saçmalamada sınır tanımamak

entry223 galeri0
    101.
  1. hani böyle feysbuk şöyle, yok feysbuk böyle sürekli dalga geçiyorum ama çaktırmadan feysbukun müdavimi olmuşum. tıpkı genco'nun müdavimi olduğum gibi. yani onca ısmarlanan osmanlı pokeleri,rakılar bilmemne.. hoşşeyler.

    yalan! külliyen yalan. feysbuka nasıl kıl oldum anlatamam. kadir inanır'ın plastik dünyasındaki naylon delikanlılar gibi sahte olmuş insanlar. yani sanal rakı doldu masam. sahte rakı hepsi. zehirlenecem bu gidişle. bir de dansözler yollamışlar bi sürü.onlar da masada. oturuyorlar. lan yeter gayri!

    feysbukdaki durumumuz da öyle bir illet ki. msn kişisel iletilerinin duygusallığı gibi hepsi. edebi olanlar mı dersin, geyik mi, duygusal mı... hele bi tanesi vardı. nasıl sinir oldum anlatamam. yani benim arkadaşım hatta bu. arkadaşlığımdan utandım yani. isim verip rencide etmek istemediğimden kendisine şimdilik "yonca" diyorum. "yonca is düşünüyo" yazıyordu profilinde. neyi düşünüyorsun? bana nesi? sesli mi düşünüyorsun?

    illallah geldi bu feysbuktan. yakında sanal zıçacaz. falanca size alafranga tuvalet yolladı. çatır çatır zıçın!

    sanal dünya hızıyla bilinir. mesaj yazarsın. hop anında karşı tarafa ulaşır mesajın. ama bazen yolladığım mesajın böyle bir saat sonra gitmesi beni nasıl asabi yapıyor! hele ki telefondan mesaj yazıyorsam! yazdığım bayram mesajı gitmiş iki gün sonra. bilseydim bu kadar yavaş olacağını bayram tebrik kartı atardım bir hafta önceden.

    baldır baldan tatlıdır!

    "winnie the pooh" isimli çizgi filmdeki sevimli ayı winnie eğer bildiğimiz türden kaba saba bir ayı olsa ona "winnie the ayı" derdim ben. şayet zaman zaman kabalık yapsaydı ona "cicim ayısı" derdim. ne çabuk geçerdi cicim ayıları!

    şehir içi toplu taşıma sektörü türlü garipliklerle karşılaşabileğimiz mekanlar. yani herkesin başına garip bir olay gelir o otobüslerde. bir gün yanımda ayakta duran adamın ağzından baloncuk attığını gördüm. yani bildiğimiz baloncuk atıyor uçuruyor. o tükürük baloncukları milleitn omzuna falan konuyor. hayretler içinde kaldım adamı izledim. göz göze geldim bir an... sağ elini omzuma koydu: "nasıl yaptığımı mı merak ediyorsun, tam dört senede öğrendim, sıkıntıdan" dedi. "pek iyi" dedim.

    yani hadi tamam enteresandır da, nesini merak edeyim. her sıkıldığımda ağzımdan balon mu çıkarayım?
    6 ...
  2. 102.
  3. hani çok ziyeret edilen kuruluşların,şirketlerin müşteri hizmetleri olması şarttır ya, ama her türlü kuruluşun bir müşteri hizmetleri olmalı yani. umumi tuvaletler nasıl ziyaret ediliyor. akın akın. yani kesin bir müşteri temsilcisi konmalı o tuvaletlere. telefonu açan kişi de şöyle demeli telefonda: "alo franga tuvalet, buyrun?"

    yandı gülüm keten helga...

    hala kaldım feysbukta. feyz de alamadım. bugün bir uyarı feysbuktan: "falanca size bir hediye gönderdi." açtım hediyesini. pastamsı bir cismin fotoğrafı. "bu ne" diyecektim de... düşünceli olmasına ithafen sesimi çıkarmadım. ama duygulanmadım da hediyesinden.

    "vurursa gol olur,vurdu taç" diyen spikerlerimiz var. ha bu aktiviteyi gerçekleştiren harbi futbolcularımız var. doksan derece nasıl dönersin be adam?

    ama kopuktu kopuktu zincir... konduramadım!

    gambaz.

    karı katirist: katır seven bayanlar bunlar. feci. katır tutkunu adeta hepsi. yakında hipodromlarda bunların katırları koşacak. yalnız katırları hakikaten aşağılamayan da yok. bizim köpek bile çöpçü katırlarını görünce hatta değil görmek nal sesini duyunca bile kuduruyor. katırist yapmak lazım onu da...

    ileride üç çocuğum olursa isimlerini figürhan,kudurhan ve yarhan koyacağım.

    korku filmlerine türkçe seslendirme yapanları bana teker teker getirin. yok arkadaş. bu kadar kötü seslendirme ve çeviri yapılamaz. tek başına perili eve giren genç kız "kimse yok mu" veya "huuhu" yerine merhaba diyorsa ne anladım ben bu işten. perile de size bir merhaba der; oturur karpuz yersiniz. siz geri dönerken de "daha karpuz keseceğidik" der o periler. al sana karpuz.

    bir hacı asla yatmaz. izci misali. hacı yatmaz. hacı bu iş yatar bence.
    2 ...
  4. 103.
  5. kapidan girdim. tutun dumanlari avizelerin etrafinda bir sis hale vucuda getiriyordu.

    köşede lautrech önünde absint kadehi ile manzarayi kara kalemle eser-i cedit kagidina naksediyordu. 'riri' dedim, 'benim ne zaman resmimi yapacaksin' diye sual ettim.

    gözlüklerinin ustunden bana bakarak bugun git yarin gel dedi.

    ensesine bir saplak koydum yanına çöktüm. faber babaya bir absint vermesini rica ettim.

    sahneye gece mavisi elbisesi beyaz puantiyeli mavi kravati ile gilbert becaud ciktim çöktü piyanosunun basina shirley basladi söylemeye.

    Bakmıyor çeşm-i siyâh feryâde
    Yetiş ey gamze yetiş imdâde.
    Gelmiyor hançer-i ebrû dâde

    lokal kalabaliklasmaya baslamişti. kadehlerin biri bosalip biri doluyordu. faber baba ve mahdumlari kanter içinde ordan oraya seyirtiyorlardi..

    birden kamelyali kari yaklasti. masamiza. oturdu yanima. beni bu hayattan kurtar ya mulayim dedi. yahu dedim bende suleyman demirel tipimi var diye onu tersledim.

    yelpazesini sallayarak bakti bana. ben de ona. shirley costukca costu sahne de basladi bu sefer as time goes by!i terennum etmeye.

    döndüm o na nu sarkiyi calma demiştim sana diye fircaladim.

    ama o ve gilbert inadina calmaya devam ettiler. kafam atti. tam cikacaktim riri elime kagidi tutturdu.

    ulan benim karakalem resmimi yapmiş hergele. 'gereksiz taramalar yapmişin ama saol riricim' dedim.

    karikutur mu lan bu dedi karsilikli keh keh güldük. sarki bitmişti bu arada, biz gene abisint içmeye devam ettik.
    0 ...
  6. 104.
  7. sezer'in hakkı sezer'e. bu durumda ahmet necdet sezer'in haklarını zeki sezer'e vermek lazım. ha, biri çıkar da "sen de mi brutus" derse bilemem. belki de brutus'umdur ben de. hepimiz brutus.

    "hepimiz puştuz" deyin sürekli, peşpeşe... bir süre sonra insanda cıstak cıstak ıpdıs etkisi yaratıyor.

    yandım yandım ah kime yandım?

    tayyip erdoğan'ın "idare edemem anne" tadında olmasını dilerdim. biraz isyankar olmalıydı. ne bileyim, boyun eğmemeliydi. tasvip etmedim onu hiç.

    -tayyipciğim,artık biz istihbaratı verdik,vurması sizden,nokta operasyonuyla idare edersiniz...
    -idare edemem anne... idare edemem!
    işte şu diyalog gerçekleşse iyi olurdu belki. ha şimdi onu annesi de duymaz. biz idare edeceğiz belki o operasyonla...

    orada ölmek var, oracıkta ölmek var. ora var; oracık var. biri mekansal biri duygusal. gemi var gemicik var. biri duygusal.. öteki de duygusal. tamamen duygusal.

    bir zamanlar saftım ben. belki hala safımdır o ayrı. internette her numaraı yerdim. internet kullanmaya yeni başladığım zamanlardı. rastgele girdiğim bir siteyi açar açmaz karşımda "bizden bir tatil kazandınız" uyarısı belirdi; girdim tıkladım. adres falan da yazıyor. gemi seyahati tatili. gemi de aşk gemisi gibi mübarek. "şartlar nedir" diye mail bile attım adamlara... sonraları anladım bu yalanı.

    şimdi o sitenin 999999. ziyaretçisiyim... ya siz? you are the 9999999 the visitor! hadi ordan lan!

    "samimiyetsiz" diye hakaret şekli mi olur? yani bu durumda "samimiyetli" diye bir iltifat şekli olmalı ki kulağa hoş gelmiyor o da.

    eli işte gözü oynakta!
    1 ...
  8. 105.
  9. konuşacak lafın varsa konuş alim sansınlar,yoksa sus adam sansınlar.şeklinde bir cümleyle sınırlandırılabileceğini düşündüğüm eylem.
    0 ...
  10. 106.
  11. normal hayatta cümleleri "amuğa goyum" ile bağlayan insanlar yeni sevgili adayları ile konuşurken bir anda sezen cumhur önal'a dönerler. kimisi de gülriz sururi olur. cinsiyetine göre. yani belli adımları atana kadar bir süre sezen cumhur tarzı konuşmakta fayda vardır tabii. ince,kibar konuşmalar kişilere artı puan kazandırır. zaten sevgili adayı bir süre sonra kişinin sevgilisi olur; sezen cumhur önal zamanla cihan ünal'a dönüşür. zamanla kenan kalav'a doğru ilerler. arada bir tolga savacı'ya uğrar. en son tecavüzcü coşkun misali küfürbaz olur. o an samimiyetin ulaştığı son noktadır. bayanlar da önce belgin doruk ile başlar. filiz akın'a geçerler. arada fatma girik'e uğrarlar en son türkan şoray'ın al yanaklı küfürbaz haline ulaşırlar. bu da bayanlardaki samimiyetin son noktasıdır.

    sevgiliyken öyle ha deyince "amuğa goyum" ile cümle bağlanmaz. "lan" bile denmez. ilişki yeteri kadar oturmamışsa lan ile başlamamak lazımdır cümlelere. yani yeni ilişkide "amuğa goyum gel de bir sinemaya gidelim" dersen sinemaya gidemezsin. hayatın film olur o an. "lan gel de bir öpüvereyim seni" dersen "lan mı canın sağolsun" tepkisi ile karşılaşırsın. ha ilişki hiç ilerlememişse şemsiyeyi kafana yediğin an canın sağ bile olmayabilir.

    -uzunlarımı mı yaksak artık ne?
    -ama kısalar?
    -bilmem ki!
    -kısalar halbuki çok yakışıyordu...
    -uzunları yak!
    -ama kısala... aaaaah dikkat et araba geliyo karşıdan...

    yaman muzu.

    sayko kilir köskesi.

    kafası hunili delileri ters çevirip o hunilerden akıtmak lazım. bidonumuz da akıl hastanesi olsun. o bidona dolduralım onları.

    bu köşe puşt köşesi. her türlü hainliğin olduğu, kişilerin gözlerini kısıp ağzında ot çiğnediği köşe. tükürülen köşe. duvarında "buraya çöp döken gaydir" yazan köşe. köşe yazarının köşesi değil. pis bir köşe.

    basamakta durmayın, bu otobüsün kapısı yok.

    babasından dev taso veren cips isteyip enseye tokat yiyerek "yürü ula amuğa gorum dasonun" tepkisiyle karşılaşan bir çocuk gördüm bu dünyada ben.o çocuğun psikolojisi nasıl olur yahu? dünyası kararır? bir taso için değer mi?

    farkettim de bu yazının anafikri "amuğa goymak" olmuş. pek küfürlü. yakıştıramadım kendime. yani terbiyeli bir insan olarak özür dilerim bu insanlardan.
    6 ...
  12. 107.
  13. cilginca trabzon hurmasi yemek istiyordum. francoise hardy'e telefon ettim. 'kuzum bana trabzon hurmasi getirebilir misin' dedim. o da bana 'tabi ki mon ami getririm' dedi. sevincten deli olmuştm simarikliği ele alip 'bi zahmet cikolatali bulursan cok iyi' olur dedim.

    sabirsizliktan yerimde duramiyordum. bir ordan bir buraya kosturup duruyordum. perdeleri indirip yeniden takiyordum.

    kapi din don din don din don vak vak diye caldi. nihayet gelmişti ama o ne...!

    lan sen nerden ciktin diye sual eyledim.

    ebleh ebleh suratima bakarak ve keci boynuzunu kemirerek yüzüme bakarak sepet kafalikla yanitladi.

    - tegmenim piyaqnoyu sattim, koltuk takimlarini da 25 kasa tokai sarabi karsiliğinda boleznali vharjek'e trampa ettim.
    - svayk ben senden sadece astegmen dub'a yarin krakow'a hareket etmemiz gerektiğini maresal yumoş'un ordusuna bölük olarak nakil edileceğimizi bildirmeni istedim.
    - tegmen'im biliyorum ama gidipte dönmemek dönüp görmemek var, o yuzden ne varsa ne yoksa sepetlemenin iyi olacağini düsündüm.
    - bana bak sersem kafali aptallarin aga babasi, ne zaman gelecekler esyalari almaya?
    - tegmenim yarin sabah saat 10'da... hiç unutmama silezyali bir dokumaci vardi bir gün...
    - svayk! sağa dön uygun adim mars! istikamet kupa asi meyhanesi.

    svayk belasini böylelikle basimdan sepetlemiştim.

    kapi gine zir din dong caldi, elinde migros torbalari ile francoise hardy arz-i endam etmişti.

    - darling trabzon hurmasi getirdim ama cikolatali bulamadim kusura bakma dedi.
    - olsun mon ami dedim, zahmet edipte geldin ya , dedim.

    iyi bir şise etiketinde allah ingiltere'nin belasini versin yazan kiraz rakisini cikardim. bardaklarimizi doldurduk. usul usul bir rüzgar esmekte, ammavelakin kicimizi dondurdugu halde hissetmiyorduk bile.

    balkon uyuyup kaldik. sabah yeri ilgit ilgit vururken, francoise'in ilgit ilgit sesi ile uyandim. gökyüzündeki mefta olmak üzere olan aya bakip bir sarki söylüyordu.

    traume, die bei nacht entstehen
    und am tag vergehen
    sind meistens garnicht wahr
    weil sie unter den millionen
    unsrer illusionen
    geboren sind

    şimdi işin yok gücün astegmen dub'un dangalaliklarini kim cekecek, kaz kafali maresal yumos ile zartini zurtuyla kim ugrasacak, svayk'in akıl almaz hiyartolugu ile kim cebellesicek.

    devam et hardy:

    traume sind wie ferne wolken
    denen andre folgen
    solang es leben gibt
    sag mir, sag wohin sie treiben
    wo sie einmal bleiben
    weiss nur der wind

    yahu kim takar katowice'yi bana arkadas ben bir yere gitmem.

    wie ein wunder ist die welt
    jeder baum und jedes feld
    wie ein wunder ist die welt

    traume, die uns nichts bedeuten
    sollte man beizeiten
    mit andern augen sehn
    weil sie oftmals unser denken
    auf die wege lenken
    die wir dann gehn

    din don diye kapi caldi. nakliyeciler gelmişti. suratlarina bakip hassiktirin ordan dedim.

    gökte ucan bir fil sinyal vermeden serit değiştirdiği için pembe panter'i yumruk manyaği yapiyordu....
    0 ...
  14. 108.
  15. mühendis insan düşünür, mühendis insan tasarlar, mühendis insana yorumlar. üniversitede böyle öğretildi bu bize. öğretildiğine göre her mühendis kendi branşına göre bir şeyler tasarlıyor. tekstil mühendisi daha iyi kumaş nasıl yaratılır, bunu yorumlar. makine mühendisi makineler üzerine, mekanik üzerine tasarım yapar. yani her mühendis tasarlar.

    atom mühendisi atom tasarlar o zaman. oha! yeni atom mu yaratacaksınız?

    hele ki uzay mühendisleri? uzayı tasarlayamazlar... çarpılırsınız valla.

    ermeni yasa tasarısı. onlar da ermeni mühendisi falan mı ne? onlar dediğim the others. başkalarının işlerine belgelere bakmadan burnunu sokup kafalarında bir şeyler tasarlayanlar.

    demek ki yanlış öğretilmiş bize.

    "la bu ne la" diye hayret verici bir ünlem var. "lan bu ne lan" anlamına gelir. ama fransızca gibi duruyor, öyle değil mi? "dö la bu ne la..."

    evde ortak yaşam varsa demokrasi de vardır. öyle de olmalı. bir devlet gibi işlemeli herşey. hatta öyle bir devlet olmalı ki o evdeki düzen; böyle özelleştirmeler olmalı. baktın, su faturası çok geliyor, zarar mı ediyorsun su yüzünden? hemen klozeti özelleştir... umumi hela olsun evin tuvaleti. internet faturası mı çok. özelleştir bilgisayarları... internet kafe ortamı yarat.

    raybana geceleri.

    heidi'deki klara ayaklanırsa klark kent olur. uçarsa tadından yenmez. yemez de yanında yatarsın o zaman.

    bundan sonra yeni elbise alıp, elbiseyi önlerine doğru tutup kendi ekseni etrafında dört tur döndükten sonra sehpaya çarpan bayanlarla konuşmayacağım. hem dön etrafa çarp, uçuşan eteğin de takılsın etrafa... topuğunu da vur...

    darbeli satisfaction.

    lerzan mutlu siz akü. akü gibi gerilim biriktiyorsun arkadaş o lerzan mutlu siz mutlu programını gördükçe. tamam sevmek zorunda değilim de kadın zaten kıl arkadaş, ismini bari değiştir... öf be!

    kafa attığında ense katmerleri açılan külhanbeyi.

    zıpladığında göbek katmerleri açılan aşçıbaşı.

    her oturduğunda katmer sayan ruh hastası...
    0 ...
  16. 109.
  17. lab demeden labaratuvarı anlayabilen bir milletiz. kimisi öyle abartmış ki hatta; lab demeden balon joje,bek alevi,beher glas'ı anlayabilecek derecede aşmış. aşmış kudurmuştan beter. yani leblebi devri çok gerilerde kalmış.

    şimdi leblebi ile tek yapılan hesap makinesini ters çevirip, ekrana "leblebi" yazmak. hesap makinelerinin teknolojis gelişmiş yani. eğer hesap makinesinin ekranına "labaratuvar" yazabilecek kadar gelişmiş bir teknolojiye sahip olsaydık şimdiye mars'taydık. bizim amcaoğlu da şimdiye atom mühendisiydi.

    aman aman iyi olsunlar. better olsunlar.

    feysbuk'tan içime ne kadar gına gelse de feysbukla ilgili konuşmaya yazmaya devam ediyorum. bu ne çelişkidir. bir mesaj geldi; falanca sizi "top friends"ine ekledi diye. yanına da not düşmüş; "popülariteniz gün geçtikçe artıyor." vay anasını. nasıl ünlü oluyorum anlatamam. haa hatta; alt satırda da yazmış "girin ve ne kadar popüler olduğunuzu görün"
    ne görcem.şeytan görsün yüzlerini...

    buradan onların hepsine feysbukça bir cevap yolluyorum: osmanlı pokesi.

    sanal elim sende: pokem sende.

    poker de bu poke'leri çok sevenlerin oyunu. açık ise pokem on. fark ettim de feysbuk ruh halimi bozmuş. yani yolladığı sanal mezeler bozuk adamların. gerçek olsa midem bozulurdu. ancak ruh halini bozar bu mezeler insanın.

    sanal dedim de, eskiden bir sanal hayvan,kimine göre sanal bebek furyası vardı. herkesin elinde onlardan bir adet. ben de aldım sanal hayvanımı. eksik kalır mıyım? camış mıyım ben? soruyorum tüm arkadaşlarıma, adamlar besliyor sanal hayvanı. sanal mezelerle. her günü bir yaş olmak üzere on beş gün yaşıyor hayvanları.

    ya benimki? yeni yaşına ben gece uyurken giriyor, üstüne bir de gece yemeğinin üstüne kaka yapıyor, uyurken temizleyemiyorum; bir daha yapıyor, sonra bir daha... üzerine bokundan hastalanıyor hayvan. sabah bir kalkıyorum ki ölmüş. yan yana üç adet bok resmi, bir adet kuru kafa ve bir adet mezar resmi. yani bu şu demek: "hayvan üç kere altına yapmış, temizlenmediği için hastalanmış ve ölmüş" yani gerçek hayatta olsa ben ona bokunda boğulup ölmek derdim. altına her zıçan ölseydi şimdiye..

    o sanal hayvanın sanallığını kardeşim gerçek muslukta yıkayarak yok edip gerçekliğe taşıdı. harbici öldü ondan sonra da. ama sevinmiştim. herkesinkki on beş gün yaşar, benimki bir gün...

    bir de sürekli osuran bir hayvan olarak "salan hayvan" var.
    3 ...
  18. 110.
  19. noktalama işaretleri kendilerini o kadar belli ediyorlar ki. hatta ruh hallerini bile belli ediyorlar kendilerinin. hepsinin ayrı bir güzelliği var. virgül mesela; şekli itibariyle o kadar sinsi duruyor ki. bir yerlerin arasına gireceğini anlıyorsun direkt olarak. üç nokta desen dizi dizi dizilmiş zaten. devamı gelmesin de ne olsun? yani "üç noktayı koyan beş noktayı da koyar" mantığından yola çıkarak bir şeylerin elbet devamı gelir.

    denden: "al benden de o kadar" var mı ötesi?

    rötar ramazan.

    içimde bir noter huzursuzluğu var, bu çekilişi yapamayacağım. yeni bir çelişkiye başlamaktan çok korkuyorum.

    yemeni: yemenli halk ozanı.
    gevşekilik: az önce başlattığım tembelliğin diz boyu olduğu akım.

    beyaz şahin'i takip et!

    eşşek saati.

    balkanlar'dan gelen soğuk hava dalgası kadar monotonum. balkanlar'dan geliyorum türkiye'de gündem yaratıyorum. her hafta. bir de dedikodumu yapıyorlar. harita avuçluyorlar.

    "bu ilişkinin heyecanı bitti" ney? neey? ne heyecanı.. oof öyle aşığım ki anlatamam. hop oturdum hop kalktım. sevgilimlen aslan kafesine girdik. heyecan. aslan uysal çıktı heyecan bitti. biz de ayrıldık.

    mahallede cam kenarında sağa sola laf yetiştiren teyzeler o mahallelerin metro goldwyn aslanlarıdır. haydi aslanlar kükreyin.. falancanın kızı ne yapmış beredeymiş?

    "funk" müziğinin ismini ilk duyduğumda "komik müzik" sanan ben funk'ı dinlediğimde saksafonlu,baslı,enteresan gitar tonlu bir müzik olduğunu öğrendiğimde yıkıldım. ama yine de seveerim funk'ı...
    3 ...
  20. 111.
  21. 112.
  22. düşündüm de her eşyanın, nesnenin, taşıtın bir işlevi olduğu gibi kişilerin bile işlevi var. trenin çok oturgaçlı götürgeç olması gibi. düdüğün öttürgeç olması gibi. yani var var. irdeleyeceğim kim ne derse desin. bir nevi sözlüğümsü olacak bu bilgiler herkeslere.

    aysun kayacı: kola aromalı öptürgeç.

    müshil ilacı: öttürgeçli zıçtırgaç.

    arapası: vergaç(yok yok olmadı bu)

    dedikodu: tükürüklü dolambaç.

    enseye tokat: çok konuşan insanı durdur ve gaçama.

    mercedes: deri kokulu hava attırgaç. (gerçekten iyi gaçar, ataktır)

    buldozer: ezgeç.

    gökhan kırdar: ılımlı üste bastırıp ezdirgeç.

    tayyip erdoğan: ana aldıran götürgeç.

    ahmet buhan: cinnet geçirgeci.

    fethullah gülen ve tarikatı: gözyaşı çetesi.

    terlik: anneler için çok amaçlı öldürgeç.

    hoşt: köpek kaçıracağı.

    pist: uçak hoşgeldirgeci.

    kamyon: kahveden adam toplama gereci.

    kürek: kahveden toplanan adamların dayak aksesuarı.

    ajdar: nane bahanesi...
    5 ...
  23. 113.
  24. arkadaş, rıdvan dilmen'de de öyle bir ses tonu var ki! yani adam ciddi ciddi maç yorumluyor ama sanki iki dakika sonra öztürk serengil modunda "kelajj embalajj" diyecek gibi. öyle bir ses tonu. golejjj kelejjj olurejjj! hiç hoş değil. yorumcu dediğin azıcık ciddi ses tonuna sahip olacak.

    kimisi futbol yorumcusu, kimisi futbol yorucusu. adam yorum yaparken yoruyor adeta seni.

    öyle bir millet haline geldik ki; karpuzu gözle, ekmeği elle seçer olduk.

    burhan altıntop, şirinler köyü'ne şirin olsa uykucu şirin,gözlüklü şirin gibi ismi olmazdı. onun ismi direkt "burhan" olurdu. bu gözlüklü,bu güçlü, bu da burhan... bıyıklı,kompleksli,elinde çantası.. cırlayan bir şirin.

    "aradım seni" isimli parçasıyla iyi bir çıkış sağladığı söylenen gökçe hanım kızımız tarzının "eğlenceli rock" olduğunu, poptan çok uzak olduğunu ifade ediyor. eğlenceli rock ne arkadaş? hani funk rock, blues rock duyduk da... eğlenceli rock ne? türünün ilk örneği misin?

    "ya sev ya terket" diyenlere inat, ille de terketmeden sevmeye devam.

    ille illegal.

    burası dingo'nun ahırı. bu dingo. bunlar inekler ve koyunlar. and these are mr. and mrs. brown.

    baş çavuşun osuran beygiri zaman zaman dingo'nun ahırında barınır.

    baş çavuş artık komutan olmuş. beygiri kime kalmış? hoop kime diyorum? baş çavuşun beygiri? o da yok değil mi? gittiniz.. terk ettiniz...

    ibo ile padişah.

    iki minare arasındaki "hoşgeldin ramazan" yazısı üzerine çamaşır asan çılgın imamları da görmek isteriz bu diyarda.

    "balkanlardan gelen soğuk hava dalgası" ile "yumurtanın fırçalanmayan tarafı" bir ikondur.
    acaip yumurta fırçalayasım geldi. güçlü olsun...

    arka beşli'nin en ortasında omuzları içeri geçik yamuk oturan insan kadar acizim şu an.

    o zaman ben bir fırçalanmayan yumurtayım...
    2 ...
  25. 114.
  26. mfö ile mor ve ötesi müzik dünyasının birbirine en ters grupları. bir arada sahneye çıksalar gitarları birbirlerinin kafalarında kırarlar. ne bu çelişki, ne bu tezatlık? mfö "en tatlı sabahlar çokokrem'le başlar" diyor, hem de ağız suyu akıta akıta... mor ve ötesi ise "güne kahveyle başladım,ağzım kuru zihnim açık" diyor. birine çokokrem, birine kahve.. biri sulu, biri kuru.

    kelebek bıçak çekip zeminde topuklarıyla sekiz çizerek hareket eden bıçkın delikanlı gibisi olsa olsa nazo gibisidir.

    zevk nakli sonucu, zevksizlerin birinde zevk uyuşmazlığı görüldü. hiçbir haltı beğenmiyor.

    "verdim gitti" diyen nikah memurları da olsun.

    çok enerji veren at amblemli ferrari'leri doping kullanıyor diye trafikten men etsinler.

    tapu kadastro'da kadrolaşmanın doruk noktası: "tapu kadrostro"

    fidel kadastro.

    "abla teker dönüyor" dendiğinde o ablaların tekere baktığı an harbi harbi tekerleri dönsün, kovalasın herşeyi.

    televole tarzı magazin programlarının dış sesleri öyle dış ses olmalı ki, sınır dışı... kapsama alanı dışı falan bir ses olmalı ki duyamayalım o sesleri. yeter be! ne tırtsınız.

    on kilo pamuk dükkanı mı daha sıkıcıdır? yoksa on kilo demir kaynak atölyesi mi?

    kafaların bi milyon olması enflasyona göre artık değişkenlik gösterebilecekmiş. hatta altı sıfır da atacakmışız artık. şu an kafam sadece "bir". hiç hoş değil.

    "git getir bobi" ile "basamakta durmayın otomatik kapı çarpar" cümlesi arasında kalıplaşma açısından hiçbir fark yok...
    2 ...
  27. 115.
  28. bireyin buludnuğu ruh haline göre derecesi değişen harekettir.

    (bkz: kalemtraş)
    0 ...
  29. 116.
  30. -Hadi artık yatağa gelip şu lambayı kapatır mısın? Ya da vaz geçtim sadece lambayı kapat ben yalnız olmak istiyorum bu gece.
    -Neden?
    -Çünkü bu benim gecem. Zaten sen hiç yoktun ki önceki geceler gibi. Neden şimdi bu gece olmak istedin, üstelik bir de ışığı açık bırakarak?
    -Neden?
    -işte bende sordum neden?
    -Neden?
    -Merak ettim.
    -Neden?
    -Neden diye sorman bende öğrenme ihtiyacı uyandırdı da ondan?
    -Neden?
    -Hiç beklemediğim bir tepkiydi çünkü?
    -Neden?
    -Farklı bir tepki vermeni düşünüyordum aslında. Örneğin ilk sorumun cevabını vermeni...ama sen bunu yapmadın ve neden diye sordun?
    -Neden?
    -Sanırım sen de ilk sorumu beklemiyordun?
    -Neden?
    -Belki bu gece buraya gelirken bambaşka beklentiler içindeydin ve ben böyle tepki verince sende şaşırıp kaldın?
    -Neden?
    -Düşündüğü gibi olmadığı için yeni duruma hazırlıksız yakalanmış olabilirsin?
    -Neden?
    -Belki düşündüklerine inanmışsındır. Zaten buna da ön yargı denir, sende çok ön yargılısın ya ondan?
    -Neden ?
    -Bu senin karakteristik özelliklerinden biri?
    -Neden?
    -Herkesin bir yapısı var ve senin de yapını oluşturan temel taşlarından biri bu?
    -Neden?
    -Belki tanrı öyle olmasını istemiştir?
    -Neden?
    -Yarattığı insanlar arasında çeşitlilik olsun diye.
    -Neden?
    -Tek tip insan yaratarak dünyayı sıkıcı hale getirmemek için?
    -Neden?
    -Yaratıcılığının sınırlarını zorlamak için?
    -Neden?
    - daha iyiye ulaşabilmek için?
    -Neden?
    -Egolarını tatmin edebilmek için?
    -Neden?
    -Hırs yaptığı için?
    -Neden?
    -Daha fazlasını istediği için?
    -Neden?
    -insan beyni ile düşündüğüm için?
    -Neden?
    -Bu garip organa bağımlı olmak zorunda olduğum için.
    -Neden?
    -Bedenimi kontrol ettiği için.
    -Neden?
    -Dünyada ki varlığımı ifade ettiği için.
    -Neden?
    -Fizikte bir madde olduğum için.
    -Neden?
    -Maddelerin kütlesi olduğu için.
    -Neden?
    -Kütle sayesinde var olduğumuz için.
    -Neden?
    -Varlığımı gösterip iktidar sahibi olabilmek için.
    -Neden?
    -Böylece anlamsız güç savaşları yapabilmek için.
    -Neden?
    -Kendimizden zayıf olanları yok edip daha güçlü olabilmek için.
    -Neden?
    -Yeter artık uyumak istiyorum.
    -Neden?
    -Çok geç oldu.
    -Neden?
    -Yarın erken kalkmam gerekecek.
    -Neden?
    -Çünkü öyle olsun istiyorum.
    -Neden?
    -Ne bileyim diğer insanlar da yarın erken kalkmak zorundayım derler hep.
    -Neden?
    -Çünkü yapmak zorunda oldukları işleri, bulunmak zorunda oldukları yerleri ve katılmak zorunda oldukları randevuları vardır.
    -Neden?
    -Çünkü onlar gerçek yaşamın içindedirler ama gerçekleri fark etmezler.
    -Neden?
    -Yeter uyumak istiyorum gider misin lütfen?
    -Neden?
    -Uyumak istiyorum demiştim ya.
    -Neden?
    -istediğim şeyi öğrenebilmen için.
    -Neden?
    -Senin gerekeni yapman için.
    -Neden?
    -Uyuyabilmem için.
    3 ...
  31. 117.
  32. birileri biryerlerde cümlesine "düşünsene şöyle olurmuş falan..." ile başlıyorsa anlayın ki oralarda fazlaca geyik vardır. sola doğru geyiği göreceksiniz, sakın şaşırmayın hatta. zaten heryerde birileri birine birşey anlatıyor...

