dün gece saldırılarına uğramış olduğum (saldırganların sayısı hala bilinmiyor), beni süzgeç gibim delik teşik etmiş, kan emici şıllıklar! (dişiler ısırır ya... ondan şıllık yani...)
arkadaşım saatlerdir hatur hutur kaşınıyorum... kaşındıkça kaşınan kaşıntıların rüyasını yaşıyorum adeta! çok ucuz atlattılar ama... olay mahalinden kilometrelerce uzaktayım şuan (bkz: istanbul) (bkz: ankara). yoksa ben bilirdim onlara neler edeceğimi..
uyanığım. entry giriyorum şu anda. kolumun üstünde bir tanesi. ben bu tuşlara dokunurken sesimi çıkarmıyorum o da beni emmeye devam ediyor. bir minnet uyandırmak amacım. "hani ben sana izin verdim sen de beni gece o lanet sesinle rahatsız etme e mi" mantığı uyguluyorum. inşallah işe yarar. ama yaramasa da önlemlerim var. daha doğrusu raid önlemlerim var. 3 lü prizin ikisinde elektrolikit ve hani şu tapletleri fiş gibi birşey var ya onun arkasına takıyoruz. ha işte ondan var. bir de masamın üstünde kokusuz sinek savar sprey. * fabrikaya döndü odam. ama şöyle birşey de var tüm bunlara rağmen sinek kolumun üstünde beni emiyorsa raid işe yaramıyo ki lan.. gene bir çay tabağı yemek tuzunda ve bir çay bardağı suda buldum çözümü. yediği / yiyeceği yerlere sürüp sürüp rahatlıyorum.
gecenin bir yarısında uykunun en tatlı yerinde uykunun içine sıçan saçma sapan yapısı ve iğrenç sesi olan yaratık. bataklıkta bulunan ve ne hikmetse benim odamda yaşayan nesli tükenmek bilmeyan kanımı kurutan küçük ejderha.
doğadaki her hayvanın bir vazifesi bir yararı olduğuna inanan biri olarak, yaşama sebebinin "sinir bozmak" olduğuna kanaat getirdiğim orospu çocuğu hayvan.
sabahın dördüne kadar insanın kulağında fuhuş yaparak uyumasına engel olan hayvanoğlu hayvandır. yakalanıp sabaha kadar onun kulağında da bağırılıp cezalandırılmalıdır
güzelim yaz mevsiminden insanı vazgeçirecek, yaradan'a yarattığıyla ilgili isyan ettirebilecek, kulak fantezisinden bir türlü vazgeçmeyen, dünyanın muhtemel en sinir bozucu canlısı.
kahpedir. ulan bu kadar sinsi bir yaratık daha var mı yahu?! karanlıkta nasıl yediğini anlamıyorsun bile, aydınlıkta da uçtuğunu göremiyorsun, görsen de vuramıyorsun, vursan da ölümü nefretini bastırmıyor, intikam hırsın uslanmıyor!!!
iğrenç yaratık. evet kesinlikle böyle. hatta daha fazlası ama cılız bir yaratık yüzünden çaylak olmak istemiyorum. bir tanesi bile geceyi kabusa çevirmeye yetiyor. hem ısırıyor, hem ses çıkarıyor, hem kaşınmanıza sebep oluyor ve en ağırı bunu küçücük haliyle yapıyor olması. odamda her türlü hayvan olsun arkadaş.. yılan, tarantula, akrep vs. yeter ki sivrisinek olmasın. bu yaratıkların insan kanı emmekten başka bir işlevi varsa şayet evimde besleyeceğim. şahitsin sözlük!
tam uykuya dalmak üzereyken sinsice yaklaşıp "vızzzzz" sesleriyle burna konmasıyla insanı çileden çıkaran işkenceci.mücadele yöntemi için;
bulunduğun odadan hızlıca çıkıp, evin ışığı açılmamış bölümlerine sığınıp bütün deliklerini kapat.orada da haşerat bulunma ihtimaline karşı evde "kötü gün dostu prozac" bulundur.
-vampirlerin bile imrendiği ve ancak yanlarında çırak olabilecekleri usta cenavardir.
-kendilerini gördüğümde, kan davalimi görmüş gibi hırslandiğim heyvanat.
-boşalda semerini iç denilebilecek türde bir fıtratı olan yaratık.
-öldürdüğümde, kpss yi kazanmisim gibi sevindiğim mahlukat.
-hafif siklet "sivri" ünvanını kimseye kaptırmayan yenilmez canlı.
-sabahın köründe hala yatamamış olup, bunları yazmama vesile olan haşere.
-"boyutuna değil, işlevine bak" lafini doğrulayan kanemici.
-"lan tamam yiyonda ağzını şapırdatma bari nolursunnn" diye yalvardığım tek böcük.,
-küçük emrah gibi vizlayip, tecavüzcü çoşkun gibi sokan sivri star.
-kış aylarını sevmemim tek sebebi.
-insanı ençok günaha sokan yaratıklardan (bkz: ömrümü yedin şerefsiz)
-ajdardan bile kötü sesi olan tek mahlukat.
-"lan sana yalvardiğim kadar adriana lima ya yalvarsam nikahlı karım olurdu" nolur yeter doymadinmi lannnn....
-aklıma hakkında birçok çok şeyin geldiği ama sayesinde kaşınmaktan yazı yazamadığım şahsiyet.
-aynı zamanda hakkında bana bukadar yazı yazdırabilecek tek haşerat.
-o bir sivrisinek... "anlatılmaz" "yaşanır"...
ev ahalisini uyandırmamak için anahtarı yavaş yavaş yuvasına yerleştirmiş, kendinden emin bir hırsız edasıyla eve giriş yapmıştım. üzerimde cepheden dönmüş bir asker yorgunluğu vardı. alt tarafı bir saat maç yapmıştık (ne maçtı ama). çoraplarımı çıkarıp kenara fırlattım. üzerimdeki ter kurumuştu, çok yorgundum ve yarın sabah nasıl olsa alırım diye düşünerek duş almamak için kendimi ikna etmiştim. baygın bir vaziyette oynadığımız maçın geniş özetini hayal ederek uyuya kalmayı düşünüyordum. kan akışım yavaşlamış, beynim uyuşmaya başlamış yani tam uykuya dalacam, o lanet ses kulaklarımda çınladı. sesin yükselmesinden anlaşılıyordu yaklaştığı vız.vızz..vızzz...şlap!!!. karanlıkta cesedini bulamamıştım, ama öldüğünden emin ve huzurlu bir şekilde kafamı tekrar yastığa koymuştum. daha iki dakika bile dolmadan "gebermemiş şerefsiz" diyerek, yakalamak için bi hamle daha yaptım. yine başarısız olmuştum. bu şekilde 4,5 hamle yapmış fakat yakalayamamıştım. adi böcek sanki benimle dalga geçiyordu. sabrım tükenmek üzereydi. farklı bir strateji üzerinde durdum, kurumuş terimin tuzlu tadını beğenmez, gelir gider diye, sabırla hamle yapmadan suratımda ve kulağımda dolaşmasına izin verdim. heyhat, bu ne iğrenç bi sivrisinek ki, her şeye rağmen beni çıldırtmaya yemin etmişcesine saldırıyordu. vızıldayıp, vızıldayıp tekrar konuyordu itoğluit... battaniyenin altına giriyor, havasızlıktan tekrar kafamı dışarı çıkarıyordum ve yine geliyordu....
artık herşey bitmişti. asıl savaş tüm çıplaklığıyla başlıyordu. kural yok, acımak yoktu. tek hamlede yataktan ayağa kaltım, bir hışımla lambayı yaktım. gözlerim kan çanağı olmuş, vücut ısım yükselmişti, üzerimdeki tişördü çıkardım, elime terliği aldım ve "şimdi gel lan!!!, seni kansız sinek, moleküllerine ayıracağım seni, hadi buradayım" sözleri ile didik didik sineği arıyordum. annem açtı kapıyı:
- oğlum ne yapıyorsun
- sen karışma anne, onunla benim aramda. kapıyı kapat kaçmasın
- manyak mısın nesin, yat yerine bağırma gece gece
- onun leşini görmeden uyku girmez artık gözüme
-...(kapıyı çekti gitti)
"ahanda orada" sinek deli gibi kaçıyordu, saklanacak yer arıyordu. ama gözüme kestirmiştim bir defa, kaçmak imkansızdı artık. "vurdum! vurdum! vurdum!" perdede kıstırdığım sineği, seri terlik hareketleri ile öldürmüş, cesedinin bir leş gibi yere süzülüşünü doyumsuz bir hazla seyretmiştim. gazete kağıdına aldığım cesedi, çöp kovasına atmış, üzerine tükürmüştüm.
"artık huzurlu bir uyku çekebilirim" diyerek, yatağıma uzandım. sineği nasıl alt ettiğimi düşündüm. kendi kendime böbürleniyordum...
bir an gırtlağım düğümlendi, biraz fazla abarttığımı düşündüm. alt tarafı küçük, yavru bir sivrisinekti, belkide sadece oyun istiyordu, masum hamlelerle yüzme konarak benimle arkadaş olmaya çalışıyordu bu küçük sinek. oysa ben ne yapmıştım, şuursuzca, acımasızca, bütün öfkemi üstüne kusarak bir sineğin canını almıştım, bunu yapmaya hakkım var mıydı peki?. bilmiyordum anlamsız duygular içine girmiştim... galiba bu gece yaptıklarımı hiçbir zaman unutamayacağım.
evet, evet kendimi asla affetmeyeceğim...
ışık gördü mü içeri dalan davetsiz misafirlerden bu şerefsizler. yakalarsam damacanaya tecavüz eden adamı geride bırakıp sivrisineğe tecavüz eden adam olacağım. ibne şerefsizler, her tarafımı ısırdılar lan.