--spoiler--
filmin son sahnesinde john doe bende eşsiz bir nefret oluşturdu, şahsen yanında olsam heralde zarar vermek için elimden geleni yapardım bir film bu duyguyu yansıtabiliyorsa gayet başarılıdır. millesin karısı ve somersetin yaptığı konuşma bence türk dizilerindeki telefon konuşmaları gibi zamanı uzatmak amaçlıydı, keşke filmin gelecek sahneleri hakkında bir detay içerseydi.
--spoiler--
gelmiş geçmiş en güzel polisiye filmlerden birisi, herşeye rağmen izlenmeli.
--spoiler--
Kadınlar tecavüze uğradıklarında imdat diye bağırmamalılar, yangın diye bağırmalılar. imdat diye bağırırlarsa kimse gitmez ama yangın diye bağırırlarsa herkes gider.
--spoiler--
Birazdan tekrar tekrar seyredeceğim, brad pitt, morgan freeman ve kevin spacey'in karşılıklı döktürdüğü david fincher imzalı psikolojik gerilim filmi. ayrıca saw ve benzeri filmlerin öncüsüdür bu şaheser film.
dinin pek de masum bir şey olmadığını anlatan filmdir. filmin sonundaki gerilim ve kargaşa gerçekten çok iyiydi. bu tip filmleri oyunculuktan arındırıp, sadece hikaye ve kurgu üzerinden değerlendirirseniz, tadını tam olarak hissetmeyebilirsiniz. brad pitt'in dağınık ve heyecanlı halleri olan bir dedektifi çok iyi yansttığını görüyoruz. soğukkanlılığıyla bizi bizden alan morgan freeman'ın emeklilik dönemlerine adım atmak üzere olan tecrübeli bir dedektifi canlandırdığını görüyoruz. morgan freeman çok farklı bir oyuncu, tüm filmlerinde diyaloglarında bir tutarlılık görebilitsiniz. kendi fikirlerini filmlerinde çok iyi yansıttığı çok açık. bu yüzden bu oyuncuların da katkısıyla film gerçekten çok yüksek bir puanı hak etmiştir.
film bu kadar beğenilince çok vurucu bir final yaptılar falan sanmıştım ne bileyim asıl katil morgan yada bradd çıkacak falan sanmıştım. olmadı çok sıradandı. imdb puanı neresinden veriyor acaba diye düşündürdü.
--spoiler--
filmin sonunda kargocu adamı görünce aha karısının kafası çıkıcak diye atladım. öyle oldu.
ayrıca filimdeki diğer saçmalık sonunda morgan freemanın mills'e adamı öldürme diye yalvarması. yalvarcağına kutuda kafası yok de.
başrollerinde brad pitt ve morgan freeman'ın olduğu harikulade film. dedektif mills ve somerset'in, insanların günahlarının bedelini ödemesi gerektiğini düşünen ve bu bedeli onlara ağır bir şekilde ödetmeyi kendine amaç edinen psikopat bir katilin ( (bkz: kevin spacey)) peşinden koşuşlarını ve katilin her zaman onlardan bir adım daha önde oluşunu vurgular.
--spoiler--
aynı zamanda bu katil hiçbir şekilde olay yerinde ya da ceset üzerinde parmak izi bırakmamıştır. dedektiflerin katile ait bir parmak izi bile bulamamalarının sebebi, adamın zaten bir parmak izi olmamasıdır. Asitle yakmıştır çünkü parmaklarının ucunu bu manyak adam.
--spoiler--
Bir de brad pitt var tabii. Sırf onun oyunculuğu için bile izlenebilir.
--spoiler--
somerset kutuyu açmak yavaşça eğilir ve biz kutunun kenarındaki kanı görürüz. o anda katil mills'e şunları söylemektedir: 'senin hayatını hep kıskandım. bu yüzden evine gittim ve karını gördüm.' işte bu sözlerden sonra hepimizin kafasında kutunun içinde ne olduğuna dair bir fikir oluşmaya başlamıştır. mills arkasını döner ve somerset'e: 'what's in the box?' diye bağırır. somerset hiçbir şey diyemez çünkü gördüklerine inanamamıştır. bir süre sonra diyebildiği tek şey: 'lütfen bana silahı ver mills. lütfen.' olur. mills o sırada bağırmaya devam etmektedir: 'what's in the f*cking box!?'. işte filmin en can alıcı yeri de burasıdır zaten...
--spoiler--
Filme yüklenmiş olan kült ve psikolojik gerilimin en önemli eserlerinden biri yakıştırmalarını sonuna kadar hak ediyor. Olay örgüsü son derece güzel kurgulanmış. Filmin girişinden itibaren verilmek istenen gerilim insanı ilk andan itibaren etkisine almakta. Oyunculuklar da bir o kadar başarılı. Brad Pitt'i Her zaman özel hayatından çok; rol aldığı Fight Club ve Snatch'de ki üstün performansıyla hatırlarım ve buna Se7en'da kuşkusuz eklendi. Lakin öyle ki kendisine 7 milyon dolar para verilmiş film için.. Morgan Freeman'da hangi rol olsa 40 yıldır o görevi yapıyormuş gibi hiçbir rolde sırıtmıyor. Bu filmin ikilisi birbirini bana göre çok güzel tamamlamış. Kevin Spacey rolünün hakkını veren bir başka üstün oyuncu. Bir tek eleştri bile olamaz heralde performansına, döktürmüş tabiri caizse. Aklıma geldikçe geriliyorum ve kare kare sahneler geliyor aklıma. Son derece harika bir film, şu ana kadar izlemeyen varsa hemen izlesin.
çok saçma ve iyi kugulanmamış bir film,bir kere iyi pir polisiye gerilim okuyucuysanız . Grange ve gerritsen'ın tadını aldıysanız. Film size çubuk kraker gibi gelir.
Bir kere en başından beri yani ilk cinayetten beri pitt'in karısını öleceğini herkesin anlaması gerekirdi.
Cinayetlerin üstünde çok durulmamış
Katilin polis bürosuna gelip i'm here demesi ayrı bir gerizekalılık zaten.
Kurgu hiç iyi değil. bu kadar şöhreti haketmeyen bir film.
izlenilesi filmlerdendir. brad pitt'e dedektif rolü baya baya yakışmıştı filmde. bir jonny deep yada tom cruise oynasa o rolde bu tadı vermeyebilirlerdi izleyiciye.
brad pittin mimiklerinin berbat olduğu, kevin spaceyin muhteşem bi oyunculuk sergilediği film. morgan freeman için bir şey diyemiyorum o adam bütün filmlerinde aynı kalitede gibi. en azından izlediklerim öyle.
sonunda ben summerset ve mills ölür diye düşünmüştüm. ayrıca kutunun içi gösterilmedi belki ama summersetin tepkilerinden içinde millsin karısının kafasının olduğunu düşündüm. yani bence mantıklı olan da oydu zaten.
sonuç olarak 2 saat boyunca kasvetli havasıyla, yağmuruyla, karanlık çekimiyle ve cinayetleriyle gerim gerim germiştir.
abartıldığından daha iyi olan film. 94 yılında çekilmiş filme bakın bir de günümüz filmlerine. bugün girse vizyondaki tüm filmleri ezer geçer hatta çocukluk need for speed deyimiyle tur bindirir.
izlenesi bir filmdir. Gerçek bir seri katili anlatmamaktadır. Filmi baştan son sahneye kadar normaldir ancak son sahnesi insanı bitirecek türdendir. 7 ölümcül günahı anlatır.
1- ilk Günah: Oburluk
Sinema tarihinin en iyi jeneriğiyle başlıyor film. Merak uyandırıcı bu jenerikte katilimizin cinayetleri planladığı defterlerden bazı kısımlar gösteriliyor bize ve ardından yağmurlu bir pazartesi günü ile giriş yapıyoruz karanlık şehre. Somerset ve Mills olay yerine geliyorlar. Karanlık ve izbe bu yerde kocaman bir masanın önünde, en az o masa kadar büyük bir adamın sandalyeye bağlı cesedini görüyoruz. Önünde kusmuk dolu bir kova var ve etrafa yayılmış iğrenç bir koku. Bu sarsıcı sahne ile katilimiz, dedektiflere ilk mesajını da vermiş oluyor.
“Cehennemden aydınlığa giden yol uzun ve zorludur.”
2- Açgözlü Seyirciye Nafile ipuçları
Film ilerledikçe verilen ipuçları ile katilin kim olduğunu harıl harıl düşünseniz de bir türlü bulamıyorsunuz tabi ki. Hatta kafanız karışıyor ve kontrol hiçbir şekilde “sizin tarafınıza” geçmiyor. Böylece filmin başından sonuna kadar “kurban” konumunda kalmış oluyorsunuz. Hatta dedektiflerin ruh haline ortak oluyor ve her şeyi saran karanlığın içine hapsoluyorsunuz.
3- Tembellik Etmemiş Oyuncular
Katilin peşindeki polislerin bize hiç de yabancı gelmediğini hemen anlayabiliriz aslında. Yaşlı, tecrübeli ve soğukkanlı bir dedektif ve ona yardım etmesi için görevlendirilen genç, bütün karanlıkları aydınlatabileceğini düşünen ve kendini kanıtlamak için yanıp tutuşan başka bir dedektif. Birbirlerinin tam anlamıyla zıttı ama birbirlerini tamamlayan iki karakter. Polisiye film türünün bu klişesini Fincher filmde çok iyi kullanmış. Tabi bunda Brad Pitt ve Morgan Freeman’ın kimyasının tutması da önemli bir etken.
Filmin diğer önemli oyuncusu da tabi ki Kevin Spacey***. Kendisini çok az gördüğümüz ama buna rağmen suratındaki o buz gibi ifadeyle ve müthiş oyunculuğuyla hafızalarımıza kazınmıştır.
Ufak bir not: John Doe karakteri için başlangıçta düşünülen isim Kevin Spacey değilmiş! Bu rol için düşünülen isim REM grubunun solisti Michael Stipe imiş. Müzisyen bu rolün sinemaya adım atmak için gayet uygun olduğunu düşünüyormuş. Fakat plak şirketi son anda yeni bir tura çıkmalarını isteyince, rolü geri vermek zorunda kalmış (Tanrıya şükürler olsun ki!). Sonrası malum, Kevin Spacey, John Doe rolünün sahibi oluyor.
Gwyneth Paltrow’da filmde Dedektif Mills (Brad Pitt )’in karısı Tracy’yi canlandırıyor. Paltrow psikolojisi bozuk, yalnız bir kadını kendine has oyunculuğu ile oynarken aklıma gelen tek şey; Bu rol için Gwyneth Paltrow’dan başkası düşünülemezdi oluyor.
4- isimsiz Şehirde Gururlu Bir Anne
Filmin geçtiği şehir hakkında herhangi bir bilgi verilmiyor bize, son derece karanlık, kasvetli ve yağmurun durmaksızın yağdığı isimsiz bir şehir burası sadece. Bildiğimiz tek şey bilmediğimiz bu şehirde her geçen gün bir cinayet işleniyor olması. Olayların geçtiği şehir ve David Mills’in karısıyla birlikte yaşadığı ev birbirine çok benziyor. ikisi de son derece kasvetli ve umutsuz. Trenlerin öfkeli sesleri eşliğinde sarsılan ev, bu duruma alışmaya çalışan Mills ve Tracy’nin arasındaki sarsılmış ilişkilerinin bir metaforu sanki. Mills’in evde beslediği köpeklere duyduğu aşırı sevgi, bebek hasretini anlatıyor. Tracy’nin hamileliğini gizlemesi ve ne yapacağına karar verene kadar da Mills’e söylememesi filmin sonunda boğazımıza düğümlenen bir yumru gibi karşımıza çıkıyor.
5- Dehşet Birazcıkta Şehvet
Filmin bir sahnesinde Somerset ve Mills barda oturup sohbet ederler. Bu sahne filmin felsefi açıdan en önemli kısmıdır. Somerset, Mills’e katili yakaladıklarında hiçbir şeyin değişmeyeceğini söylüyor. Mills ise katili yakalamanın büyük iş olduğunu, o yakalandığında her şeyin çözüleceğine inanıyor. Film ilerledikçe Mills ve Somerset arasındaki anlaşmazlıklar artıyor tıpkı Somerset’in yorgunluk belirtileri gibi. Mills de kendini bir anda bu içinden çıkılmaz seri katil davası ile ailevi problemler arasında buluyor. Buna en güzel örnekte Mills’in evinde; Mills, Tracy ve Somerset’in birlikte yediği yemektir. Buradaki gergin hava gerçekten sinir bozucu türdendir.
Katil cinayetlerine devam ederken, olay yerlerinde bıraktığı bir takım işaretlerin, polislere bir sonraki cinayetin nerede olacağına dair ipuçları verecek cinsten olması ve buna rağmen yakalanamaması katilin son derece zeki biri olduğunu ispatlıyor. Katilin amacı sadece kurbanları öldürmek değil. Zaten cinayetlerin işleniş biçiminden bunu anlıyoruz. Ona göre etrafta o kadar çok günahkâr var ki bunlara birinin son vermesi gerekiyor. Ve Tanrı’nın onu seçtiğini düşünüyor, cinayetlerde bu yüzden bir çeşit vaaz gibi. Kurban hangi günahı işlediyse cezasını bu günahla ödüyor. Katilimizi hiç cinayet işlerken görmüyoruz. Ne zaman dedektifler bir ceset buluyor işte bizde o zaman görüyoruz mesajlarla süslenmiş ölü bedenleri. Bu da filmin sonuna kadar merakımızı ayakta tutuyor. Kurbanlar gerçektende dehşet verici şekillerde öldürülüyor. Tıpkı şehvet günahını işlemiş fahişenin ölümü gibi.
6- Kıskananları Çatlatacak Cinsten Sürpriz Final
iki dedektif katili yakalayacakları sırada ellerinden kaçırırlar ve onu tekrar nasıl bulacaklarını düşünürlerken, her tarafı kanlar içinde polis merkezinin kapısından John Doe girer. işte film bu beklenmedik sahne ile beklenmedik finale doğru yol almaya başlar. Katil teslim olur ve diğer iki cesedin nerede olduğu bir şartla göstereceğini söyler. Şartı dedektifleri oraya kendisi götürecektir. Mills, Somerset ve Doe arabayla olay yerine giderken bir helikopterde onları takip etmektedir. Bu sahnede Kevin Spacey harika bir monolog ile rolünün hakkını sonuna kadar verir. Saat 7’de elektrik kulelerinin olduğu uçsuz bucaksız araziye geldiklerinde film hiç unutamayacağımız bir şekilde son bulur.
7- Son Sözü Öfke Söyler
Filmin sonunda Dedektif Somerset’in öfkeli ve bitmiş adama bakıp ta dediği gibi;
“Ernest Hemingway şöyle yazmış: Dünya güzeldir ve uğruna savaşmaya değer. ikinci bölümüne katılıyorum.”