Alim olmanın da en kolay yolu dinler galiba. Bir insan hangi yöntemleri izler de alim olur? Bilmek sadece inandığın bir gerçekliği bilmek midir yoksa tezi, anti-teziyle bilmek midir? Sadece odalarının duvarını mı bilmektir yoksa tüm binayı, mahalleyi semti mi bilmektir? Bu islam alimleri nasıl alim oluyorlar genel ve üst düzey eğitimler almadan? Yaşadığın toplumun kastına göreceli bir iki cümle daha havalı konuşmak, kitle kontrolü mü alimlik? Bilge olabilmek için kendi sınırını aşman gerekirken, kendi fikirlerinin ötesine geçememek mi bilgelik? Neden en eğitimsiz ve eğitimi reddeden insanlar dönemlerinin din alimleri oluyorlar? Rasputin, Sait, bu, vb.
Atatürk'e deccal diyen, dincilik adı altında kürt milliyetçiliği yapan, sobayla konuşan aptal kürt. Bunun b*k dolu yolundan gidenler, hâlâ aramızda dolaşmaktadır. Zamanında tımarhaneye tıktırılmıştır. Bu deli kürdoyu ciddiye alanın, beyni ancak fındık kadardır.
risale-i nur denilen zırvalığı allah'tan vahiy alarak yazdığını iddia eden şizofren ruh hastası. kuran'da kendisinden bahsedildiğini de iddia eder. sözler köşkü, hayalhanem, mesken, çınaraltı, nygma gibi youtube kanallarının şeyhidir.
Kendisine edilen hakaretleri, yapılan işkenceleri bir kenara bırakıp, bunları yapanlara hakkını helal etmiş zat.
''Said yoktur, Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakikattır, hakikat-i imaniyedir. Madem ki, nur-u hakikat, imana muhtaç gönüllerde tesirini yapıyor; bir Said değil, bin Said feda olsun. Yirmisekiz sene çektiğim eza ve cefalar, maruz kaldığım işkenceler, katlandığım musibetler helâl olsun. Bana zulmedenlerin, beni kasaba kasaba dolaştıranların, hakaret edenlerin, türlü türlü ithamlarla mahkûm etmek isteyenlerin, zindanlarda bana yer hazırlayanların, hepsine hakkımı helâl ettim.''
.. garib ve kimsesiz halimi tasvir eden, itiraznamemde izah ettiğim bir hikâye: Bir zaman, bir padişahın mübtela olduğu bir hastalığın ilâcı, bir çocuğun kanı imiş. O çocuğun pederi, çocuğu, hâkimin fetvasıyla bir para mukabilinde padişaha vermiş. Çocuk, mecliste ağlamak ve şekva yerine gülmüş. Sormuşlar:
-Neden istimdad etmiyorsun, şikayet etmiyorsun, gülüyorsun?
Demiş ki: insan, musibete giriftar olduğu vakit; evvel pederine, sonra hâkime, sonra padişaha şekva eder. Benim pederim, beni kesilmek için satıyor; işte hâkim de ölmekliğime karar veriyor; işte padişah benim kanımı istiyor... Bu antika ve pek garib ve şekli çok çirkin ve hiç görülmemiş bu hale karşı, ancak gülmek ile mukabele edilir.
Ey Türk kardeş! Bilhassa sen dikkat et.Senin milliyetin islâmiyetle imtizaç etmiş; ondan kàbil-i tefrik değil. Tefrik etsen, mahvsın. Bütün senin mazideki mefâhirin islâmiyet defterine geçmiş. Bu mefâhir, zemin yüzünde hiçbir kuvvetle silinmediği halde, sen şeytanların vesveseleriyle, desiseleriyle o mefâhiri kalbinden silme.
Hz. Hızır ile Musa (asm) kıssasını bilmeyen insanlar, geleceği ve her şeyi bilen bir tek Allah'ın, istediği kuluna bunu bildirebileceğine mi inanmazlar.