said nursi

entry1777 galeri157
    1363.
  1. 1364.
  2. 1365.
  3. Kuran: "Allahım yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz" (Fatiha 5)
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/1036933/+

    Şimdi Said Nursi müşrik mi oluyor? Bakınız itham etmiyorum, sadece soruyorum; nurcular hemen saldırıya geçmesinler yani ehehe.

    (bkz: ceviz said)
    2 ...
  4. 1366.
  5. Kitapları ileride okullarda okutulacaktir net.
    Bir yere not alın bunu .
    Bir zamanlar fetullah hakkında yazmadigima pişmanım ama buna pişman olmayacağım inşallah .
    2 ...
  6. 1367.
  7. 1368.
  8. Hapishaneye en çok yakışan isim.
    Dinciler sonunuzun bu adam veya daha da beter olması için elimden geleni yapacağım.
    Ne hakla bu densiz dans edenleri, şarkı söyleyen kızları neredeyse namuzsuz olarak niteliyor? Erkek erkeğe buluşup güya din öğreniyorsunuz. Ulan adama üstad diyorsunuz lan? Cümlüleleri deviren, eksik anlam bırakan bir tipi, ne güzel yazmış, helal olsun diye destekliyorsunuz. Döneminin cumhurbaşkanını deccal olarak niteleyen karaktersiz bu.
    12 ...
  9. 1369.
  10. 1370.
  11. Ünlü mubarek hocalarimizdandir. Allah mekanini cennet eylesin. Keşke görebilseydik.
    6 ...
  12. 1371.
  13. hâkiki zevkin kendisine iman hakikatleri dairesinde olduğu kati ilanında bulunan megaloman sahte peygamberdir.

    nitekim müritleri de bu azgına iman etmişler, tam da istediği gibi ayağına paspas olmuşlardır.

    abdülhamit'i devirenler arasında olduğu, ittihatçılarla işbirliği yaptığı ve bu yaptıkları için hiçbir zaman açıktan özür dilemediği de abdülhamit hayranları tarafından dikkate alınmalıdır.

    söz konusu megaloman "eski said, yeni said" diye saçmalar ama tek bir kere olsun "evet, ittihatçılarla bir oldum, padişaha karşı ayaklandım, çok pişmanım, özür dilerim" dememiştir. şeytan gibi kibirli bir akıl hastasıdır.
    5 ...
  14. 1372.
  15. götünden uydurup uydurup kitap yazan bir müritçi. bu adamın müritleri, Allah'ın açıklayıp detaylandırdığı, evrenlere bir mesaj olan kur'an'ı inatla ve ısrarla (haşa) anlaşılmaz addederek, said'in keyfine göre uydurup yazdığı saçmalıklarla (haşa) Allah'ın kitabını anlamlandırmaya çalışırlar.

    bana bak badem bıyıklı, bana bak çay house hayranı, bana bak maklubeci, bana bak Allah'ın kendisine hiçbir özellik vermediği halde uçup kaçtığına ya da (haşa) ilham aldığına inandığın kişilerin yoluna kapılan akılsız... tasavvuftan vazgeçmeli ve kur'an'ı tek kaynak edinmeli ve Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamalısın.

    saidmiş, zartmış, zurtmuş... kim lan kim, kimmiş Allah'ın kitabını (haşa) keyfine göre açıklamaya kalkan kişi... peygamberlerin dahi böyle bir yetkisi yokken... siz ne yapıyorsunuz böyle? kendinize, dininize gelin!

    islam'a gelin...
    4 ...
  16. 1373.
  17. Zerre umrumda olmayandır. Kitabını okumak en büyük vakit kaybıdır.
    2 ...
  18. 1374.
  19. atatürk'e ne dediği bariz kayıtlarda olan din taciri.
    3 ...
  20. 1375.
  21. kemalizmin ve ateizmin küfürüne karşı islamın iman ateşini yeniden anadolu evlatlarının kalplerine işlemiş islam alimi.
    8 ...
  22. 1376.
  23. ayrıca biraz ilim öğrenin. son gelişmeleri takip edin.

    (bkz: ses nasıl yayılır)

    (bkz: sesin varlıklar tarafından yayılmasının araştırılması)

    üstad..
    1 ...
  24. 1377.
  25. "Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor.

    "islamiyet güneş gibidir, üflemekle söndürülmez gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan, yalnız kendine gece yapar.

