gördüklerini idrak edemeyen, sesini çıkarmadan, sadece izleyen koca bir gezegen dolusu insanın, anlaması gereken bir gerçektir,
savaş doğal bir felaket değildir, bir kasırga, bir fırtına, bir yanardağ patlaması, bir deprem değildir, doğanın değil, doğanın en vahşi canlısı, en yırtıcı hayvanı, insanın ürettiği ve artık tam anlamıyla çığırından çıkmış bir olgudur,
ve bu yüzden çaresiz kalmak daha bir koyar, içinde hala insanlığa dair duygular barındıranlara, düşünün: şu an, şu dakika, şu saniye, birileri çıkıp durmasını emrettiğinde, duracak !
evet bu gerçek, sadece birirlerinin dur demesi yetecek... ama denmiyor, dur diyenler ise, zaten yerde yatanlar, zaten kurşuna tutulanlar veyahut sözlerinin geçerliliği olmayacak kadar güçsüz, aciz insanlar...
bilmek acı verirmiş, evet veriyor, savaşın aslında durdurulabilecek bir şey olduğunu bilip te, durdurulmadığını gören insanların canı acıyor ama hiçbir acı; sokak ortasında kopmuş bacakları, kolları ve paramparça bedenleri ile feryat figan, can çekişerek ölenlerinki kadar değil.
ve çocuklar...
savaş doğanın çocuğu değil
inkar edilemez bir insanlık suçu
ey doğa, insan karşısında eğil
senden bile büyük nefretinin gücü
ansızın uykuda yakalayan deprem
masumdur kaçana sıkılan kurşundan
kastı insanın, insan canına, mahrem
ve azraili korkutur, çocuk öldüren insan
uyandırılmış bir canavardır savaş
sanki, suçlu, masum demeden yiyen bir aç
insanlıktır ölen, kalplerde yavaş yavaş
sevgi toprağa dönüşüyor, çiçeksiz ve kıraç
savaş, doğal bir felaket değildir
felaket oluşturmak, insanın doğasında var
illaki kurşun sıkmak gerekmez
bu felakete ortaktır, göz yumup susanlar
hala anlaşılamamış bir gerçek, hala kopan kollar, bacaklar, ağlayan kadınlar, ölen çocuklar, insanlara doğal gelmekte, şaşkınım, üzgünüm, öfkeliyim ve çaresiz...