    eğer birileri biryerlerde birilerine "kız bak sana birşey söyliyim mi" diyorsa anlayın ki iki anne o an çocuklarının durumlarını irdeliyordur. emin olun ki, o annelerden bir tanesi fazlaca bilgiçlik taslayan, diğeri de tavsiyelere açık bir annedir. hatta emin olun ki; bu durumlarda tavsiye dinleyici annenin çocuğu hep mağdur olur.

    kendimden bilirim, çocukluk yıllarım karakutu atarilerin çağıydı. atari manyağıydık biz de herkes gibi; ve bizim de tavsiye manyağı bir komşu teyzemiz vardı. sürekli tavsiye verirdi. karışırdı. ne zaman bize gelse "kız ben sana bişey söyliyim mi" ile başlardı cümleye.. akabinde atari yasaklanırdı evde. meğer atarinin zararlarını anlatıyormuş anneme...

    "az gelebilir misin bizimle;seninle bir şey konuşacağız" ile başlayan diyalogların içinde de bulundum. hiç de birşey konuşmadılar. dayağa başlama cümlesiydi onlarınki. kolumdan tuttular,dostane bir şekilde mezarlık arkalarına falan götürüp, tartakladılar, dövdüler...
    sırf beni değil, her yerde durum böyleydi...

    birileri bir yokuşun en aşağısında "baba naber ya" deyip sizi kolunuzdan tutuyorsa yokuş boyunca rehin alındınız demektir... boş konuşur bunlar.

    eğer ki birileri "basamakta durmayın, otomatik kapı çarpar" yazısını okuyacak kadar daralmışsa, emin olun o biri kesinlikle kalabalıktan basamakta duruyordur. bakacak tek nokta otomatik kapının üstü olduğu için mecburen o yazıyı okuyordur.

    eğer ki birileri "abi yeter artık, hayatımda değişikliğe gidiyorum artık" diyorsa anlayın ki o birileri hayatının en monoton dönemine başlamıştır o cümle ile. geçmiş olsun demek gerekir onlara.

    o birileri sürekli konuşacağına gelsin alsın beni buradan...
    3 ...
  33. 118.
  34. 119.
  35. hani olur ya bazen el mecbur bıyıklar gardiyan vaziyette agac olmak zorunda kalirsiniz. avanak avanak disarda yalı kaziği gibi dikilirsiniz. yerinizden kipirdamamaniz gerekir. gelene gecene trene bakan, yesillikle beslenen möö diyen etinden sütünden ve postundan faydanilan bir buyuk bas hayvanmiş gibi beklerken oyalanmak için salak salak bakarsiniz. işte o sirada arabalar kuslar ve insanlara bakarken, 14+1 okul servisinden arka dörtlünün cam kenarindan oturan biri nah ceker. sizde aninda o nah cekersiniz, tam o sirada beklediğiniz kişi cikagelir ebeler sizi. işte o an varya nasil bir şeydir yahu cok değisik duygular yasanir o an. zil, sal ve gul
    bu bahcede raksin butun hizi.....
    1 ...
  36. 120.
  37. kişilerin birbirleriyle uyum sağlaması tamamen burçların uyumuna bağlı diyenler var. ha tamam. uyumlu olmak burçlara bağlı olabilir. ben burçlara göre bir avrupa birliği uyum paketi oluşturulması taraftarıyım. astrolojik yıldız falımıza baksınlar. eğer astrolojik açıdan avrupa birliği'ne uymuyorsak uğraşmayalım arkadaş.

    türkiye'nin yükseleni nedir ki?

    "i am şakır şakır ingiliş(englsih)" diyenlere inat: i am çakır çakır keyif!

    sistemli çalışmaların hepsi aslında birer "sitemli çalışma"dır. düşünün şimdi; "sistemli çalışıyorum" deyip her gün bilmem kaç soru çözen; masa başında kendini yıpratan onca ders çalışan öğrenci sitem etmesin de ne yapsın?

    o kadar kusur kadı kızında olsa da; onun kadar huzur kadın kızında da olur, kupa kızında da...

    yandı dertler gitti yasa, kurban olayım bu gammaza!

    gammazlara gambaz denseydi, diye düşünüyorum.

    şimdi durup dururken aklıma cat stevens geldi. "vay darbandii, uyuyon mu hala? neden uyuyon? film oldun film" diye çeviresim geldi en meşhur şarkısını... açın bakın sözlerine kardeşim. uğraştırmayın beni.

    basamakta durana sadece otomatik kapı çarpmaz. manuel menteşeli kapılar da çarpabilir. hatta parmak kıstırmada üstlerine yoktur. ben yaşadım. her menteşeli kapıya sahip minibüsün kapısına yazmalılar: "basamakta durmayın, eliniz sıkışır" diye...

    herkes bilboardlardaki hatunları erkekleri istiyor kendine, deli gibi aşıklar onlara... ben bilboardlardaki belediye reklamlarında "belediye başkanımız sorunlarımızı çözdü" diyen teyzeleri istiyorum. ama öyle duygusal değil. yüzleşeyim hepsiyle, sorayım hepsine birer birer: "gerçekten çözdü mü başkan sorunlarınızı" diye... çözdüyse kendimi teslim edeyim hepsine. çözmediyse belediye başkanına götürün beni.

    bir dakika? getirdiniz beni belediye başkanına kadar... kapıda bir de arama mı yapacaksınız? tamam tekrar geri götürün beni! istemiyorum arama falan... ah! Ah! tamam vurmayın.. arayın... tamam ben kendim giderim...
    1 ...
  38. 121.
  39. elazığ-malatya arası otomobil ile bir saat sürüyormuş. otobüsle bir buçuk saati bulabilirmiş. gemiyle bu seyahat mümkün değilmiş. ama analizlerime göre bu seyahat kemal sunal koşuşu ile doksan altı saat, cinnet geçirip çığlık atarak giden şener şen koşuşu ile seksen dört saat sürermiş. kadir savun ise bu yolculuğu yapmayı her zaman reddedermiş. ben de böyle sallarmışım.

    küresel ısınma, "dünyanın çivisinin çıkması"nın bilimsel ismi değil de ne?

    karpuz desenli çizgili pantolonuyla ayakları buz gibi olan bir obeliks var. daha ne olsun?

    şehirler arası otobüsün ara koridoru boyunca önden arkaya doğru "siz su alır mıydınızss" diyerek gelen kibar muavinlerin sözleri 25 numaralı koltuktan sonra "sııssıısısss" 'a dönüşüyor. yakında "kıymetlimis" derler. ben böyle tahmin ediyorum.

    pahalı otobüs firmalarına ödediğimiz farklı fiyatın sebebi kibarlık tıslaması. bilet pahalıysa: "sayın yolcularımısss telefonlarnıss kaapalı tutunusss", ucuzsa: "abi gaphat telefonu heöööey". böyledir bu. kibarlığın tıslaması, kabalığın hörtlemesi.

    12 metrelik belediye otobüsüne bir önde bir arkada olmak üzere sadece iki adet "duracak düğmesi" koyan otobüs üreticisi şerefsizdir! yani bu durumda ben "pardon düğmeye basabilr misiniiieeez" diye yırtınacağıma belediye otobüsünün şoförüne bağırsam "inecek vaaar" diye... aynı şey. yok ama, anlatamıyorsun arkadaş.

    blöplü pişti.

    "meclis ve hacurvan yan taraftadır."

    gol yemez, sörf yer. yersen...

    bundan on altı veya on yedi sene önceki fax marka sabunlarının reklamlarını hatırladım ve kendi kendime "aptalmışım" dedim. enteresan reklamlardı; reklamlardaki kadın "fax eriyip gitmez" diye şarkı söyleyip sabunları "tak tak" diye birbirine vuruyordu. sırf o "tak tak" sesini duyayım diye anneme zorla fax sabunu aldırdığımı hatırlarım. marketten alınan sabunları birbirine vuruşum sonucu duyduğum ses hayatımın en büyük hayal kırıklığıydı. "tak tak" sesini geçtim; elimdeki sabun kalıplarından çıkan en belirgin ses "lıb lub" du. eziliyordu namussuzlar. kendilerini kınıyorum.

    aynı zamanlarda bir de çizgili bir sabun markası vardı. "gülen sabun" sloganı ile piyasaya çıkmışlardı. orada yaşadığım hüsranı ise hiç anlatmak istemiyorum...

    ha sabundan kıl çekmek, ha tereyağından kıl çekmek.

    şimdi ekmeğine sabun sürdüm, bekle beni sen!
    2 ...
  40. 122.
  41. tarık akan gibi yakışıklı olsaydım her çimende, kuru yaprak yığınında yatan kızı öperek uyandırırdım. sonra beni bir kız ordusu kovalardı. orduya daha sonra abileri katılırdı. yorgunluktan bayıldığımda o abi sürüsünden biri beni öperek ayıltırdı. iyi macera olurdu.

    ağır siklet abi şampiyonası.

    herkes filmlerdeki özlü söz tarzı replikleri özler, yeniden söyler. ben hiç özlemiyorum o tarz sözleri. benim en çok özlediğim söz, şener şen'in "milyarder" filmindeki "milyarlık papağan... milyarlık papağan" şeklindeki sayıklayışı. size ne?

    feysbukun işleyişi gerçek hayat gibi olsa garip olurdu. şimdi diyecekler, "yetti senin feysbukun" diye ama, ne yapayım hakim olamıyorum kendime. şimdi düşünün ahmet isimli kişi sizin duvarınıza (wall) yazıyor: "vayyy kanka ne yapıyon yaa,görüşemiyoz". bu arada ahmet isimli kişinin size yirmi kilometre uzakta oturduğunu da not düşeyim. ahmet 20 km uzaktan geliyor iniyor otobüsten; sizin bahçe duvarına yazıyor bu yazıyı. sonra tekrar biniyor otobüse,gidiyor. sizin cevap vermeniz lazım ahmet'e. hemen koşuyorsunuz ahmet'lerin evine. alt bahçe duvarına "iyilik kanka" cevabını veriyorsunuz. vay be! bir "naber kanka" için kat edilen mesafe... bir de bunların üzerine funwall videoları... herkes televizyonlarını duvarlara götürsün assın. ben böyle bir dünyada yaşamak istiyorum arkadaş. zahmetli, yorucu bir dünya ama emek kutsaldır.

    kuzuların sessizliği filminin devamı hannibal değil de keçilerin haykırışı olsa çok ilgi çekici olurdu. hannibal bağırsa kaç yazar?

    hannibal neşter.

    yazının bundan sonraki kısmının okunmasını argo sevmeyen insanlara tavsiye etmiyorum. ah biz çok argo severiz ne demezsiniz...

    çok yakın bir dostumla muhabbet ederken herkesin sık sık kullandığı "zikseler yapmam öyle bişey" sözünü kullandım. bir an duraksadı ve bana dedi ki: "keşke öyle bir ekip olsa" dedi. "nasıl" dedim. "birimiz bu sözü söylediğinde kapı çalsa ve deseler ki sizi zikmeye geldik" dedi. güldük o an. gerçekten garip olurdu. ama işin en kötüsü arkadaşımın bu durumu beni rüyasına yansıtıp beni rüyasında mağdur durumda bırakışıydı. dört tane badigard tipli adamın içeri dalışı üzerime yürüyüşü, benim gerisin geri adım atmam ve arkadaşın "çok sürer mi" demesi... rüyayı ben görmüş gibi oldum şerefsizim.

    şerefsizim.
    1 ...
  42. 123.
  43. "orada bir köy var uzakta" şarkısına yıllardır kendini vermiş insanlara şarkıyı öğrendiğimden beri kılım. orada, uzakta bir köyleri olduğunu biliyorlar. "görmesek de" deseler de hepsi de görünen köyün kılavuz istemediğini biliyorlar. ama "görmesek de" diyerek benim sinirlerimi germeyi çok iyi biliyorlar. her haltı beceriyorlar o ağızlarında geveledikleri köylerine bir türlü gidemiyorlar.

    o söyledikleri şarkıları dizsem peş peşe, buradan köye yol olurdu.

