sekizinci mektup

entry2 galeri0
    ?.
  1. ümit yaşar oğuzcan 'ın zannımca en güzel şiirlerindendir.

    Bana çılgın diyorsun, seni sevdiğim için.
    Yanılıyorsun, sevmek çılgınlık değil.
    Sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence.
    Biraz da yaklaşmamızdır Tanrıya zaman zaman.

    Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı.
    O, ot gelip, ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan
    kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır.
    Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu,
    kıvançlı insandır o. Aşktır yücelten bizi ve
    derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan.

    Aşksa, sevmektir. Durmadan,
    nefes alırcasına sevmektir.

    Sevmakle sevilmek ayrı şeyler... Sevilmeyi
    çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek,
    daha da yoğunlaştırmak onu, elimizde değil.
    Oysa ki, sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir,
    dilediğimiz şekli verebiliriz ona.

    Derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik,
    genişlikse genişlik.

    Sevmekle gücümüz var, irademiz, aklımız var.
    Biz varız sevmekte. Sevmek, yaratmaktır bir bakıma.
    Sevilmekse; yaratılmak...

    Demek ki, biz seninle birbirimizi yaratıyoruz
    durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve
    ben seni yarattıkça güçlüyüm, daha bir insanım.

    Beni sevmeseydin yine bir şey değişmeyecekti
    benim için. Sen biraz eksik kalacaktın,
    biraz sen kaybedecektin. O kadar.

    Şimdi insanların en güzeliyiz, en iyisiyiz elbette.
    Seviyoruz , seviliyoruz .

    Sevgimi anlamadığın ve ona saygı göstermediğin
    anda ölebilirim. Karşılık vermediğin anda değil.

    Birbirimizi yeniden yaratmaya devam edelim.
    0 ...
  2. ?.
  3. said nursi'nin kitabından bir bölümdür:

    -1-

    ErRahmaniRahim -2- isimleri Bismillahirrahmanirrahim'e-3- girdiklerinin ve her mübarek şeyin başında zikredilmelerinin çok hikmetleri var. Onların beyanını başka vakte tâliken, şimdilik kendime ait bir hissimi söyleyeceğim.
    Kardeşim, ben ErRahmaniRahim isimlerini öyle bir nur-u âzam görüyorum ki, bütün kâinatı ihata eder ve her ruhun bütün hâcât-ı ebediyesini tatmin edecek ve hadsiz düşmanlarından emin edecek, nurlu ve kuvvetli görünüyorlar. Bu iki nur-u âzam olan isimlere yetişmek için en mühim bulduğum vesile, fakr ile şükür, acz ile şefkattir; yani ubudiyet ve iftikardır.Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikîne, hattâ bir üstadım olan imam-ı Rabbânîye muhalif olarak diyorum ki:
    Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın Yusuf Aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir, belki şefkattir. Çünkü, şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvî ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecazî mahbuplara ve mahlûklara karşı derece-i şiddette olsa, o makam-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor. Demek, Kur'ân-ı Hakîmin parlak bir i'câz ile, parlak bir surette gösterdiği ve ism-i Rahîm'in vusulüne vesile olan hissiyat-ı Yâkubiye, yüksek bir derece-i şefkattir. ism-i Vedûda vesile-i vusul olan aşk ise, Züleyhâ'nın Yusuf Aleyhisselâma karşı olan muhabbet meselesindedir. Demek Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan, Hazret-i Yâkup Aleyhisselâmın hissiyatını ne derece Züleyhâ'nın hissiyatından yüksek göstermişse, şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor.

    1- Allah'ın adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
    2- Rahman ve Rahim.
    3- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

    Üstadım imam-ı Rabbânî, aşk-ı mecazîyi makam-ı nübüvvete pek münasip görmediği için demiş ki: "Mehâsin-i Yusufiye, mehâsin-i uhreviye nevinden olduğundan, ona muhabbet ise mecazî muhabbetler nevinden değildir ki, kusur olsun."
    Ben de derim: Ey Üstad, o tekellüflü bir tevildir. Hakikat şu olmak gerektir ki: O muhabbet değil, belki yüz defa muhabbetten daha parlak, daha geniş, daha yüksek bir mertebe-i şefkattir.
    Evet, şefkat bütün envâıyla lâtîf ve nezihtir. Aşk ve muhabbet ise, çok envâına tenezzül edilmiyor.
    Hem şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evlâdı münasebetiyle, bütün yavrulara, hattâ zîruhlara şefkatini ihata eder ve Rahîm isminin ihatasına bir nevi aynadarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip herşeyi mahbubuna feda eder. Yahut mahbubunu îlâ ve senâ etmek için başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: "Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor; görmemek için bulut perdesini başına çekiyor." Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz ism-i Âzamın bir sahife-i nuranîsi olan güneşi böyle utandırıyorsun?
    Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor, sâfi ve ivazsızdır. Hattâ en âdi mertebede olan hayvânâtın yavrularına karşı fedakârâne, ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. Aşkın ağlamaları bir nevi taleptir, bir ücret istemektir.
    Demek, suver-i Kur'âniyenin en parlağı olan Sûre-i Yusuf'un en parlak nuru olan Hazret-i Yâkup'un (a.s.) şefkati, ism-i Rahmân ve Rahîm'i gösterir ve şefkat yolu rahmet yolu olduğunu bildirir. Ve o elem-i şefkate devâ olarak da -1- dedirir.
    -2-
    Said Nursî

    1- "En iyi koruyucu Allah'tır; merhametlilerin en merhametlisi de Odur." (Yusuf Sûresi: 12:64)
    2- Baki olan yalnız Allah'tır. *
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük