üstad'la ve şiirle alakalı kısımda yapılan açıklamada insan hayli bir düşünüyor. üzüntüye düşüyor ister istemez. elbette ne yaşandı ne bitti bilinmez. hadi diyelim ki mona rosa'yı artık rahatsız edici hareketlerde bulunmaya başladı, pek inanası gelmiyor insanın. zira, 19 yaşında böyle bir şiir yazabilecek düşüncelere sahip olan bir insan, sanmıyorum ki böylelikle sevdiği insana rahatsızlık verdiğini anlamasın. ama hayal kırıklığına uğramış olmakla birlikte tekrar tekrar teselliye yöneliyorum, kim bilir neler yaşandı, neler yapıldı edildi..
* sözlük yazarlarından büyük sıçışlara örnek adayım. üstad dediğim adamın hayatta olduğundan bihaberim. daha ne diyeyim, bir saniyeliğine kendinizi benim yerime koyun, içinde bulunduğum ruh halini az çok hissedersiniz.
"iyi ki bilmiyor kalabalıklar
yağmura bakmayı cam arkasından
insandan insana şükür ki fark var
birine cennetse birine zindan
iyi ki bilmiyor kalabalık"
"saçlarını kimler için bölük bölük yapmışsın
saçlarını ruhumun evliyalarınca örülen
tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin
gözlerin kaç kişinin gözlerinde gezinir
sen kaç köşeli yıldızsın"
"artık inan bana muhacir kızı
dinle ve kabul et itirafımı
bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
alev alev sardı her tarafımı
artik inan bana muhacir kızı"
yazar burda soğuk terden bahsediyor.
vücudun üşüdüğü ama terin yayıldığı.
üstad mazda marka arabasınının, mazda yazan kısmının başına - na eki ekleyerek ' namazda ' şekline dönüştürmüştür. bu nedenle bir modifiye ustasıdır ve hiç evlenmemiştir.
"
yankı yapan
mutlu kadın
muştu sana.
bir meleğin bir sözünden gebe kalan
mutlu kadın.
ayrılığın şiddetinden gebe kaldın.
aydınlığın artışından oldu isa.
artık çıkabilirsiniz temmuz öğlesine
ama üç gün yüce bir oruca borçlandırıldın
en çok konuşman gerektiği anda."
"bütün eksikliğimiz, bir ilham. zindanlardan, savaş meydanlarından, dağ başlarından, şehir aralıklarından sızacak bir ilham, işte eksikliğimiz. susuzluktan çatlayan bir toprak gibi bu ilhamı beklemekte ruhumuz.
Ne yapsalar boş,göklerden gelen bir karar vardır;
Gün batsa ne olur, geceyi onaran bir mimar vardır;
Yanmışsak külümüzden yapılan bir hisar vardır;
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.
" yanlış trenden indin seni şehrin aynasından geçirdiler
sana baktım yıllarca hep aynı özlem penceresinden
yürüyen ve kaçan yalın ve çocuksu özlem penceresinden
denize karsı küçüle küçüle giden evleri
ince ince karşılardın olağan karşılardın
şen dünya içinde sen dünya içinde bir avuç şen dünyaydın sen
bahar bilgisi güneş rengi at soluğu ve sen
seni çağırıyorum geç gel ağlayan son bakireler içinden
kadınlar taş heykeller gibi gelip gecer sarı kayalardan
hangisine baksam sen kımıldar sen seslenirsin içerlerden
çekil karşımdan sultanı cariyelerde aramak körlügü diyorum
körlük güneşe ve gözlerime doğru gelen
sen bir el uzanışıyla aydınlanan yeni ay mısın
geyik resimleriyle kabarık her köşen
geyik derisinde akan ilk nehir
bir el uzanışıyla
ilk sokağın ağzında kaybolursan ağlayacağım
leylaklarla akrepler gözlerine bakıp insan olurlarsa
çocuk cennetinde günahların ilkini sen işliyorsun demektir suna
parlayan denizler gürültüsüz şiirler kapanan kapılar sana
gök taşlarını getiriyorlar
seni sayıklıyor
denemesi yanlış yapılmış ilk ok. "
bir gün gözlerimin ta içine bak
anlarsın ölüler niçin yaşarmış,
yağmurlardan sonra büyürmüş başak.
artık inan bana muhacir kızı, dinle ve kabul et itirafımı.
Kopukluk var gibi gözükür şiirlerinde.Mona Rosa'da ritmik ahenk olsa da duyuşsal alana hitap etmekte pek başarılı değil, sanki hem bizden hem bizden değil gibi.
Aylar sonra edit: Hibap ediyor, yiğidin hakkı kalmasın bende.Fikrim değişti.