    "losing my religion" isimli şarkının türkçe'ye çevirisi olsa olsa "adamı dinden imandan çıkarmayın ulan" dır.

    ben dert almam, dert veririm.

    yaşama, çürütme, yergi...

    facebook'taki süperwall ve funwall uygulamaları tuvalet duvarları gibi. her türlü espri, resim, gündem konusu... her şey orada. bir birlerine tehdit mesajları yazanlar da orada. takımını destekleyip "en büyük bilmemkim" diyen de orada... her şer var orada!

    kimi sokaklarda fink atar, kimi barlarda "funk" atar...

    balık hafize.

    bir zamanlar uçakta çekilen bir şampuan reklam filmi vardı. uçağın tuvaletinde saçını yıkadıkça inleyen bir bayan ve içeride hostesi çağırıp "ben de o şampuandan istiyorum" diyen teyzeyi içeren reklam... ben de onlar ne içtiyse aynısını istiyorum. yok arkadaş! hani gördüm şu zamana kadar başını şampuanlayıp kendinden geçenleri de, bu kadarı da fazlaydı...

    fatih akın "im juli" filmini kasım'da çekseydi nasıl olurdu ki? muhtemelen kasım isimli abimiz bir kıza aşık olurdu;filmin ismi "kasımda" olurdu zaten. sonra kasım,kıza derdi: "balkanlar üzerinden gelen soğuk hava kütlesi ile türkiye'ye geç"... kasım.. aylardan biri gibi...
    6 ...
  44. 124.
  45. Gece hayatında; düğünlerde tepine tepine oynayanlara, bel kıvıranlara, "Amman sabahlar olmasın" diyenlere inat suratsız bir ifade takılacağım. Nedir ulan? Hayat bu kadar toz pembe mi? Değil; o zaman ne bu neşeniz? Selam sabah da vermeyeceğim kimseye.

    Amman selamlar olmasın...

    Düşündüm de; benim gerçekten "Amman selamlar olmasın" diyeceğim insanlar var. Tamam selam vermemek kötüdür, ayıptır, nezaketsizlik örneğidir ama herkese de selam vermek? garip; Bundan altı sene kadar önce Hamdi isminde birini tanıyordum; her yönden garip bir çocuktu. Kdz. Ereğli'deki festivale bir arkadaşıyla gelmiş; herkesle tanışıyor. yanındaki arkadaşını da herkesle tanıştırmayı ihmal etmiyor. Başladı söze: "Ben Hamdi, bu da kankam Osman". Adamın iki lafından biri bu...

    O an Osman'a sormak isterdim: "Osman kardeşim, ne iş yaparsın sen?" diye; kesin şöyle derdi: "ben kankayım." Onun işi kankalık. O da güzel.

    Bir devinim şart insanımızda belki de. Tek yol devinim!

    Siz de kapı zili,cep telefonu zili ve ev telefonu zili, hatta bağırsak boşaltım sistemi zili aynı anda çalışanlardan mısınız?

    Hasta mısınız? Doktorlar sorsaydı böyle...

    Dabbeli matkap.

    Ben senin Çekoslovakyalılaştırabildiklerindenim.

    Çaycı Hüseyin tiplemesi ile Çocuklar Duymasın dizisinde ünlenen Alpaslan Özmol isimli kişinin Topkek reklamlarındaki bağırmaları hala kulaklarımda. Nefret ettirmişti yani kendinden. Uzunca bir süre ne Topkek yedim, ne de ismi Hüseyin olan çaycılardan çay alıp içtim.

    Beni huşu içinde bırakanlara huşuyu soruyorum. Ben durakta bekleyeceğim onları. Gerçekten huşu ne yahu?
    2 ...
  46. 125.
  47. hz.mevlana'nın "ne olursan ol gel" demesi "ne olursun gel" demek gibi ısrarcı bir yaklaşım olsa gerek. eşitlikten yana, ısrarcı bir yaklaşım. ha buna rağmen "mevlana beni görse,sen gelme derdi" veya "gelmiyorum ya mevlana" diyenler var. kendileri düşünsünler...

    "eskiden nasıl eğlenirdiniz" diye soranları kınarım. 1990 senesinde biz "pazar 89" serisi ile başlayan programın sunucusu mustafa yolaşan'ın bıyıklarını sayardık. tek kanal, tek program, 124672 adet bıyık!

    televizyon yoksa "isim şehir hayvan bitki" oynardık. nedir yani? ama o oyun da sıkardı. sapıtırdık. neler yazmazdık ki o oyunda? isim: gudurbet,kudurhan; şehir:jebe; bitki:kelej... oyunun sonundaki şımarmalarımız öztürk serengil olmaya kadar varırdı. mangırej!

    benden habersiz nejat işler!

    "blues brothers" olsa olsa şirinler'dir. mavi mavi biraderler...

    ayran gönüllü insan olur da yayvan gönüllü insan olmaz mı?

    her hükümet döneminde koltuk sevdası adına siyasi görüşü değişen müdürler, yöneticiler aslında geniş görüşlü insanlar! her devrin adamı da olsalar; her görüşe açıklar. neden eleştiriyoruz ki? değil mi ama?

    benden kaçma, benden kaçma, benden kaçma! sevemem ben hiç kimseyi!

    ben edebiyat parçalamam; edebiyatçı parçalarım! boş konuşup, laf salatası yapıp, hiç bir şey anlatamayan edebiyatçıyı parçalarım. eşe dosta dağıtırım.

    "lern mit uns" isimli almanca kitabını seven yoktur. milli eğitim bakanlığı'nın yazdığı bu kitap ortaokul çağındaki çocukları embesil yerine koyardı. hiç unutmam orada "sabi" isimli bir robot vardı. yedikleri yemekler arasında "satz salad"(cümle salatası) vardı. laf salatası gibi ulan aynı! hayır yani insanı yeni bir dil öğrenmekten soğutan bu kitap ne allah aşkına? şaka gibi...

    siz siz olun herhangi bir gsm operatörünün müşteri hizmetlerindeki adama bedava mesajtan "beleş mesaj" diye bahsetmeyin. "beleş" kelimesi karşı tarafta bir duraksama yarattığı gibi siz de de bir laçkalık hissi uyandırır.

    his uyanması; hislerin uyuması... hissizlik ve sonrasında uyuşma!
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük