aslında sadece komünizm ve kapitalizm arasında öylece sıkışıp kalmış bir kübalının hikayesidir.
sırf böyle izlense bile siyasi açıdan büyük değeri vardır.
''vay amuğa goyyim, herif ne saydırdı be'' diyen tüysüz polat adaylarının da başka açılardan favorisidir.
her kesimden insanı bir noktada buluşturur sonunda.
hayatımda izlediğim en müthiş filmlerden birisidir dersem diğer filmlere karşı bir yanlış yapmayacağımdan emin olduğum bir yapıt.soundtrackını beğenmeyenlerin neden beğenmediğini de anlamış değilim.son derece iyi bir sounntrackı var.meraklısına push it to the limit...
1983 tarihli Brian de palma filmi.. Küba'dan Birleşik Devletler'e göç eden tony montana'nın geldiği bu 'fırsatlar ülkesi'nde yürüdüğü ihtiraslı yolu anlatan bir film. 'Adam öldürmek' gibi bir kabiliyeti olduğunu fark eden Montana, önce ufak işlerle başlayıp zamanla daha da büyüyor, büyüyor, durmadan büyüyor..
akira kurosawanın da kurcalamayı çok sevdiği iktidar ve şiddet kavramlarını(ki bu iki kavram çok sık üst üste gelir) Montana'nın dengesiz ve hırslı kişiliği üzerinden masaya yatıran de palma, amerikan mafyasını ve underground dünyasını güzel resmetse de, amacına ulaşmayan ve havada kalan bir filme imza atıyor. 169 dakikaya yayılan, bütçe ve zaman olarak iddialı olduğu sezilen bir filmin daha iyi çekilmesi beklenir.
gene de al pacinonun parlak oyunculuğu, steven bauer ve robert loggia gibi kaliteli yardımcı oyuncular, ikisi de daha 25 yaşında olan Michelle Pfeiffer ve Mary Elizabeth Mastrantonio gibi kadın karakterler ile normal Hollywood çizgisinin üzerinde bir film olduğunu kabul etmeliyiz. montana hırsın gayya kuyusuna düşmüş her insanın gittiği sona doğru yuvarlanırken, kendine bir hayat ve krallık kurmaya çalışan arzuları küçük bir ev havuzunda son buluyor; beraberinde kurşun delikleri ve bolca kanla.
zencilerin * favori filmidir. fakat filmin amacı hırsın, the world is yours mottosunun ne kadar zararlı olduğunu göstektir. zenci kardeşlerimiz olayı yanlış anlamışlar, olayı sadece çok hızla yükselmek açısından ele almışlardır. ayrıca yıllarını amerikada geçirmiş gibi konuşmam da çok saçmadır. ne oluyor lan bana?
ingilizce seyredilmesi gereken filmlerden biri. Al Pacino'nun canlandırdığı Tony Montana karakteri bazı okullarda psikoloji dersinde "anti sosyal" insanı tanımlamak amaçlı psikoloji öğrencilerine izletilirmiş.
insanın hayatında mutlaka izlemesi gereken bir film, özellikle Push It to the Limit şarkısı yokmu adamı gaza getirio yahu...
Şarkıyı bilmeyenler için ;
&feature=related
Hele filmde bi antonio montana deyişi var kii...
al pacino'yu gotfather'da izlediyseniz ve akabinde bu filmi de görmüşseniz, sanıyorum ki elinizin altında artık bu filmlere ait al pacino fotoğrafları vardır.
koltukta onun gibi oturmaya çalışır, gömleğin üst düğmelerini açar "kötü adama iyi geceler dileyin ..." diye başlayan repliği okumaya başlarsınız. yavaş yavaş "bana bir kişi zarar vermeye çalışırsa onu bir silahla vurabilirim" özgüvenine sahip olursunuz. hele ki daha önce hiç silah kullanmamışsanız bu fikre kapılmanız gerçekten kolaydır. ama elinize silahı alıp da iki el sıktıktan sonra bu işlerin filmlerdeki gibi olmadığını idrak etmeniz o kadar uzun sürmeyecektir.
özetle film güzeldir; ama sakın filmi izledikten sonra gta'daki gibi olacağınız fikrine kapılmayın.
kimze size oscar vermeyecektir çünkü!
80li yıllarda çekilen Al pacino'nun Tony Montana isimli kübalı mülteciyi canlandırdığı kült yapımdır. ingilizce izlenilmesi gerekir zira Al Pacino'nun kübalı aksanı çok hakiki durmuştur.
psikiyatri stajı içinde, antisosyal kişilik bozukluğu ile ilgili en baba kaynak olarak izletilen filmdir*. bu filmi yapmadan önce eminim de palma alabildiğine psikiyatri kitabı okumuştur.
filmdeki tony montana tiplemesi, her hareketi, her mimiği ve her konuşmasında tam anlamı ile antisosyal kişilik bozukluğu sahibi bir insan tiplemesi ile örtüşmektedir. guguk kuşu gibi bu film de psikiyatri bilimi açısından kıymetli eserler arasında yer almaktadır. filmin sansürsüz versiyonunun izlenmesi özellikle tavsiye edilir(türkiye'de çok az bulunmakta).
bu film ile al pacino'nun oyunculuk yeteneğinin, ta o zamanlarda dahi kopuk olduğunu görmüş oluyoruz.
benzer filmlerin başında gelen taxi driver ise, bu filmden sonra izlendiğinde gayet güzel gitmektedir.
ne kadar doğru olduğunu bilmemekle beraber, bu filmin*** psikiyatri kaynağı olarak çekildiği bilgisini almış bulunmaktayım.
ve bir de, eğer yanlış hatırlamıyorsam, tony montana küba'da hapishanelerin boşaltılmasından sonra amerika'ya iltica/göç etmek isteyen bir gençtir. ve kaçak olarak gemi ile amerika sahillerine atmıştır kendisini. hatta filmin girişindeki sahnede, psikiyatri uzmanları ve polislerden oluşan bir ekip, küba'dan göç etmiş diğer insanlarla beraber tony montana'yı da sorgulamaktadırlar. ve -nasıl olduysa-normal bir insan olduğuna karar verip(insan bu yanılabiliyor) amerika'da yaşamasına izin vermişlerdir.
çarpıcı sahnelerden bir tanesi de filmin sonlarına doğru malikanesinde tony montana'nın grandiyöz sanrılarının depreştiği merdivenden gelene geçene ateş etme sahnesidir. psişik çözümleme ustası olan de palma, olanca gerçekliği ile antisosyal kişilik bozukluğu'nun patolojik boyutunu yansıtmıştır bu sahnede. hatta birinin öldüğü bir, sahnede öldüğünü kabullenmeyişi ve benzer birçok ufak ayrıntı, mükemmel bir kurgu ve senaryo yazarının bilgileri ile hayatı olanca gerçekliği ile yansıtmıştır...