71. venedik film festivalindealtın aslan için yarışan, festival direktörünün müthiş bir yetenek olarak söz ettiği kaan müjdeciyönetmenlik koltuğunda bulunduğu ve senaryosunu kaleme aldığı bir filmdir.
hikayesi şu şekildedir;
aslan adlı bir çocuk ile bozkırdaki dostu olan dövüş köpeği sivas'ın hikayesini anlatır. filmdeki odak noktası Aslan'ın sivas ile olan ilişkisi. Müthiş bir oyun sergileyen, Doğan izcinin Aslan karakteri, bir gün abisiyle köpek dövüşü izlemeye gidiyor ve Sivas adındaki köpeğin yenilgisiyle sonuçlanan dövüşü izliyor. Sivas ölümüne yaralanıyor ama Aslan yılmıyor, başında bekliyor köpeğin (onun deyişiyle itin) ve evine götürüyor. Filmin sorgulaması burada başlıyor. Köpek iyileştikten sonra Aslanın etrafındakiler köpek dövüşlerine devam etmesini istiyorlar. Aslana da hayatın sertliğinden, yemini etini veriyorsa bunun bir karşılığı olacağından, itin itliğini bilmesi gerektiğinden bahsediyorlar.
gündüz sıcaktan duramazken aksam olunca mont giymek zorunda kalınan memleketim. gündüzle gece arasında yaz ile kış arasındaki kadar sıcaklık farkı var resmen.
güzel memleketim, gurbette sürekli bir dışlanma ile karşılansak da yüreğimizin karası, deli sevdamız. Hiç bir şehir senin gibi değil gözümüzde, gözümüzün bebeğisin can sivasım.
memleketim olan şehir. ankara'da doğmuş büyümüş biri olarak her yaz kesin giderim sivas'a. çok severim ama şehir güzel olduğundan değil bütün sevdiklerimin, akrabalarımın orada olmasından dolayı. her yeri güzel görünür gözüme.
hakkında yanlış bilinen çok şey vardır. öncelikle sivas göç almadığı için kendi insanı vardır hep. bu yüzden şehir merkezi güvenli sayılır. gecenin birinde beş bayan rahatça dolaşabildiğimize, hiç bir şekilde taciz olayına maruz kalmadığımıza göre gerçekten birçok şehirden daha medenidir.
içinden çok defa geçmiştim şehri gezme fırsatım olmamıştı hiç. Geçenlerde günübirlik uğradım. Otogarda indim yolun karşısına geçtim taksi bekliyorum. Daha bir iki dakika geçmeden bir araba durdu.
- abi ne tarafa gidiyorsun?
- üniversiteye tıp fakültesine.
- iyi abi ben de oraya gidiyorum bırakırım seni.
- iyi peki. Bilmiyorum sivas ı pek. Taksi bekliyordum.
- zaten oraya gidiyorum. Ne gereği var taksiye biniyorsun. Lavaş ekmek arabasıydı. Kucağımda iki poşet lavaş ekmekle gittim.
Fakültenin orada bıraktı beni. Eyvallah yiğido deyip ayrıldım.
insanı mert olur derlerdi. Bunu test etmiş oldum.
Sonra şehri gezeyim dedim. Güzel şirin bir şehir. Havası da çok güzel serin. Her taraf öğrenci. Cafeler dolu. Öğrenciler kalabalık gruplar halinde geziyorlar. Birinci sınıf üniversite öğrencileri gibi. fazla samimiyetten maraz doğar derler. Muhabbetleri çok ilginç.
Kızları çok güzel ayrıca. Bayıldım. Kirli ahmet' te köfte yemeden ayrılmayın derim.
Bir seher vakti Paşa Camii'nin avlusundayım
Yel değiyor hafif hafif tenime...
Çerkezin Gave'de tütüyor çayım
Bir seher vakti
Çayımın ilk yudumuna,
Sigaramın dumanına sarıyorum memleketimi
Sabahın ilk ışıklarıydı çektim içime
Ayazıyla, kokusunu... ybBeg
ermenileri bol olan şehirdi. şimdi ermeni deyince küfür sayıyorlar yazık...
o ermeniler ki ilk okul sıralarında kardeşçe okurlarmış. sonra sonra ermeni kızları kaçırmaya başlamışlar. mallarına göz dikmişler sonra. istanbul'a, feriköy'e kaçmışlar. her kurtulan, bir aileyi yanına almış. çoğu da abd ve arjantin'e gitmiş. ah sivas ah.. yobazlara kaldın şimdi...