gerilim dozajı ve çarpıcı sonu beklentilerin altında kalan film. bence leonardo di caprio'nun son dakikada bir ibnelik yapıp o adadan kaçmak için bir plan kursaydı çok daha iyi olurdu gibi. ya da seyirciye leonardo'nun deli olduğuna inandırıldıktan sonra her şeyin doktorlar tarafından kurgulanmış olduğu bir psikolojik deney olduğu falan ortaya çıksaydı sanırım çok daha iyi bir final olurdu.
-bu adadayken düşünmeden edemiyorum.
+neyi patron ?
-hangisi daha kötü olurdu ? bir canavar olarak yasamak mı yoksa iyi bir insan olarak ölmek mi ?
--spoiler--
onca karmaşanın sadece bir oyun çıkması, kendimi bir an akıl hastası olarak hissetmeme neden oldu. belki de bu yaşadıklarımız da bizi normal hayata kazandırmak için bir oyundur. *
--spoiler--
kafamda kurduğum onca kurguyu silip çöpe atma başarısını göstermiş filmdir. filmi ilk izlediğimde yakalayamadığım ipuçlarını finali bildiğim için ikinci izleyişimde farkettim tabi. öncedende söylendiği gibi teddy* ve chuck* hastaneye ilk geldiklerinde silahlarını teslim ederlerken chuck' ın silahını çıkartırken acemilik göstermesi ilk farkettiğim noktadır. ondan sonra polislerin bu kadar gergin olmasının sebebinin en tehlikeli hastayla karşı karşıya olmalarından kaynaklandığını düşündüm. ayrıca teddy hemşire ve hasta bakıcılarla yaptığı sorgu sırasında dr. sheehan' ı sorduğunda gerçekte doktor olan ancak teddy' nin ortağı olarak tanıdığımız chuck' a bakıp gülüyorlardı. filmde sonradan farkedebileceğimiz birçok husus var ancak ilk izlendiğinde gözden kaçan detaylar bunlar. son zamanlarda izlediğim en güzel film olduğu da kesin. son olarak kısa zamanda çok göt etmek diye buna denir.*
Gerilim, Gizem, Psikoloji ve dramı harmanlayan çok başarılı bir filmdir. scorsese'den farklı türde bu kadar başarılı bir film görmek sevindirmiştir. sonu da gayet açık. nedir muallakta kalan anlamadım. yoksa ben mi yanlış anladım? izlemeyenlerden özür dileyerek the end şudur:
bir canavar gibi yaşamak mı, yoksa onurlu bir adam gibi ölmek mi? filmin sonunda esas karakter gerçeğin farkına tamamen vardı. vicdan azabıyla yaşamaktansa kendini doktorların aşırı saldırgan ve iyileşmeyecek hastalar için uyguladığı tıbbi müdahaleye bile bile teslim etti.
bence müthiş bir film. harika bir görsellik, üst düzey bir gerilim, iyi oyunculuklar, güzel sahneler, insanı ikilemde bırakabilecek bir son... çok kaliteli bir gerilim filmi.