    "Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi.

    "Ey alem-i islam! Uyan, Kur’an’a sarıl, islamiyete maddi ve manevi bütün varlığınla müteveccih ol.

    "Her şey mânen Bismillâh der. Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar.

    "Sünnet-i Seniye, edebdir. Hiçbir mes’elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın!

    "Sultan-ı kâinat birdir, her şey’in anahtarı O’nun yanında, her şeyin dizgini O’nun elindedir.

    "insanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gâyesi; Hâlık-ı Kâinat’ı tanımak ve O’na îmân edip ibâdet etmektir.

    "Bu çiçek kimin turrası, kimin mührü ve kimin nakşı ise, elbette bütün yeryüzündeki o nevi çiçekler onun mühürleridir.

    "Ey insan! Sen kendine mâlik değilsin… Rahmeti hadsiz bir Rahîm-i Zât-ı Zülcelal’in memluküsün.

    "Kâinatta en yüksek hakikat imandır.

    "Amelinizde rıza-yı ilâhî olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok.

    "Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil.

    "iman hakikati öyle bir çekirdektir ki; eğer tecessüm etse bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tubası olur.

    "Risale-i Nur Kuran-ı Mu’ciz-ül Beyanın taht-ı tasarrufunda olduğundan,ona uzanan,ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur.

    "Şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan,hiçbir şeyi nizamsız gayesiz göremezsin.Nasıl sen nizamsız,gayesiz kalabilirsin?

    "Ebedi ömrün önündedir. O ömr-ü bakide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fani ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır.

    "Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

    "Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer.

    "Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme.

    "Bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara; yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfi değildir.

    "Evet her hakikî hasenat gibi cesaretin dahi menbaı, imandır, ubudiyettir.

    "Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, Münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?

    "Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, Başka burhan aramak aklıma zâid görünür.

    "Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir.

    "Kuran kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır.

    "Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, islâmın sadâsı olacaktır.

    "Bir şey tamamiyle elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamiyle terketmek câiz değildir.

    "Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir.

    "Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref’ine çalış.

    "Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.

    "Mâlâyâniyle iştigal, maksudu geri bırakıyor.

    "Haksızlığa karşı sükût etmek, hakka karşı bir hürmetsizliktir.

    "Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatı göremez.

    “Ne kadar güzel yapılmış” de, “Ne kadar güzeldir.” deme.

    "Kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır.

    "Herbir şeyde hususen zîhayatlarda öyle harika bir nakış, öyle mucizekârbir sanat var ki; onu öyle yapan elbette O olacaktır.

    "Kalb, ebedü’l-âbâda müteveccih açılmış bir penceredir; bu fâni dünyaya razı değildir.

    "Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: “Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.

    "Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır.

    "Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz.

    "iman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet, hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir.

    "Gençlik kuvvetini ibadette sarfetmenin neticesi, dâr-ı saâdette ebedi bir gençliktir.

    "Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes’elesidir.

    "Aynada görünen güzellik aynaya ait olmadıgı gibi, hiçbir güzellik de o güzelin malı değildir. Bütün güzellikler Cemîl isminden yansıyor.

    "Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.

    "Sabrın mükâfâtı zaferdir; atâletin mücâzâtı sefalettir; sa’yin sevabı servettir; sebatın mükâfâtı galebedir.

    “Allah” bir ism-i câmi’ olduğundan esma-i hüsna adedince tevhidler, içinde bulunur.

    "Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir ve mahrumiyet ve sefaleti getirir.

    “Sen, “Mesleğim haktır veya daha güzeldir” demeye hakkın var. Fakat “Yalnız hak benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur.”

    "Evet, kainat iman nuruyla matem-i umumi olmaktan çıkıp mescid-i zikir ve şükür olmuştur.

    "Böyle dehşetli bir asırda insanın en büyük meselesi, imanını kurtarmak yada kaybetmek davasıdır.

    "Dünyanın yüz bahçesi, fani olmak haysiyetiyle ahiretın baki olan bir ağacına mukabil olamaz.

    "Ey nefis! Eğer takva ve amel-i sâlih ile Hâlıkını razı etti isen, halkın rızasını tahsile lüzum yoktur; o kâfidir.

    "Herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-ı Rahîm’e olan teslimiyete bağlıdır.

    "Ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir.

    "imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur’dadır.

    "Fena şeylerle zihnen meşgul olmakta fenadır.

