ilk 3 ay kesinlikle normal olunmaz. Sonraki iki sene boyunca da etkileri devam eder, (başka kimse olmayacak denilse bile hayat devam ediyorsa muhakak olur) hatta hayatınız boyunca. En çok koyan sizin hayatınıza devam etmenizdir. o artık yoktur ve siz yeni sevgilinizle hayatınıza devam edersiniz, yeni planlarınızla. Ayrılmak gibi değildir, ayrılmış olunsa, o da yeni sevgilisiyle hayata devam etmekte olurdu. Ancak o sizin sevgiliniz olarak öldü. işte adama hatırladığı zaman en çok koyacak nokta da tam burasıdır.. Vicdanınız rahat bırakmaz, iciniz daralır, kendinizden utanırsınız. Kendi kendinize "o da bunu isterdi" dersiniz ancak yine de ikna olamazsınız.
saat akşam 6 halı saha maçından çıkıldı ercan diye bir arkadaş 7 gol atıp maçın gol kralı oldu. evlere dağıldık. gece saat 12 de anne yarın tatil bir çay yap içelim demiş ercan. annesi çayı getirmiş ercan çaya uzanırken bir titreme gelmiş ve birden bire kalbi durmuş. kalp krizi sanıldı ama şah damarı patlamış. sigara alkol kullanmayan, yediğine içtiğine son derece dikkat eden sporcu bir insan. vakit gelince sebep çok. sevgilisiyle mesajlaşırken ercandan mesajlar kesilince sevgilisi kızıp telefonu kapatıyor. o kadar çok sinirleniyor ki telefonu 2 gün hiç açmıyor canı isterse bir şekilde ulaşır diye. ercan 24 kız 23 yaşında. kız dayanamıyor ve ercanın kendisini 2 gün aramaması üzerine ondan nefret ettiğini söylemek için telefonu açıyor ve ercanı arıyor. ercanın toprağa verilmesinin üzerinde 1 gün geçiyor. herşeyden habersiz. yaklaşık 1 ay önce yaşadığımız bu olayın ardından 1 hafta yataktan kalkmadım. sizde biraz düşünün ve hayatın ne kadar kısa olduğunu görün.
ölen sevgilinin son durağı her zaman imamın kayığı olmaz. bazı anlar gelir ki toprak yerine içinize gömersiniz. ve bu durum -belki de- hiç ulaşılmayacak bir yerde olmasından daha da çok acıtabilir canınızı. uzanabileceğiniz bir yerde ama aslında yok. yok olmadığını bile bile ölmüş gibi davranmak da zor. allah kimseye her ikisini de yaşatmasın.
-Seninle uyuduğum zaman hep iyi hissederim, biliyorsun.
Eşyalarımı topladım ve hemen onun yanına gittim. Yedek anahtarımla kapıyı açtım. Yatağına uzanmış müzik dinliyordu. Saçından öpüp yanına uzandım. 'Nasıl hissediyorsun?'; dedim. Gülümsedi ve 'Şimdi çok daha iyi' dedi. Sarıldı bana. Gözlerinin altı morarmış ve zayıflamıştı. Onu öyle görmeye dayanamıyordum. Belli etmemem gerekiyordu. O uyurken tuvalete girip saatlerce ağlıyordum. Her yemeğin içine göz yaşlarım düşüyordu. Bulaşıkları göz yaşlarımla yıkıyordum adeta. Bir yandan sesimi duymaması ve iyileşmesi için dua ediyordum. Her seferinde. O ise hep gülümsüyordu benimleyken. 'Sevgilim, ben iyiyim. Benim için üzülme sakın. iyileştiğimde dışarı çıkacağız ve istediğimiz her şeyi yapacağız.' diyordu. 'Biliyorum sevgilim. Biliyorum..'
Onda kaldığım gecenin sabahı işe gitmek için hazırlandım. ilk önce ona güzel bir kahvaltı hazırladım. 'Bunların hepsi bitecek sevgilim * ' diye bir not bıraktım. Saçından öptüm ve evden çıktım. Öğle arasında onu aradım ama telefonunu açmadı, uyuyor diye düşündüm. O günde çok işim vardı. Saat 8de çıkabildim işten. Öyle yorulmuştum ki. Aklımdaki tek şey onun yanına sokulup uyumaktı. Kapıyı açtım ve üstümdekileri çıkartarak odaya doğru ilerledim. Kapıda durdum. Tam kapının ağzında. Kahvaltısına dokunmamıştı. Not rüzgardan düşmüş, o ise bıraktığım gibi. Yavaş adımlarla yanına yürüdüm. Dudaklarına dokundum. Kaskatı.. Buz gibi, Bir yandan hala gülümsüyor gibi. Yanına oturdum. Ağlayamıyordum bile. Çenem kasılmıştı. 'Seni seviyorum sevgilim. Neden gittin?' bile diyemiyordum. Öylece izliyordum donuk bedenini. Üç gün boyunca onunla öyle kaldım. Ellerim dudaklarında, dudaklarım boynunda. Telefonlar ve kapılar çalıyor. Açamıyorum. Onun yanından ayrılamıyorum. Açlık nefesimi kokutmuş, susuzluk dudaklarımı kurutmuş.. En sonunda kapıyı kırdılar. içeri girdiler. Beni tuttular kollarımdan, onun yanından götürmeye kalktılar. işte o zaman ağlamaya başladım.'Ayırmayın bizi. Bırakın beni!'
Hastanede kaldım birkaç hafta. Kalkamıyordum. Konuşamıyordum bile. Boynumda bana verdiği kolye duruyordu. Onu tutuyordum sadece. Annesi geldi sonra. 'Kızım' dedi, 'Sana bunu bırakmıştı.'
Bir kutu uzattı ve dışarı çıktı. Kutunun içinde bir sürü şey vardı. Pipet, oje, kalem, çakmak, kulaklık, diş fırçası, kullanılmış kontör, ikimizin ilk fotoğrafı, kanlı bir kumaş parçası ve bir mektup. Mektubu açtım. Aynen şöyle yazıyordu;
'Merhaba Sevgilim! Bunları hatırladın mı?
Pipet: Seninle ilk içtiğimiz içkinin pipeti. Sen masadan kalkarken, seninkini alıp cüzdanımın içine koymuştum. Hep sakladım onu sevgilim.
Oje: Bende kalkdığın ilk gün. Kırmızı ojeni bizde unutmuştun. Onu da sakladım ben.
Kalem: Sana ilk yazdığım mektup vardı ya. Bu kalemle yazmıştım işte.
Çakmak: ilk sigaranı yaktığım çakmak. O gün çok gülmüştük hatta. Hala unutmam.
Kulaklık: Otobüste şarkımızı dinlerken bu kulaklığı takmıştık kulaklarımıza. Başın omuzumda uyuya kalmıştın. Ne güzeldin. Seni öyle ömür boyu izleyebilirdim.
Diş fırçası: Bak işte, buna güleceksin. Aslında o sevdiğin diş fırçan kaybolmamıştı. Ben almıştım onu. Hatta itiraf etmek gerekirse ara sıra dişlerimi onunla fırçalıyordum sevgilim.
Kontör: Bak işte bu çok özel. Seninle ilk günlerimiz. Bu da seninleyken aldığım ilk kontör. Sana çabuk cevap vereceğim diye nasıl aceleyle kazımıştım ama. Keşke görebilseydin.
ikimizin ilk fotoğrafı: Çimenlere uzanmışız. Kollarımdasın. işte o gün sana aşık olduğumu anlamıştım.
Kumaş parçası: Sevgilim.. Belki bunu yaptığım için kızacaksın bana.. Benim olduğun gece. Senin kanın. Benim nefesim.
Aslında birçok şey var bende. Onları sonra sana verecektir annem. Ölüme yaklaştığımı biliyorum. Ama ölmek istemiyorum ben. Seninle daha çok vakit geçirmek istiyorum çünkü. Daha çok sevmek istiyorum seni. Kimsenin seni sevemeyeceği kadar çok.
Ve beni görmeye dayanamadığını biliyorum sevgilim. Geceleri sesini duyuyorum, ağlıyorsun. Sen orada ağlarken bende kafamı yastığa gömüp ağlıyorum. Yemek yaparken, temizlik yaparken, müzik dinlerken.. Ağlıyorsun, biliyorum. Bende ağlıyorum sevgilim. Öleceğim diye değil, sensiz gideceğim diye. Seni tek bırakacağım diye. Yaşadığımız onca şeyden sonra böyle bitmesi ne acı. Seni severken ölüyorum, beni severken ağlıyorsun. Ben yarım gidiyorum, sen yarım kalıyorsun. Keşke 'Sende gel' diyebilseydim ama diyemem. Ve sakın böyle bir şeyi aklından geçirme. Benim için yaşayacaksın ve benim için gülümsemeye devam edeceksin.
Bana yaşattığın her şey için teşekkür ederim sevgilim.
Seni bekleyeceğim; Nefesim tekrar hayat dolana kadar.
Etim, kemiklerimden ayrılıyordu her satırda. Her satırda biraz daha parçalanıyordum. Nefesim yarım kaldı, kalbim zaten parçalandı. Yaşamıyorum bende sanki. Tenine tekrar dokunabilmek, ellerimi dudaklarında gezdirebilmek için nelerimi vermezdim. O gözlerimin önünde çürümüştü. Her görüşümde daha da eriyordu. En sonunda gitti işte. 'Seni seviyorum' diyemeden gitti. Ona sarılıp 'Lütfen. Lütfen bebeğim. Bırakma beni.' diyemeden gitti. Aşık olduğum adam, yok artık. Yanımda değil, tek kaldım. Kim sevecek beni onun kadar? Kim 'Sevgilim göbeğindeki doğum lekeni çok seviyorum' diyecek? Kim öpecek dudaklarımdan? Geceleri kabus gördüğümde, kan ter içinde kalmış bir halde ve korkmuşken kim 'Sevgilim. Şşş. Geçti. Kabus gördün, yanındayım ben.' diyerek sarılacak bana?
hayatın "siyah-beyaz"'a dönüşmesidir... her şey rengini ve anlamını kaybeder... sen sadece nefes alan bir heykel gibisindir, kalp yok, ruh yok, duygu yok, hepsi ölmüştür... bir gün diğer düya'da onunla buluşabilecek olduğuna inanırsın, bunu dilersin... bu bir son olmamalı diye düşünürsün...
hiç ama hiç hazır olamadığım ve olamayacağım felaket .
ne ölmeye ne de ölmesine.
insan yarini toprağa koyar da gece yastığa başını nasıl koyar?
bu sebepten olsa gerek ölümle çoğu zaman kolkola gezme isteğim belki de...
ondan önce ölme fikri.
düşmanımın başına gelmesin denilesi durumdur. hayattan soğumak için yeter de artar bile. bünyede kalıcı hasar yaratır. gerek fiziksel gerek psikolojik. bu dönemde alkollü içeceklerden uzak durulmalıdır.
sevgilinin ölmesi = senin psikolojik olarak ölmendir. o kadar kötü bir durumdur. bünyeyi intihara kadar bile sürükler.*
sevgili ancak onu unuttuğun takdirde ölür. onu artık göremiyor olmak, konuşamıyor olmak kısacası bedenen artık bu dünyada olmaması onu ölmüş yapmaz. içinizde yaşattığınız sürece o sizinledir. sevgili ölmez hele ki aşkın iki kişilik değil iki hislik olduğunu bilen ve bunu sizin gözlerinizin içine bakarak söyleyen bir sevgili asla ölmez, ölemez. *
acısı hiçbir zaman dinmez ve dinmeyecek olandır. ama Önceye oranla kendinizi düşünmeyi azaltırsınız. Şöyle ki; ondan uzak olduğunu düşünmek yerine onu düşünürsünüz. Üşüyo mu aç mı, buraya ulaşamadığı için acı cekiyo mu bunları düşünürsünüz. Sonra dersiniz ki o benim yerimde olsa ben onun yerinde olsam, o daha çok acı çekerdi. Benim ölümümü görmek onun kalbini ağrıtırdı. Ama sonra gençliğini düşünürsünüz ben ölseydim o acı çekseydi ama yine yaşasaydı dersiniz. Kısacası kısır bir döngüdür bu. Onun sizden daha iyi konumda oldugunu, acı cekmediğini düşünmek istersiniz avutmak istersiniz kendinizi. Artık
beynininiz, yüreğiniz yorgundur. Her gün aynıdır. Güneşli günlerden, mutlu insanlardan soğursunuz. Her şey batmaya başlar. O varken niye zamanı durduramadım dersiniz. Ama bilirsiniz ki imkansızdır. Tıpkı şimdiki zamanı geri alamayacağınızı bildiğiniz gibi. olgunlaştığınızı hissedersiniz bazen, başka bi acıya çok rahatlıkla göğüs
gerebilceğinizi, bu yaşadıklarınızın hayatınızdaki gelmiş geçmiş en berbat, en çaresizce şey olduğunu düşünerek.. küçüğüm ben dersiniz, hele o size küçüğüm diye sesleniyorsa. Bazen rüyalarda görüp mutlu olursunuz beni görüyo dersiniz. Ve en çok can yakan hayaller olur nihayetinde. Hayal kurmanın insana bu kadar derinden bir acı vereceğini aklınıza getirmemişsinizdir hiçbir zaman. imkansız diye bir şey yoktur tarzı cümleler kuran insanlara kusmak istersiniz öfkenizi hiddetle. Hayal kurarken içiniz yanar ama elde değildir devam edersiniz, yaşanmışları aklınıza getirirsiniz bazen, bazen de ileride olacak olanları. Ortak hayallerinizi. Ve bilirsiniz ki her nefeste ona bir adım daha yaklaşırsınız. Birinin size orada birlikte olacağınızın garantisini vermesini istersiniz. Boğulursunuz, başka kimseyi kaybetmek istemezsiniz, boğulursunuz. Sıradan bir gün uğruna hiç bu kadar dua etmemişsinizdir ama o güneş artık size o kadar yapmacık geliyordur ki hayattan zevk almak göremeyeceğiniz kadar uzaktadır. Tıpkı kalpte tüten sevgili gibi.