--çok fena spoiler--
film dedektif teddy ve ortağı chuck'ın, denizin ortasında bulunan, hapishane görünümlü akıl hastanesine orada kaybolan bir kadın hastanın durumunu soruşturmak için gitmesini ve bundan sonra orada dedektiflerin yaşadığı esrarengiz olayları anlatıyor. insanı sürekli gelen ve ikilemlerde bırakan sahneler izliyoruz. film'De kadının odasından nasıl kaçtığı kafayı kurcalıyor ilkin. çünkü odadan kaçıp gitmek ve bunun da üstüne dışarı'daki fırtınalı hava'da, bir ada'da yaşayabilmek imkansız gibi bir şey. bunun üstüne "67 numaralı mahkum kim?" yazan bir not buluyorlar kaçak hastanın odasında. teddy halüsülasyobnlar görmeye başlıyor. eski karısını görüyor. hatta o zamanlar önceden savaştığı 2.dünya savaşında yaşadığı şeyleri görüyor. sonrasında ada'da dolaşan teddy noyce ve oda'dan kaçan mahkum olduğunu iddaa eden bir kadınla karşılaşıyor değişik yerler'De ve onlarla filmin sonunda ikileme düşmemizi sağlayacak konuşmalar yapıyor. özellikle kadınla yaptığı konuşma çok ilginç. sonrasında filmin finalinde doktorlar teddy'e onun orada uzun zamandır bulunduğunu, ona normale dönmesi için bu kaçak hasta gibi olayları kendilerinin düzenlediğini, onu şizofreniden kurtarmak için oyun yaptıklaını anlatır. yani ada'daki herşey bu hastayı (teddy) iyileştirmek için bir oyundur. teddy zamanında akli dengesi normal olmayan eşinin çocuklarını göl'De boğması ve üstüne'De karısını bunun için öldürmesiyle bütün bunları bilinç altına itmiştir. bu ada'daki en tehlikeli hasta da kendisidir.
bütün bunları böyle kanıksadıktan sonra teddy'nin mağaradaki kadınla yaptığı konuşma aklına geliyor insanın. kadın doktor buranın düşündüğü gibi bir yer olmadığını anlatıyor. onların verdiği şeylerin senin halüsülasyonlar görmene yol açacağını, bir süre (36 saat) sonra bunların etkisini göstereceğini, sana deli dendikten sonra senin deli olmadığını anlatamayacağını çünkü delileri kimsenin dinlemeyeceğini, senin deliliğine delalet olması için geçmişindeki sorunları kullanacaklarını söylüyor. film'Deki bir çok şeyin bununla örtüşmesi de insanın kafasını kurcalıyor. gerçi filmin finalinde gösterildiği gibi olması çok yüksek ihtimal (bunun için bir çok kanıt ve ayrıntı var flmde) ama küçük de olsa bir açık kapı (kadın sanrı olabilir ama söyledikleri şüpheye düşürüyor) var.
film görsel olarak da şahane. mesela teddy'nin gördüğü rüyalar'da göz banyosu yapıyoruz, c koğuşunda silent hill tadı alıyoruz. gösterilen ada başlıbaşına bir gerilim unsuru. teddy ve chuck'ın mezarlıktaki sahnesi de çok iyiydi. göl'De yaşanılan korkunç olayın gösterildiği sahne de çok etkileyiciydi. teddy'nin mağaradaki konuşması, final'De teddy'nin chuck'ın doktor olduğunu öğrendiği sahne ve teddy'nin o andaki mimikleri, film'De bulunan bir çok detay (mesela hatane'De kadın su içmek istediğinde aslında elinde bir şey bulunmaması. yani kadın sadece içer gibi yapıyor), sürekli kafa karıştırıp düşünmeye sefketmesi diğer güzel sahneler ve ayrıntılardı.
oyunculuklar da çok iyiydi. mesela leonardo di caprio müthiş bir performans çıkarmış. diğer oyunculuklar da çok iyiydi. zaten senaryo çok iyi olunca, onlar da senaryoya kaptırıp gitmiş. bunların haricnde müzik de müthişti. arada duyduğumuz, izmir feribotlarında çıkan sese benzeyen siren sesi de filme ayrı bir gerginlik katmış.
kısacası mükemmel bir film. ama sinema'da ama ev'De farketmez. eğer gerilim filmlerinden hoşlanıyorsanız kaçırmayın diyorum.
teddy - "endişelenme ortak bizi yakalayamayacaklar"
chuck - "haklısın biz onlara göre fazla zekiyiz"
Martin Scorsese'nin şaheser filmi. insan ruhunun derinliklerine inen ünlü yönetmen, Leonardo di Caprio'nun 5 yıldızlık oyunculuğu ile mükemmel bir film yaratmış. Filmi beğenmeyenlerin zekasından şüphe ederim. Hassas insanlar izlememeli, guguk kuşu filminden daha ağır sahneleri var. 10 puan veriyorum. Ağır ve hüzünlü bir dram. Fatih Özgüven'in dediği gibi Scorsese her şeyi örtmüş.
"deli diye adlandırıldıktan sonra mantıklı şeyler bile yapsan deliliğine yorulur" gibi bir şeyler söylüyor mağarada hayali bi kadın, sanırım günlük hayatımızda da kullanabileceğmiz bir aforizma. hayır hayır ben şizofren değiliz. güzel film, hakikaten ççgh hatta.
the departed'tan sonra ilaç gibi gelmiş scorsese filmi. kurban olduğumun scorsese'si kötü iş yapar mı zaten? filmde leo da var, daha ne ister ki insan? allahtan belasını mı ister? *
filmle ilgili ne söylesem spoiler olacak. o yüzden direkt spoiler olarak söyleyeceğim. he, bunu söylemeden önce salonu yarıda terk edenler olduğunu da belirtmeden edemiyorum. bu nasıl bi kıroluktur anlamadım ben? hem de scorsese'ciğimin filminde! tamam sevme filmi ama sonuna kadar izle. bir filme en acımasız eleştirilerimi yapma hakkına sahip olmak için filmi sonuna kadar izlerim. filmi yarısına kadar izleyip filme bok atan zihniyet bizden değildir, sinemasever hiç değildir. eleştirilerini kaale almam açıkçası.
bi kere, film karışık filan değil. gayet net her şey. yok işte efendim, sonunda ne olmuş belli değilmiş, başında ne olmuş, kıçında ne olmuş? e ne olacak kardeşim? nerenle izledin sen filmi çok afedersin ama. gel ben sana açıklayayım. klasik türk sinema seyircisi, önüne pişirilmiş getirilmiş, aklını düşünmeye zorlamayacak, armut piş ağzıma düş sonlardan hoşlanıyor ama bu görüşte olmanız, bu filmi asla ve asla kötü yapmıyor. aksine sezonun en iyi filmlerinden. gerek zeki senaryosu, eşsiz kurgusu, başarılı oyunculukları, görüntü, ses vs yönetmenlikleriyle son zamanlarda beni heyecanlandıran birkaç filmden biri oldu.
bi defa, scorsese benim için çok özel bi yönetmen. o ne yapsa izlerim. hemen hemen bütün filmlerini izlemişimdir ve buna dayanarak, scorsese'nin filmlerinde ne yapmaya çalıştığını az çok biliyorum. izleyicisini şaşırtmayı seviyor ama klasik şiddete bakış açısını da filmlerine yansıtmaktan geri kalmayan bir yönetmen. filmde, gözüm martin scorsese'yi de aramadı değil. * bi güzellik yapıp gözüksün diye bekledim ama çıkmadı.
Filmin başlangıcından beri leonardo'nun hareketlerinin normal olmadığını hiç anlamadım. ilk kısmın sonlarına doğru "lan bu herif galiba cozutmuş var bu işte bi iş" diyebiliyorsunuz. bir flash back yaptığımda leonardo'ya hasta olduğunu hatırlatmak için çok iyi oyunlar oynadıklarını düşünüyorum. bilmem kaç numaralı hasta kimdi? kimdi o hasta? leonardo, karısının psikopat bi şekilde çocukları öldürebileceğine inanmıyor ve kendini kandırarak psikolojik olarak vicdanını rahatlatıyordu aslında film boyunca. karısı, hasta olduğunu söylediği halde onu tedavi ettirmeyerek çocuklarının ölümüne dolaylı da olsa kendisinin sebep olduğunu düşünüyor. tüm bu düşüncülere çok yoğunlaştığı için aklını kaybetmiş, kendisini kaybetmiş ve gerçek yaşamdan, acılardan bu kurguladığı hikaye ile uzaklaşabiliyor. aslına bakarsınız, tamamen bir drama bu film. yaşadığı acı olay neticesinde masum çocuklarını kaybetmiş, çok güzel güneşli bi günde, ailesiyle mutlu olması gerekirken çocuklarının katili eşini öldürüyor. tüm bunlar, bu acılar bir baba için, seven bir erkek için katlanılması zor olan bir yük.
görmüş olduğu halüsinasyonlar hep hatırladığı çocukları ve yaşadığı acıyı ona tekrar yaşatıyordu. çünkü hepsi gerçekti, o bi hayal olmasını istiyordu. doktorlar, bunları kendisinin değil de başka bir kadının başına geldiğini, leo'nun, olaylara başka açıdan bakmasını sağlamaya çalışmışlardır. yine de filmin sonuna geldiğimizde leonardo'nun bilincinin yerinde olduğunu, gerçeklerle yüzleşebildiğini ama bu gerçekle sonsuza dek yaşayamayacağını anlıyoruz.
doktoru, en son bölümde yanına oturduğunda leonardo yine kendisini dedektif sanarak oyuna devam etmek istiyor ve onun iyileşememesi demek bu hastanede yapılacak tüm işlemlerin boşa gitmesi anlamına gelmektedir. eğer düzelmezse başka yere nakledeceklerdir. dolayısıyla, filmin sonunda leonardo tekrar aynı tavırları sergilediği için doktorlar ve bakıcılar eşliğinde farklı bir yere nakledilir. çünkü, filmde de söylenildiği gibi orada bulunan en tehlikeli hastadır ve hiçbir iyileşme ve uysallık belirtisi göstermediği için diğer hastalara da doktorlara da bakıcılara da tedirginlik vermektedir.
işte böyle dramatik, dokunaklı, bir insanın hayatında yaşayabileceği en büyük acıların (evlat acısı, hayat arkadaşını kaybetmek -öldürmek-, aklını kaybetmek) insanı ne hale getirip, nasıl çürütebileceğine dair bir filmdi. ben, leonardo'nun yatağında olayı anlatırken ki ve yaşadığı travmanın nasıl olduğunu anlatırken ki oyunculuğuna öldüm. eve gelişi, güneşli bir gün ve çocuklarıyla karısıyla kucaklaşmayı bekleyen bir baba, bir eş... evlatlarının ölüsünü buluyor. karısı yapmış hem de bunu. allahım ne büyük bir travma.. leonardo'nun gölün içinde evlatlarını kucaklayıp bağırdığı sahnedeki o yüz ifadesi beni bitirdi resmen. psikolojik olarak çöktüm. çok duygulandım, ağladım o sahnelerde.
bir dram bu kadar güzel olabilirdi ancak.. bir insanın çöküşü ancak bu kadar asil bir şekilde anlatılabilirdi.
scorsese'nin bir süreliğine mirastan yese daha iyi olacağını belgeleyen film.
scorsese bir ara kendini david lynch sanmış, oradan mi2 çekmeye kalkmış. tuzu biberi olsun diye others, sixth sense faktörlerini uygulamış. spielberg ekolünü takip etmiş lakin;
finalde ölmedik lan o kadar da demiş kötü bir filmle yanaklarımızı sıkmıştır.
hayırlısı.
filmi izlemeyen okumasın. spoiler vererek bunu zaten söylemiş oldum ama bu yazıyla vurguluyorum. gidip izlenilmesi gereken bir film. geçirdiğiniz vakit kesinlikle boşa gitmez. di caprio yine süper iş çıkarmış.
bi film ancak bu kadar ters köşe bitebilir. bu filmin senaryosunun tek amacı seyirciyi - afedersin- göt etme üstüne kurulmuş. ama adamın yaşadığı travma düşünülünce delirmemek mümkün değil.