    "Dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir.

    "Asıl musibet ve muzır musibet, dine gelen musibettir. Musibet-i diniyeden her vakit dergâh-ı ilâhiyeye iltica edip feryad etmek gerektir.

    "Maddî musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.

    "Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir.

    "Hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur.

    "Bu ittihadın (ittihad-ı islâm) meşrebi muhabbettir. Husumeti ise, cehalet ve zaruret ve nifakadır.

    "Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı islâmdır.

    "Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i ilâhiyedir.

    "Dinî olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değildirler. Bir kısmı ihtar-ı Rahmânîdir (…) Ve bir kısmı keffâretü’z-zünubdur.

    "Cenâb-ı Hak, hadsiz kudret ve nihayetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz, nihayetsiz bir fakr derc eylemiştir.

    "Bizim cemaatımizin meşrebi, muhabbete muhabbet ve husumete husumettir.

    "Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete (düşmanlığa) vaktimiz yoktur!

    "Kâinat sarayını ter temiz tutan bu ulvî, umumî tanzif (temizlik), elbette ism-i Kuddûsün cilvesi (yansıması) ve muktezasıdır.

    Haşiye: Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid’alar mânevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız.

    "Hastalıkla geçen bir ömür, Allah’tan şekvâ etmemek şartıyla, mü’min için ibadet sayıldığına rivâyât-ı sahiha (Hadis-i Şerif) vardır.

    "Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.

    "Zaman gösterdi ki; Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil.

    "Kur’ân-ı Hakîm, şu Kur’ân-ı Azîm-i Kâinatın en âli bir müfessiridir ve en beliğ bir tercümanıdır.

    "Kâinat mescid-i kebirinde Kur’ân kâinatı okuyor, onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim.

    "Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.

    "Mâdem her şey mânen Bismillâh der. Allah nâmına Allah’ın ni’metlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz.

    "Eğer Namaz kılmazsan, senin o günkü alemin zulümatlı ve perişan bir halde gider.

    "Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar.

    "Mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr’dir, hem Rahîm’dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme.

    "En bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın.

    "ibadetin ruhu, ihlastır. ihlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır.

    "Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir.

    "Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek; ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.

    "Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i ilâhiyedir."
    3 ...
  26. 1378.
  27. Malesef suan bazı kesimler tarafından putlaştırılmıştır.
    0 ...
  28. 1379.
  29. Risale-i nurların müellifi.
    Ayrıca zamanın en iyisi anlamını taşıyan Bediüzzaman Said Nursi şekilinde anılır.
    1 ...
  30. 1380.
  31. ıspartayla bir bağlantisi var. yaşamiş mi, doğmuş mu. öyle bir şey.
    1 ...
  32. 1381.
  33. nihal atsız bile bu kürt saidin ne bok olduğunu 60 sene öncesinde anlatmıştır, anlayana.
    3 ...
  34. 1382.
  35. Abdülhamid tarafından zindana atılmış. Atatürk'ün süfyan soyu dediği.

    Bazılarının halen önder olarak gördüğü isim.
    1 ...
  36. 1383.
  37. Felsefede descartes ne ise, dinde de said nursi odur benim için. ikisi de düşüncelerini tuhaf bir öz güven ile temellendirmiş (yani öyle düşünüyorlar) ikisinden de hoşlanmam.
    1 ...
  38. 1384.
  39. 15 yaşında bir medrese öğrencisi iken hocası tarafından verilen Bedî-üz-Zamân (zamanın güzelliği) lakabını ismiyle birlikte kullanılır. Kendisinin "Bediüzzaman" isminin yanı sıra "Said-i Nursî" gibi isimler kullandığı da bilinmektedir.
    1 ...
  40. 1385.
  41. hem kahramanca savaşmış, tabiat risalesiyle küfrün temel taşını zirrü zeber etmiş zat.
    0 ...
  42. 1386.
  43. (bkz: sahte peygamber)
    Ciddi ciddi bu adamı dinleyen okumuş kesim var. Doktorlar, avukatlar vs. Hepsinin ortak özelliği ise çomarlık.
    Edit:Soru- Said Nursî ile ilgili şu sözler beni şaşırtıyor:

    “… yirmi senede öğrenilmesi gereken ilim ve fenlerin özünü üç ayda kavrayarak öğrenimini tamamlamış. Hangi ilimden olursa olsun, sorulan her soruya, tereddütsüz ve derhal cevap verirmiş[1].”

    Buna gerekçe olarak deniyor ki, rüyasında Peygamberimizden ilim istemiş, o da ümmetine soru sormamak şartıyla ona Kur’an ilminin öğretileceğini müjdelemiş, bu sebeple daha çocukken asrın bilgini olarak tanınmış ve kimseye soru sormamış, ama sorulan bütün sorulara mutlaka cevap vermiş[2].

    Cevap- Bir kimsenin Allah’ın Elçisi tarafından bilgi sahibi kılınması Şiilere has iddiadır. Onlar bunu, Ali’nin (r.a) soyundan gelen imamlar için söylerler. Şöyle derler:

    "... imamlardan hiçbiri bir öğretmene git­memiş, bir eğitimciden bir şey öğren­me­miştir. ...Hiç biri bir hocadan ders almamış, hiç biri bir mektebe, bir medre­seye gitmemiştir. Böyle olduğu halde kendilerine bir şey so­rulunca derhal en doğru cevabı verirler. Dillerine bilmiyorum sözü gelmediği gibi cevap vermek için dü­şünmeleri yahut cevabı bir müddet geciktirmeleri de vaki değildir...[3]" imamın ilahî hükümlere, ilahî maârife, bütün bilgilere sahip olması, peygamber, yahut kendisinden önceki imam vasıtasıy­ladır... [4]"

    Soru- Bir peygamberin böyle görevi olur mu?

    Cevap- Elbette olmaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer?" (Nahl 16/35)

    Allah Teâlâ, Peygamberimize şöyle emrediyor:

    "De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana, tanrını­zın bir tek tanrı olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin." (Kehf 18/110)

    "De ki: "Benim size ne zarar vermeye gücüm vardır, ne de sizi olgunlaştırmaya. De ki: "Beni Allah'ın azabından kimse kurta­ramaz. Ondan başka bir sığınak da bula­mam.
    Benimkisi yalnız Allah'tan olanı, onun gön­derdiklerini tebliğdir o kadar." (Cin 72/21-23)

    Soru- Said Nursî’nin öğrenim hayatı ile ilgili bilginiz var mı?

    Cevap- Kendi el yazısı ile yazdığı özgeçmişine göre ilk öğrenimden sonra Şeyh Muhammed Celalî’nin ders halkasına katılmış, okunması adet olan kitapları okumuş ve daha sonra Van’da 15 yıl kadar eğitim ve öğretimle meşgul olmuştur[5].

    “Tarihçe-i Hayatı”na göre de önce Sarf ve Nahiv ile meşgul olmuş ve izhar’a kadar okumuş, daha sonra Şeyh Mehmed Celâlî’nin yanına gitmiş, her türlü ilim dalına ait eserleri incelemeye koyulmuş ve islamî ilimlerle ilgili kırk kadar kitabı ezberlemiştir. Ders aldığı diğer alimler şunlardır: Seyyid Nur Mehmed, Şeyh Abdurrahman-ı Tâğî, Şeyh Fehim, Şeyh Mehmed Küfrevî, Şeyh Emin Efendi, Molla Fethullah ve Şeyh Fethullah[6].

    Soru- Öyle ise öğrenimini üç ayda tamamladığı, sorulan her soruya, tereddütsüz ve derhal cevap verdiği ve bu özelliğin ona rüyasında Peygamberimiz tarafından verildiği iddiası nereden çıkıyor?

    Cevap- Halkın hurafelere olan ilgisinden yararlanıp dikkat çekmek istemiş olabilir. Zamanın harikası demek olan “Bediuzzaman” lakabı da öyledir. iddiaya göre bu lakap, onun olağanüstü ilmini gören ilim adamları tarafından verilmiştir[7].

    Soru- Said Nursî’nin sözleri arasında ciddi tutarsızlıklar görülüyor. Şu sözü hakkında ne dersiniz?

    “Ondört yaşında idim. O zaman icazet almanın alameti olan, üstad tarafından bana sarık sarılmasının ve cübbe giydirilmesinin önüne engeller çıktı. Yaşım küçük olduğu için büyük hocalara has giysi bana yakıştırılmadı. Diğer yandan büyük âlimler, bana üstad değil, ya rakib ya teslim oluyorlardı. Kendini benim yanımda üstad görecek biri çıkmamıştı.

    Ben bu hakkı elli altı sene sonra kullanabildim. Bundan yüz sene önce ölmüş Mevlâna Zülcenaheyn Hâlid Ziyaeddin bana, kendi cübbesi ile birlikte bir sarık göndermişti, şimdi o cübbeyi giyiniyorum. Bu mübarek emaneti, Risale-i Nur talebelerinden ve âhiret hemşirelerimizden Âsiye namında bir muhterem hanımın eliyle aldım”[8].

    Cevap- Said Nursî’nin 14 yaşında ilim adamlığı payesine ulaştığı iddiası temelsizdir. Çünkü Tarihçe-i hayatı’na göre on beş- on altı yaşlarına kadar bütün bilgisi sünuhat kabilindendi[9]. Sünuhat, kişinin aklına ve hatırına gelen şeylere denir[10]. Onlara ilim dense yeryüzünde alim olmayan kimse kalmaz.

    Soru- Hem sünuhat, hem Said Nursî’nin her soruya tereddütsüz cevap verdiği iddiası, bunların ona Allah’ın ilhamı olduğu anlamına gelmez mi?

    Cevap- Böyle bir iddianın varlığı ortada. Bunu Said Nursî açıkça söylüyor. Şu sözler ona aittir:

    “Kur’an’ın gizli gerçekleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!!”

    Bu sözün açık anlamı; asr-ı saadette Kur’an’ın vahiy suretiyle inmesi gibi, her asırda o Kur’ân’ın Arş’taki yerinden ve manevi mu'cizesinden feyz ve ilham yoluyla onun gizli gerçekleri ve gerçeklerinin kesin delilleri iniyor[11].

    Yani Risale-i Nur, Kur’an’ın indiği yerden Kur’an’ın vahiy suretiyle inmesi gibi inerek Kur’an’ın gizli kalmış gerçeklerini ve o gerçeklerin kesin delillerini getiriyor.

    Soru- Bu sözü ile o, kendini peygamber seviyesine çıkarmıyor mu?

    Cevap- Peygamber olduğunu söylemese de yukarıdaki sözlerin o manaya geldiği açık. Ayrıca Kur’an’da açıklanmamış gerçeklerin kendine indirildiği iddiası, kendi kitabının Kur’an’dan önemli olduğu iddiasından başka bir anlam taşımaz.

    Allah Teâlâ Peygamberimize şöyle diyor: "Ey Elçi! Rabbinden sana indirilen her şeyi tebliğ et, eğer bunu yapmazsan onun elçili­ğini yapmamış olursun" (Maide 5/67) Eğer Said Nursî’nin iddia ettiği şeyler Peygamberimize bildirilseydi onları açıklamak zorunda olurdu.

    Soru- Bunlara inanan bir kişi, Said Nursi’yi son peygamber, Risale-i Nurları da Allah’ın son kitabı saymış olmaz mı?

    Cevap- Said Nursî’nin şu sözlerini de dinle, sonra karar ver:

    “Risale-i Nur denilen otuzüç aded Söz, otuzüç aded Mektub, otuzbir aded Lem'alar, bu zamanda, Kur’an’daki âyetlerin âyetleridir. Yani onun gerçeklerinin göstergeleridir. Onun hak ve hakikat olduğunun kesin delilleridir. Kur’an âyetlerinde yer alan inançla ilgili gerçeklerin gayet kuvvetli belgeleridir[12].”

    Yani Said Nursî’ye göre Kur’an delil olmaktan çıkmış, delile muhtaç hale gelmiş ve Risale-i Nur’un âyetleri, Kur’an âyetlerinin delili olmuştur. Böyle bir kitabın hatasız olması gerekir. Said Nursî, bu iddiayı da yapıyor ve şöyle diyor:

    “Sözler”[13] şüphesiz Kur’an’ın nurlu parıltılarıdır. Açıklanmaya muhtaç yerleri eksik olmamakla birlikte tümüyle kusursuz ve eksiksizdir[14].
    4 ...
  44. 1387.
  45. akıl noksanlığı bulunduğunu düşündüğüm zat. islam ilmihalleri, fıkıh kitapları karıştırırken dur şunun risalelerine bi göz atayım dedim. Herif resmen kur'an-ı kerim eksik kitap ben bu eksiği tamamlamak ve referansı olmak için bunu yazdım demiş.

    Allah akıl fikir versin, dinden çıkmayım diye yarım bıraktım.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük