sevket bulent yahnici

entry1 galeri0
    ?.
  1. mhp eski genel başkan yardımcısı.

    2000 yılında radikal gazetesinde neşe düzel'e verdiği röportajda öyle cümleler etmiştir ki, mhp tarafından uyarılmıştır.

    yahnici bile bunları söylüyorsa vardır bir bildiği!

    --spoiler--

    on yıl kadar önce bir televizyon programı için yaptığımız bir konuşmada bana uyuşturucu konusunu araştırdığınızı, bu konuda uluslararası toplantılara katıldığınızı söylemiştiniz. bu konuyla hâlâ ilgileniyor musunuz?

    evet, demokrasi açısından ilgileniyorum. çünkü uyuşturucu kaçakçılığı rejimin kapalı ve otoriter kalmasına yol açıyor. zira kaçakçılık ancak kapalılık perdesi ardında sürdürülebiliyor. kapalı bir rejim yasa dışına çıkılmayı çok kolaylaştırıyor. sizinle konuştuğumuz sıralarda ben uyuşturucu bağımlılığı konusunda çalışıyordum. dolayısıyla kaçakçılıkla da ilgili bilgi sahibi oluyordum. ayrıca uluslararası terörizmle ilgilenen 'euroupe 2000' adlı bir büyük avrupa 'think tank'ının dayönetim kurulundaydım.

    terorizm ile uyuşturucu birbirlerine çok mu yakın?

    evet, uyuştucu terörizmin finansmanını sağlayan ana kaynaklardan biri olduğu için terörizmi uyuşturucudan bağımsız tutmak mümkün değildir. mesela orada çalışırken hollanda interpol şefi bana interpol'ün kaçakçılık şubesinin istanbul polis şefine bilgi veremediğinden şikâyet etmişti. 'verdiğimiz bilgi kaçakçılara gidiyor, kaçakçılarla istediğimiz gibi mücadele edemiyoruz ' demişti.

    geçen hafta mhp genel başkan yardımcısı şevket bülent yahnici, türkiye üzerinden yüz milyar dolarlık uyuşturucu geçtiğini söyledi. sizce bu rakam doğru mudur?

    aşağı yukarı doğru. yahnici'nin bunu net olarak bilmesi çok olağan. yahnici çocukluğundan beri siyasetin içinde. o, ülkücü geçmişi olan ve ülkücü gençliğin temiz kalmış tarafında yer
    alan biri. bu nokta çok önemli. çünkü ülkücü gençliğin bir kısmı, çatlı'lar falan hepsi kara işlere, uyuşturucu kaçakçılığına bulaştılar. demin de dediğim gibi illegal işleri desteklemek, finanse etmek için kaçakçılğa şu veya bu şekilde mutlaka bulaşılıyor. yahnici'nin dediği gibi bu iş 50 yıldır devam ediyor ve türkiye'deki uyuşturucu kaçakçılığının genel kaçakçılık içindeki payı hiç azalmıyor aksine artıyor.

    anlaşılan bir noktadan sonra bu işin boyutları çok büyüdü. ne zaman böyle büyük boyutlu kaçakçılığa sahne olmaya başladı türkiye?

    bunu uyuşturucu kaçakçısı baybaşin söyledi. ne zamanki sıkıyönetimler ilan edildi, bir yerler güvenlik altına alındı, normal hukuk koşulları
    içinde denetlenemeyen alanlar yaratıldı, orada kaçakçılık engellenemeyecek bir biçimde yerleşti. yahnici'nin de dediği gibi 1980'den sonra büyük dükkânlar kuruldu. 80'ler olağanüstü halin yaygınlaştığı zamanlardır. kara koalisyonların oluştuğu dönemdir bu. büyük kaçakçılık bu kara koalisyonun kurulmasından sonra oldu. 70'lerde başladı, 80'de kurumlaştı. daha önce kaçakçılık aile geçimi biçimindeydi.
    peki nedir bu kara koalisyon dediğiniz şey?
    geçenlerde güneydoğu'da konferans için uğradığım bir ilin başsavcısı çok sıkıntılıydı. zaten sonradan orada paraşüt operasyonu patlak verdi. başsavcı bana 'burada hukukçuluk yapmak, görev yapmak zor' dedi. sonra da şunları söyledi: 'işadamı, kanun adamı (yani bu savcı ve hâkim anlamında), siyaset adamı, bürokrat ve güvenlik mensubunun oluşturduğu bir kara koalisyon var. bunlar her türlü illegal işi yapar, yaptırır, korur, kapatır.' bunu bir başsavcı söylüyor. tabii bütün işadamları, kanun adamları böyle değil. pekâlâ şerefli ve değerli insanlarımız var. ama türkiye'de rejimi kapalı tutan bir koalisyon var.

    rejimin kapalılığı nasıl bir sonuç yaratıyor?

    mesela alman parlamenter cem özdemir'in bir mülakatı vardı gazetede. almanya'dan istenen tanklarla ilgili olarak şunu söylüyor özdemir: 'türkiye'nin civarında, pek çatışma olasılığı kalmadığı, üstelik depremzedelere yardım, güneydoğu'ya acil yatırım gerektiği şu dönemde bunlardan kaynak kaydırıp bin tankın neden lazım olduğunu bana kimse açıklayamıyor' diyor. rejimin kapalılığı işte böyle gayri ekonomik kararların alınmasını sağlıyor. kapalılığın bir sonucu da otoriterlik
    oluyor. haklar sınırlandırılarak toplumun siyasete girmesi engelleniyor, yerleşik iktidar blokunun bu ülkeyi istediği biçimde yönetmesi sağlanıyor.

    yahnici eroinin polisin yol vermesiyle türkiye'den geçtiğini söyledi. polisin yanı sıra başka güçlerin de bu kaçakçılığa yardım ettiğini ima etti. güvenlik güçleri eroin kaçakçılığından pay alıyor mu?

    avrupa'ya giden uyuşturucunun yüzde 80'inin türkiye'den geçtiği tespit edilmiş durumda. bu rakam uluslararası bütün toplantılarda tekrarlanıyor. türkiye'ye gelen hammaddenin bir bölümü ülkenin doğusunda
    imal ediliyor. bu ülkenin doğusu nedir? olağanüstü hal bölgesidir. yani maksimum güvenlik bölgesidir.

    o bölgede yaklaşık iki yüz bin asker ve çok sayıda polis var. devletin büyük bir güç yığdığı bölgenin, eroin kaçakçılığının merkezi haline gelmesini nasıl açıklıyorsunuz?

    şimdi maksimum güvenlik bölgesinde kaçakçılık cirit atıyorsa bu güvenli bir biçimde yapılıyor demektir. eğer türkiye bu kaçakçılığı bu kadar güvence altına almışsa kaçakçılığın önlenmesi de mümkün değildir. bu hem iyi korunuyor hem de iyi bir paylaşma ağı var demektir. buna 'kara koalisyon' diyebiliriz işte. hem dikkat
    ederseniz siyasi suç söz konusu olduğunda polisle suçlular hep çatışır, suçluların üzerine güçlü bir biçimde gidilir. ama kaçakçılık olaylarında çatışma hemen hemen hiç olmaz. çatışmaya gerek yoktur, ortaktırlar zaten.

    yüz milyar dolarlık eroin kaçakçılığının mit'i ve polisi ikiye böldüğünü de söyledi yahnici.

    devletin örgütleri bu kadar iç içe mi bu kaçakçılıkla?

    polis teşkilatını ve emniyeti böldü demek, kaçakçılığa, suça bulaşanlarla, suça bulaşmayıp onları engellemeye çalışanlar var demektir. ve bunu, hükümette bulunan partinin ülkücü geçmişi olan başkan yardımcısı söylüyorsa bu doğru demektir. yahnici bunu da risk alarak söylüyor. çünkü kara koalisyon kârlı suç ortaklığının sürmesi
    için adam öldürmeye varıncaya kadar her şeyi yapar. uyuşturucu konusunda konuşanlar öldürüldü hep. muhtemelen uğur mumcu'nun da öldürülmesinin nedeni budur. uyuşturucu kaçakçılığıyla, çetelerin ve susurluk'a doğru giden yolun taşlarının döşendiğini görmeye başlamıştı ki onu götürdüler. hem bu işlerin açığa çıkması rejimin şeffaflaşmasını, demokratikleşmesini ve ülkenin temizlenmesini sağlar ki, bu şeffaflaşmayı, demokratikleşmeyi önlemeye çalışırlar. türkiye'de düzen giderek kriminalleşti artık.

