Sen yıllar önce kaybettiğim ümit
Sen hayata pembe bakan gözlerim
Sen yaşama sevincimdin
Sen ellerimde bahar demetleri
içim ışıl ışıl
Kısaca sen gençliğimdin
Yok dönemez geriye
Seni seni seni seni arıyorum
Seni seni seni seni özlüyorum
eski sevgililer mezarliginda bir beyaz mermer adin,
herkes gibi soguk, hepsi kadar uzak, bir o kadar siradan...
yasadigin surece erisemeyeceksin bana
ellerin gezinmeyecek tenimde
nefesinin bugusu yansimayacak gozlerime bir daha asla
oldugumde cenazemde bile olmayacak suretin
ama oylesine aciyacak canin her defasinda
her keskede biraz daha kaybolacagim
yitirdigin seyler gelecek aklina
o kurmaca gelecek, adina hayal dedigimiz gelecek
butun mutlulugun solacak yuzunde
yolda yururken bi baskasinin ifadesinde gozlerimin izini fark ettiginde
solugun kesildigi anda yeniden dogacagim senin icinde
iste o zaman ne sen olacagiz ne de ben...
oylesine...
son derece duygusal bir dr. skull şarkısıdır. aksak bir vals ritmiyle giden şarkı güzel sözleriyle bizi duygulandırırken sözlerin çift anlamlı olduğunu ve aslında sevgiliden değil bok tan bahsettiklerini şarkının sonunda anlar hemen şarkıyı başa alıp bir daha dinleriz. ankara'dan fotoğraflar eşliğinde şarkıyı dinlemek isteyenler için bir link verelim;
nazım hikmet üstadımızın en güzel şiirlerinden bir tanesi.
SEN
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Ben sokakta rastlasam bile tanımayım diye
en güzel günlerimin bu üç mel'un adamını
yer yer tırnaklarımla kazıdım
hatıralarımın camını..
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düşmanımdır ikisi..
Sana gelince...
Yazıyorsun..
Okuyorum..
Kanlı bıçaklı düşmanım bile olsa,
insanın
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazık!..
Ne kadar
beraber geçmiş günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kanıyla götüreceğim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi oğluyla yatan,
kızlarının körpe etini satan
bir ana gibi satıyorsun!.
Satıyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sıcak bir döşek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adamı var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanlı bıçaklı düşmanımdır ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarım,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kızarım
ne de zatın zahmet edip bana küssün..
Artık seninle biz,
düşman bile değiliz..
-öyle duracak- senin karşında; yanında, kendini sana bırakmayı seçmiş, istemiş;
bunun nasıl bir istem olduğunu anlamalısın artık-nasıl bir kendini teslim ediş- onu sakınman bu yüzden gerekli, sadece bu yüzden: o bir işitilmeyen nefes gibi-küçük bir kıpırtı gibi-,kararıp gitmeye hazır bir son renk gibi; korumalısın onu...
evet evet, savunmasız ve korumasız; ama yine de-güçlü,güçlüdür- kendisinin sen yokolduktan sonra varolmasını sürdüreceği düşüncesi yavaştan ve derinden kaygılandırır onu; ama merak etme, güçlüdür,güçlü olacaktır,yeterince-yeter kendine-sen gidince de...
güçlüdür, kendine yeterlidir -ama seni bilmiş,seçmiş, istemiştir ya işte; sana bağlı kalma isteği ele geçirmiştir her hücresini bi'kere, inanmazsın sen belki ama kanının akışı, kalemi tutan elinin hareketleri, aynadan gördüğü saçları, göğsünün sıcağı, dudağının kenarı bile senin varlığını düşününce güzel olur-senin onda kendini yoketmeye yönelik eğilimlerin bu yüzden kaygılandırır onu;kendisi değildir aslında, "sonra ben ne yaparım" diye sorarken düşündüğü,bazılarınınn şimdiye kadar belki yapmış olduğu gibi-onun düşündüğü yine sensindir- sen işte.