çocukluk aşkının anısı, yaşattıkları başkadır. en temiz zamanında ve en anlamadığın zamanda gelir. aşkta değildir ya neyse özeldir yeri sende sadece. işte öyle saf bir sevgide sevgili bir gün oyun arkadaşını bırakır. hemde tek başına değil tüm ailesiyle. ölümü ilk defa bu şekilde duyarsın. kum havuzunun başı, boyama kitaplarında kırmızının yeri bomboş kalır. uzun bir saklambaç dönemi başlar. sen yumdukça gözlerini kimsenin gelip sobe demeyeceğini bildikçe bir süre sonra nasır bağlar küçücük yüreğin. böyle bir gece yarısı hatırlarsın yüreğin cız eder. kendi kendine büyürsün o kadar.
Düşüncesi bile kötü. Fakat insan alışıyor, ben evleneceğim adamı kaybedeli 4 yıl oluyo. Kokusu hala burnumda, ölürken saçları bile bozulmamıştı bebeğimin yine yakışıklıydı. Nasıl severim başka birini bilmiyorum o gittiğinden beri elim ne başka birine değdi, ne de omuzlarım baska bi yatağa..
nasıl devam edilir ki hayata? nasıl uyanılır ki ertesi sabaha? nasıl geçer ki o günler? bi daha asla göremeyeceğini, duyamayacağını, sarılamayıp, öpemeyeceğini bilmek.. allah kimseye yaşatmasın.
allah kimseye öyle bir acı vermesin çok zordur. ki bide öncesinde kavga edilmişse gelen vicdan azabı da cekinilmez olur. allah düşmanıma bile vermesin.
belki sevgili ölmeden önce ölmüştür. sen onu kafanda öldürürsün artık kesin bitti dersin. ama sonra cıkar gelir özür diler belki ve kafanı allak bullak eder. dayanamazsın için erir ama o artık öldü öldüü.
küçükken arkadaşlarıma bakıp onların gelecekte nasıl birer insan olacaklarını hayal ederdim. bu çok hoşuma giderdi , kimisini uzun kimisini kilolu, kimisini kel veya uzun saçlı ...
hatta kimilerini hayal dahi etmeme gerek kalmazdı, bazen yolda yürürken öyle insanlar görürdüm ki arkadaşlarıma benzetir ileride kesin böyle olacaklar derdim.
fakat bir tanesi hariç. hep derdim acaba o büyüyünce nasıl olacak, hiç tahminde bulunamazdım ve haklı çıktım, o büyüyemedi.
hala şaka gibi gelir. hayatta hiç kimsesi ölmemiş bir insanın aşık olduğu insan ölebilir miydi?
haberi aldığımda hiç birşey olmamış gibi davranıyordum. insanlar böyle haberleri aldıklarında kısa süreli şok yaşarlardı fakat benim ki çok uzun sürmüştü. hatırladıkça halime gülerim, arayıp haberi veren arkadaşımı azarlamıştım öyle şey olur mu diye. yatağıma yattım ve uykuya daldım ona o kadar çok güveniyordum ki en ufak bir şüphem dahi yoktu. gece haberi alan ablam uyandırdı beni ve onu da azarladım yok öyle birşey bunun için mi uyandırdın beni diyerek odadan çıkardım onu. o gece en rahat uykumu uyuduğum son geceydi.
herşeyi anlamak için yeni bir güne başlamam gerekiyormuş. onsuz başladığım günlerin ilkine ... onun sesini bir daha duyamayacağım, yüzünu göremeyeceğim gerçeği tokat gibi vuruyordu yüzüme. en çok zoruma gidende buydu onu görememek. geceleri uyuyamıyordum ama o kadar çok uyumak istiyordum ki belki rüyamda onu görür sesini duyarım diye ama her seferinde onu göremeden uyanmanın acısını yaşıyordum. nerden bilebilirdim rüyamda onu görünce gerçekle ayırt edemeyip sabah kalkınca onu yeniden kaybetmişim gibi üzüleceğimi, hıçkıra hıçkıra ağlayacağımı?
insanlar nerden bilebilirdi ki aşık olduğu insanın en sevdiği çiçeği kendisine verememek yerine mezarına koymanın ne demek olduğunu. insanlar nerden bilebilirdi aşık olduğun insanın mezarına toprak atmak ne demek. insanlar nerden bilebilirdi yolda yürüyen her insanın yüzüne bakmak, imkansızı aramak ne demek. sırf ona benzer birini görürüm düşüncesi ... onun dokunmaya kıyamadığım sıcak teninin buz gibi toprağın altında olduğu düşüncesi ...
insanlar sevgililerinden ayrıldı diye üzüldüklerinde içten içe yaşadığım öfkeyi bilebilir miydi ?
hepsine tek tek haykırmak isterdim. onu sımsıkı sarın demek isterdim, kokusunu öyle bir çekin ki içinize asla çıkmasın aklınızdan. ona sürekli sevdiğinizi söyleyin ki içinizde kalmasın ukte. üzmeyin onu, kırmayın, incitmeyin. hepsini, hepsini söylemek isterdim fakat anlayabilirler miydi?
anlasalarda bu acıyı yaşamadan o kıymeti bilebilirler miydi?
erkekler ağlamaz derler ya, senelerdir her gece ağlıyorum desem bana inanırlar mıydı?
bu satırları yazarken bile boğazım düğüm düğüm desem ya da ?
senin masmavi deniz gözlerin geliyor aklıma. göz göze geldiğimizde utandığım gözlerin şuan kapalı olduğunu bilmek...
ahh ölmek ne garip şey, toprak olmak, yummak gözleri gencecik yaşında.
ve beni en çok üzen neydi biliyor musun?
"birbirimizi asla bırakmayalım" diye bana söz verip beni bırakıp gitmen...