    nasıl?

    türkiye suç cenneti haline geldi. dünyada iki büyük uluslararası araştırma kurumu var. biri freedom house. bu kurum türkiye'yi yarı özgür ülkeler arasına koyuyor. 'türkiye yönetimleri kendi halkının özgürlüklerini sınırlıyor' diyor. peki ne adına? güvenlik adına. neyin güvenliği adına? bu güvenliğin içinde kriminal ortaklığın güvenliğini sağlamak da var işte.
    güneydoğu'daki çatışmalar nedeniyle kimse o bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığını çok fazla sorgulayamadı. eğer güneydoğu savaşı olmasaydı uyuşturucu kaçakçılığı bu boyutlara ulaşır mıydı?
    hayır, bu boyutlara ulaşması mümkün değildi. oradaki kaçakçılığın çapı büyüdü ve olağanüstü hal durumu orada olağan hukuk denetimlerini engelledi. baybaşin 'biz resmi araçlarla uyuşturucuyu kaçırıyorduk' diyordu. bunu bir kaçakçı reisi söylüyor. daha ne söylesin adam. bizim halkımızdan sakladığımız her şey dışarıda biliniyor, türkiye'nin uyuşturucu cenneti olduğu açıkça yazılıyor. türk yönetimi türk halkından gerçekleri saklıyor.

    uyuşturucu kaçakçılığından kimler pay alıyor sizce?

    kara koalisyon. polis, yahnici için suç duyurusunda bulunmuş. suç duyurusunda bulunacağına onun söylediklerini ihbar kabul edip araştırma yapmalı, kendi içinde temizliğe gitmeli. ama biz sorunu çözeceğimize, hep sorunu dile getireni ya da sorunluyu ortadan kaldırarak sorunu yok edeceğimizi sanırız. 'ben işkence gördüm, mağdurum' diyeni ortadan kaldırırız, böylece sorunu bastırır, erteleriz. kangrenleştirerek bugünlere getiririz.

    peki susurluk çetelerinin temelinde de uyuşturucu mu var?

    temelinde değil ama finansman kaynağı olarak uyuşturucudan yararlandılar. susurluk'un içinde resmi olarak kullanılan bu yasadışı güçlerin, pkk'ya karşı sürdürülen mücadelede illegal metotları finanse etmek için uyuşturucu işine girdikleri anlaşılıyor. aşiret reisi, polis şefi, eski kriminallerin birlikteliği... yeni bir oluşum bu. iran'a, azerbaycan'a, çeçenistan'a, bankacılık için de kıbrıs'a gitmişler. buralarda köprü başları oluşturmaya çalışmışlar. biliyorsunuz uyuşturucu afganistan'dan başlar, bu ülkeler üzerinden türkiye'ye gelir. türkiye'de ulusal gelirin yarısının kayıtdışı olduğu söyleniyor. bu kayıtdışılığın yüzde 40'ını da kaçakçılık oluşturuyor. bu toplumu çürütüyor. siyaseti, bürokrasiyi satın alıyor.

    susurluk çetelerinin temelini eski ülkücüler ve mhp'liler oluşturuyor ama bugün bu uyuşturucu kaçakçılığını böylesine yüksek sesle dile getiren hükümet ortağı da mhp. bunu nasıl açıklıyorsunuz?

    mhp geçmişindeki soru işaretlerinden rahatsız. bunlar ülkücü olarak
    olaylara girdiklerinde siyasi militandılar. vatanı komünistlerden temizleme gibi bir misyonları vardı. devlet de bunları bal gibi kullandı. bu ülkücülerin devlet tarafından illegal nedenlerle kullanılması işi mhp ile ilgisi olan birşey değil. sonradan devletin güvenlik bürokrasisi bunları gitmiş bulmuş, hatta uyuşturucu suçuyla yattıkları hapishanelerden kaçırmış ve bunları kullanmıştır. askeri cezaevinden kaçırıldı bunlar. bunların illegal ticarete girmeleri işte bu korundukları dönemde oldu. bunda güvenlik bürokrasisinin büyük vebali var.

