stefan zweig'in bir solukta okunan uzun hikayesi. nedense elinizden bırakmak istemezsiniz kitabı okumadığınız zamanda bile. belki de o kitaba başka bir elin, gözün değmesidir nedeni. hikayede her iki karaktere sempati de duyabilirsiniz, antipatik de görebilirsiniz. zamanında daha anlamlı olduğu düşünülebilecek bir kitap. yoksa önsözde hitler'den bahsetmese nerden aklımıza gelir ki onunla ilişkilendirmeyi.
stefan zweig'in yazmış olduğu uzun öykü yada roman.
dr b. adındaki karakterin, işkence olarak tutulduğu otel odasında, çaldığı bir satranç kitabını kafasında kurgulaması ve şizofrenik derecede kafayı kırmasını anlatıyor. kısa ama öz ve güzel bir kitap.
kasparov'un zihinsel işkence olarak tanımladığı, insanın öngörü yetilerini ve analitik düşüncesini geliştiren spordur.
toplumumuz tarafından eğlence aracı olarak kabul edilmiş olup, "açılış teorileri çalış" tavsiyesine cevap olarak her daim "ne çalışcam ya, ben kafama göre oynuyorum" cümlesini kurdurmuş bir mülakat olmakla da kalmamış, 32'si siyah ve 32'si beyaz kareden oluşmuş, karşılıklı 16'şar figürün kıyasıya savaştığı "2 kişilik" bir boş ders geçirme hikayesidir aynı zamanda.
insana ders veren oyun. Kral da olsan tek başına bir hiçsin. Piyon gibi değersiz sansan da kendini oyunun gidişatını değiştirebilir ve vezir bile olabilirsin.
Ayrıca hiyerarşi disiplini çoğu oyuncuda görülür mesela çoğu, rakibin vezirini yeme şansı bulduğunda kalesini veya filini kolaylıkla kurban eder.
satranç turnuvalarına katılmış ve bir maç için saatlerce beynimi yormuş olan biri olarak gereksiz saçma bir oyun vakit kaybı. benim ukd vardı, ilk turnuvaya katıldığım gün ukd olmadığı halde ukd li birini yenmiştim ve bu yüzden hızlı çıkmıştı, gambitler falan hohhoooğh her şeyini bilirim ama vasat bir oyundur.
en nihayetinde 64 karede 32 taşla oynanan oyundur taşların işleyişi ve kurallar da bellidir ama bir o kadar da kolay değildir.
hızlı oynanmaması ve dikkatli olunması, savunmanın her zaman düşünülmesi ama aynı anda da ele geçen bir fırsat varsa, o fırsat hala varken değerlendirilmeye çalışılması ve gereksiz taş düşürülmemesi, her hamlenin pozisyonunu ve bir kaç hamle sonra gelecek pozisyonlar da düşünülerek en mantıklı hareketle atak yapılması gereken oyun. tabi rakibin zayıf olduğunu düşündüğünüz bölgeye geçerli bir sebep yoksa lap diye tek veya iki parçayla saldırılmaz, saldıran kuvvetin yanına o bölgeye istihkam birliklerini göndererek o hazin sonu yavaş yavaş sabırla hazırlamak gereklidir.
güzel bir oyundur, bunları yapınca herhalde en az 1000-1100 elo olunur mirim. daha iyisi için bol taktik, kombinasyon, pratik ve açılış antrenmanları gereklidir.