo yapımı drama dizisidir. yayınlandığı dönem boyunca hbo nun yaptığı diğer bir çok dizi gibi oldukça yüksek bir reyting oranına sahip olmuştur.
bitince büyük bir çıkmaza girdiğim dizidir.
boşluğa düştüm her yerde nate fisher'ın suratını gördüğüm dizidir aynı zamanda.
şunu da eklemeden edemem; ah brenda ah.
benim için televizyon tarihinin en muhteşem dizisidir. öncelikle, aslında bu kadar durağan ve aslında bu kadar aksiyon olmadan bu denli bağlaması şaşırtıcı gelebilir. ama içine çekmesinin sebebini öyle derinlemesine düşünmek anlamsız. tek kelime, beş harf: hayat.
-spoiler olabilir aman deyim-
seçimler ve ölümüne etkisi, ölümler ve derinlemesine yaralaması. zaten bizlerin hayatında da ufacık bir hareketin nelere malolacağını biliyoruz. ve belki bu uçta yaşayan karakterlerin bizimle ortak noktasını tam burada buluyoruz. eşcinsel bir aşkta yaşananlar da bizim yaşadıklarımız, ergenlik sancılarıyla saçmalamak da. anne olmanın ne demek olduğunu bir kez daha dramatik bir şekilde hatırlatması da. kısacası sunduğu hayat ile bizi ve belki yaşadıklarımızı kesiştirip, muhteşem diyaloglarla süsleyince, böylesine bağlayıcı olabilir. yaşananlar bir cenaze evinde de geçse, bir malikanede de, hep bizden ve hep biziz.
belki bu diziyi bambaşka yapan şey tadındayken diziyi bitirmesi. belki maddi kaygılarla 10 sezon bile çekilebilecek potansiyel mevcutken, böylesine olağanüstü bir finalle hepimizin ağzına sıçmıştır. ne de iyi yapmıştır. claire o arabayla yol alırken, hepimizin iyi-kötü dostlarıyla vedalaşması sağlanmış, çok da iyi düşünülmüş. dizi bittiği zaman ortaya çıkan boşluğu başka bir diziyle doldurmaya çalışmak tıpkı sevgiliden ayrılıp başka kollara atılmak gibi. olmuyor, sevmişsiniz bir kere. gözünüz başkasını görmüyor. bırakın bu ayrılık acısı dinsin, bırakın onu hatırladığınızda sadece bir gülümseme ve üzerine serpilmiş eser miktardaki hüzün kalsın.
editlemek elzem: o cenazedeki mevlana kasidesi. tüyleri diken diken eden cinsten. bu kasideden ufak bir kısım:
o ölümü tadan nefs için, ne iyi söyleyin ne de kötü.
çünkü o artık iyilik ve kötülük kavramlarının ötesine geçmiştir...
bu vesileyle mevlana'nın ellerinden öper, sakalına kurban olurum.
ölmeden izlenilmesi gereken,insanın ufkunu bir milyon katına çıkaran hatta dünyanın en iyi dizisi denilecek bir dizi.izlerken yaşadığım sıkıntıyı ve iç karartısını sevdiğim dizi.hala neden ülkemizde populer olmadığını anlayamadığım kült dizi.final bölümünü izleyip bitirdikten sonra bir süre başka dizi,film izleyemediğim dizi.
ülkemizde popüler olmayan, ama kemik bir izleyicisi oldugunu düşündüğüm kaliteli dizidir. çok fazla tanımıyorum zaten yakın çevrede, eşte, dostta bu diziyi bilen, izleyen.
en kısa zamanda yeniden bu dizinin büyüsüne kapılmak istiyorum. bakalım hayırlısı!
ilk günah, elmanın yenilişi değildi. Otoritenin sorgulanması da değildi. Tanrı ya kendi fikrini savunma şansı vermemekti. Yılanın sözlerini esas gerçek olarak kabul etmekti. Esas günah, tanrı ya gidip ; Hey, neler oluyor? Bize yalan söylediğini söyledi.; denilmemesiydi. Tanrı nın yalan söylediğini varsaymaktı.
geç olsun güç olmasın dizisi. belki de diziyi daha iyi anlamak için biraz da bilgi gerekiyormuş. toplum, aile ve ikili ilişkiler dalında on numara gözlemler yapan dizi. http://oznurdogan.com/201...eet-under-olum-ile-yasam/
ne izleyeceğim yeea derken bir anda üçüncü sezonun ortasında bulduğum dizi. baş rolü oynayanların hepsi birbirinden güzel oynamış. hepsi Altın Küre Ödülünü hak etmiş.
Finalinde Sia'nın "Breathe Me" adlı parçasının çalındığı dizidir. "Breathe Me" ve Sia o zamandan sonra tanınmaya başlamıştır şeklinde rivayetlerin olduğu düşünülür. Ben işime bakar "Breathe Me" yi dinlerim. Gerisi beni ırgalamaz.
--spoiler-- *
dizide ilgimi çeken karakterlerin yavaş yavaş değişiyor olmasaydı.
nate: ilk sezonda kendi kafasına göre yaşayan sabit bir işi olmayan biri olarak tanıtıldı. asla babasının şirketinde çalışmak istemiyordu fakat babasının vefatıyla istemediği yerde buldu kendini. brenda ile her şey yerinde oturmuş gibi oldu ama kendisini aldatması ile lisa'nin hamile olması bazı şeyleri değiştirdi. gerçi kızı olduktan sonra düzene girmişti. hayatında ilk kez kendine bir yere ait olduğunu hissetti. bu lisa'nin vefatına kadar devam etti.
david: ilk sezonda gay olmayı arka planda tutuyordu. sanki vazoyu kırıp ve bunu saklamayı beceren bir çocuk gibiydi. ilk sezonun ortalarında keith ile problemler yaşamıştı ve başka birisiyle birlikte olmuştu. o zamanda sonra gay olmayı ön planda tuttu. keith ile her ne kadar sorun yaşamış olsayda dönüp dolaşıp gene keith'e geri döndü. 4. sezonun ilk bölümde kendisi de farkında.
claire: ilk sezonda sürekli bir arayış içindeydi. gideceği üniversiteyi mecburiyetten değil istediği, mutlu olacağı yere gitmek istiyordu. ayrıca sahiplenmeyi de istiyordu. dolasıyla 3 sezon boyunca her gördüğü erkeğe asıldı. sanat okuluna gitti ama yine de istediğini bulamadı.
ruth: kocasının vefatıyla boşluğa düştü ve arayış içerisine girdi. ilk kuaför ile birlikte oldu. sonra çiçekçisiyle birlikte oldu. arada bazı programlarına katıldı. sonra da başka biriyle evlendi. 4. sezon itibarıyla en mutlu olanı.