    mhp, temiz toplum isteyen bir imaj mı edinmeye çalışıyor?

    dünyada milliyetçilik etkisini yitiriyor. toplumun ise bugün gerçekten büyük bir temizliğe ihtiyacı var. mhp de tabanın sesine yanıt veren bir tavırla temiz toplumu öne çıkarıyor. tabii bir de dyp ve anap birbirlerini akladıkça kirleniyorlar. buradan kaçan oyların mhp'ye akması da bekleniyor.
    ülkücü mafya ortada cirit atarken mhp 'temiz' parti imajı edinebilir mi peki?
    sonradan mafyalaşmış ülkücülükten kendilerini mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorlar ve o kesim ve kişilerle ilişkilerini de kopardılar.

    çatlı'nın ortağı haluk kırcı için af yasası'na özel bir madde koydurmaya çalışmak ilişkileri kesmek manasına mı geliyor sizce?

    bu bir çelişkidir tabii.

    mhp başkan yardımcısı uyuşturucuya polisin yol verdiğini
    açıklarken, hükümetin diğer ortaklarının bu konudaki sessizliğini nasıl karşılıyorsunuz?

    korkaklık ve duyarsızlık bu. başka bir ülkede hükümet harekete geçerdi. mesela cumhurbaşkanı'nın devlet denetleme kurulu'nu harekete geçirmesi lazım. bir de tabii olaya şöyle bakın. bu ülkenin başbakanlarına, ecevit ve özal'a suikast düzenlendi ve bu
    olayların da üzerine gidilmedi. demek ki kendi başbakanlarının canına kastedecek kadar müthiş bir suç düzeni, bir kara koalisyon var burada. o kadar büyük para var ki bu işin içinde.

    mhp 'temiz parti' imajı edinmek istiyor ama susurluk'ta sesi gür çıkmıyor. susurluk konusunda temizlik istemeyen bir parti temiz parti imajı edinebilir mi?

    üzerine gitmiyor ama savunmuyor da. susurluk, 1948'de komünizme karşı mücadeleyle başlamış, 60'larda iyice olgunlaşmış bir sürecin son halkası.
    gladio, kontrgerilla, ergenekon'u mu kastediyorsunuz?
    evet. ülkücülerin bu yolla kullanıldıkları ortada. partinin içinde
    o zamandan kalma bir sürü adam var. partinin çelişkisi bu. kendi aleyhinde konuşamaz. 1980 darbesinden sonra mhp'nin kadroları tutuklandığında devletin kullanmış olduğu militanlar kurtuldular, ağcalar kaçırıldılar.
    o militanlarla devlet illegal bir güvenlik ağı yarattı. bugünkü mhp'nin onunla ilgisi yok. birincisiyle var.

    türkiye karanlık geçmişini temizleyebilecek mi?

    sanmıyorum. ama latin amerika'daki gibi yapılanlara bir çizgi çekip bundan sonra o geçmişin bir daha hiç bir zaman tekrarlamayacağını kabul eden bir toplumsal uzlaşmayla yeni bir çoğulcu siyasete başlamak mümkün. bu yapılmazsa türkiye kendi karanlığında debelenip durur.

    devletin içinde kaçakçılığa ve cinayete bulaşmış, büyük paraya alışmış unsurları ayıklamak kabil olacak mı peki?

    bugünkü devlet teşkilatlarının sürmesi türkiye'nin geleceği açısından büyük bir engel. bu kurumların yeni kadrolarla, yeni kurallarla, yeni denetleme biçimleriyle yeniden kurulması, geçmişe sünger çekilmesi lazım. çünkü bu kurumların ıslahı mümkün değil. suçluya kovuşturmayı veriyorsun. bu mümkün değil artık.

    türkiye temiz bir topluma kavuşabilecek mi?

    bunu yaparsa kavuşabilir. yoksa bugünkü devleti dönüştürerek, temiz toplum, şeffaf devlet ve demokratik düzen kurulması mümkün değil. temizlik yapılmadan türkiye'ye demokrasi gelmez, gelmeyecek.
    --spoiler--
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük