said nursi

entry1777 galeri157
    968.
  1. 21.yüzyıl'da yaşasa vereceğim tek insan. 20.yüzyılda yaşamış alim.
    0 ...
  2. 969.
  3. Bana göre Kur'anda Son peygamber hz muhammed sav diye belirtilmemiş olsa kendisini peygamber ilan edecek insanlardan biridir. Bildiğim kadariyla Atatürk'ün kur'an tesfiri için çağrisina olumsuz yanit vermiştir ayrica kürt teali cemiyeti ile ilgisi bulunmaktadır. Bir çok kişinin peygambermişcesine taptiği kişidir iyidir kötüdür size kalmiş ama benim görüşüm bu insan sahte peygamber olabilecek kişilerdendir.
    1 ...
  4. 970.
  5. büyük ihtimalle bipolar bozukluğa sahip rahmetli; her türlü semptomlar mevcut kendisinde (büyüklük sabuklaması, mistik sabuklamalar yani kendini peygamber sanması, paranoya). şimdi yaşasa bakırköy ya da manisa da gözetim altında kalırdı. yazık lan buna inananlara, risale pazarlamacıları pek sever kendisini. hayır risaleleri de okudum ama bu kadar anlamsız bir yazı görmedim hayat boyu. kalp gözüm kapalı, tabi ondan da olabilir.
    0 ...
  6. 971.
  7. kendisine zamane harikası lakabını yakıştırmış birisidir, yanlış olmasın. bu araştırılmalı.
    0 ...
  8. 972.
  9. en önemlisi insan gibi insan , olanı korkmadan söyleyen insan , her koşulda ve durumda doğruyu savunan ,çekinmeyen kişi.
    0 ...
  10. 973.
  11. bir dehadır ancak bir din adamı değildir.
    1 ...
  12. 974.
  13. kürtçü olduğu iddaalarına cevaben şöyle demiştir ;

    Evet, ben Doğu’da dünyaya geldim. Ancak benim en sadık, en halis kardeşlerim Türkler içinden çıkmış. Ve islamiyet ordularının en kahramanı Türkler olduğundan, her milletten ziyade Türkler’i sevmek kudsi hizmetimin gereğidir. Bana Kürt diyen ve kendini milletperver gösteren adamların bini kadar Türk milletine hizmet ettiğimi; civanmert bin Türk genciyle delil gösterebilirim!”

    said nursi
    1 ...
  14. 975.
  15. kabrinin barla' da olduğu söylenen büyük islam alimi. okudukça, tartıştıkça hakkındaki doğruları öğrenip kendisine karşı önyargımı tamamen yıktığım insan. insana müslümanlığı sevdirir, ilim sahibi olduğu kadar fen ve matematik gibi beşeri bilimlerde de üst düzey bilgiye sahiptir. ardından oluşan yapılanmaları ayrı tutuyorum onları allah görüyor ama said nursi' yi müceddid olarak kabul ediyorum.
    1 ...
  16. 976.
  17. 977.
  18. *** dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.

    *** türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış arapçı ve arapçacı softa takımı tasviye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve istanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.

    *** mabedsiz şehrin ilk yemişi ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da nurculuk oldu.

    nurculuk nedir? gazetelerde ikide bir görülen nurcular, nur risalesi talebeleri kimdir? aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu nurculuk, "saîd-i nursî" adında cahil bir kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, nur risalesi talebeleri de saîd-i nursî'nin o çetrefil ve cahil kürt türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.

    *** saîd-i nursî denilen adam, eskiden saîd-i kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, şafiî mezhebinden bir kürttür. mütareke yıllarında istanbul sokaklarında millî kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır. bu cakacı kürt kendisine "bedîüzzaman" demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. bedîüzzaman, "zamanın harikası" demektir. kürt said cidden zamanın harikasıdır. yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da onbinlerce, belki yüzbinlerce türk'ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.

    *** zamanın bu harikası, bu kürt said, aslında bir kürt milliyetçisidir. nasıl moskofçular türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, kürt said de ortaya müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, türkçülüğü yıkacak ağuları müslümanlık ve nurculuk diye ileri sürüyor. müritlerine veya kendi tabiriyle risâle-i nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. tabiî, dağdaki kürdün bu büyük ve ilâhî buyruktan haberi olamıyacağı için, o evlenecek ve kürtler çoğalacak. herkesin sözüne inanan saf türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle türk soyu azalacak ve kürt şeyh said'in 1924'de yapamadığını, kürt molla said (yani bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.

    *** kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu müslümanlık adı altında bir nevi mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? urfa'daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, general mucip ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak kürt said'in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.

    *** nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan nurcular vardır. bunları satarak sevaba girerler. sözde türkçe olan bu sayıklama kitapları, kürt hamalların fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse birşey anlamaz. anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.

    *** bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, kürt said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.

    *** işte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden "efendi hazretleri" diye söz ettikleri kürt said'in seviyesi budur.

    *** fizikten, titreşimden haberi olmayan, müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz, radyo hakkında ancak bu kadar düşünür. fakat bilgisizliğini de anlamaktan âciz olan o kara cahil, bu katmerli bilgisizliğine bakmadan, türkler aleyhinde hüküm çıkarmaktan da geri kalmıyor. nur risalelerinin birinde, ye'cüc me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların özbek, tatar ve kırgız gibi "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı. sevsinler medenî kürdü!... özbek, kırgız ve tatarlar arasında okuyup yazma nisbeti % 90'dır ve aralarında atom bilginleri de olmak üzere her bilim dalında yüzlerce bilgin ve uzman bulunmaktadır.

    *** kendisini nurculuğa kaptırmış olan bir avukatla geçen yıl aramda küçük bir konuşma olmuş, kürt said'de ne bulduğunu kendisinden sormuştum. "kuran'ın en güzel tefsirini yapmıştır." diye cevap vermişti. bu genç avukat eski yazıyı bilmiyor, kuran'ın şimdiye dek en büyük islâm bilginleri tarafından üç islâm dilinde yapılan tefsirlerinden habersiz bulunuyordu. bunu kendisine boşuna anlatmaya çalıştım. bir kere çileden çıkmış, aklın ve mantığın dışına uğramıştı. bir safsataya inanla uğraşmak neye yarar? bugün devlete düşen görev, bunun sebeplerini arayıp bularak tedavisine gitmektir.

    *** bana gör tîcânilik, nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız ve zararlı şeyleri yemesi gibi, bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. çünkü insanlar bir fikre bağlanmaya mecburdur. bu istidat insanlığın mayasında vardır. bunu hiçbir kuvvet önleyemez.

    *** türkiye'de gerçek ülkü olan türkçülük türlü bahanelerle baltalanmasa, gerçek türkçü olan eski "milliyetçiler derneği" 1953'de kapatılmasaydı, bunlara gelişme imkanı verilseydi, bugün memlekette partiler üstünde, gayet ateşli ve şuurlu bir milliyetçi topluluk bulunacak, hükümetler güç durumlarda bunlardan yardım isteyebileceklerdi.

    *** türkçülük insanlara hiçbir vaitte bulunmuyor, maddi veya manevi birşey vermiyor. yalnız istiyor... fedakarlık ve feragat istiyor. nurculuk ise cennet va'dinde bulunuyor. ebedî saadet, cennette köşkler, yemekler, huriler va'dediyor.... kafası işlemeyen, hatta aslında materyalist olanlar tabiî nurculuğu seçecektir. netekim bunu kendileri de söylüyor "türkçülük mezara kadar... ondan sonra ne olacak?" diyor... tabiî ondan sonrasını kendilerine kürt said hazırlayacak.

    *** kürt said'in 1327 ( = 1909 ) yılında, istanbul'da vezir hanındaki ikbal-i millet matbaasında basılmış bir eseri vardır. adı: "iki mekteb-i musîbetin şahâdetnâmesi yahut divan-i harb-i örfî ve saîd-i kürd-î" dir. kendisinin saîd-i kürd-î yani kürt said) olduğunu tastik ettiği bu eserde, eserin muharriri diye de kendisini "bedîüzzaman" diye taktim etmektedir. eserin tâbii, yani editörü de "kürdîzade ahmed ramiz" dir. yani dört başı mâmur bir eser. bu 48 sayfalık eserin "hâtime" kısmı (44-48. sayfalar) kürt said'iin içyüzünü göstermesi bakımından çok ilgi çekicidir. bunun aynen alıyor ve ağdalı bir dille yazıldığı için açık türkçeye çeviriyorum: ebnâ-i cinsime burada birkaç söz söylemezsem, bence bahs nâtamam kalır. ( = soydaşlarıma burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis eksik kalır. )

    - ey asurîler ve keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan kürtler!... beşyüz sene yattınız. yeter artık. uyanınız. sabahtır. yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile kürt gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz. ( = ey asurlular ve ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan kürtler! beşyüz yıldır yattınız. yeter artık. uyanınız. sabahtır. yoksa
    vahşet ve gaflet sizi vhşet sahrasında yağma edecektir. ilâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek islâm ve osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)

    görülüyor ki kürt said, zavallı kürtlere eski asur ve iran ordularının hayali öncülüğünü yaptıracak kadar koyu bir kürt milliyetçisidir ve çapraşık acemî ifadesiyle kürtleri kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye çağırmaktadır. bunun hiçbir tevili, tesfiri yoktur. beyninde ve gönlünde kötü düşüncesi olmayanlar, bu açıklıktan sonra onun bir islâmcı değil, bir kürtçü olduğunu kabule mecburdur.

    bundan sonrasını, zaten anlaşılmaz ve bozuk ifadeli metinden sıyırarak yalnız tercümesini (evet, bu kelime yerindedir) vermek suretiyle okuyucuları boşuna yormaktan alıkoyacağım. bundan sonra kürt said şöyle diyor:

    süphan ve ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefse esir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü caiz görmeyerek şeriata dayanmış olan hürriyet sultanı yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gafil ve dağınık bir kavme, cehalet ve yoksulluğa hücum için "fen, sanat ve silâh başına, ileri arş" emrini veriyor.

    hakikat denilen tabakalar altında örtülü ve mahpus kalmış ve istibdadın yok edilmesiyle omuzu üstünde olan cehalet ve gafletin hafiflemesi sayesinde harekete gelip kalkmaya teşebbüs etmiş bulunan hakikatler habercisi, size her cihetle haber veriyor ki, mahiyetinizde kaderin ektiği istidatları ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve kavmi mahiyetinizde saklanmış olan seciyenizi maarifin hayat suyu ile sulamanın vaktidir. yoksa kuruyup
    çürüyecektir.

    ihtiyaç denilen, medeniyetin babası ve ilerlemelerin kurucusu olan üstad, sillesini kaldırmış, size hükmediyor: ya hayat ve hürriyetinizi bu vahşet sahasında yağma ettireceksiniz, yahut medeniyet alanında fen ve sanat balon ve trenine binerek istikbali karşılayacak ve olgunluğun kâbesine koşacaksınz.

    milliyet denilen mâzi derelerinde, hâl sahralarında ve istikbâl dağlarında çadır kurmuş olan rüstem-i zâl ve selâhaddin-i eyyubî gibi, herkesi başkasını haysiyet ve şerefiyle şereflendiren ve yüksek duyguların timsali olan milliyet fikriniz size kesin emirle emrediyor ki, her biriniz umum bir milletin hayatının mâkesi, saadetinin koruyucusu ve bütün milletin müşahhas misali oldunuz. şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. zira, maksadın büyümesiyle himmet de büyür ve millî hamiyetin galeyanıyla ahlâk da yükselir.

    kavimlerin saadetinin sebebi olan ve millî hakimiyeti temin ile hayat makinesinin buharı olan hürriyetteki cüz'i iradeyi istibdadın söndürmesinden kurtaran ve şer'î meşveretin mayasıyla mayalandıran meşru meşrutiyet, sizi imtihan meclisine davet ediyor. erginlik çağına vardığınızı ve vâsîye ihtiyacınız olmadığını görmek istiyor. imtihana hazırlanınız. varlığınızı birleşerek gösteriniz. millî hamiyet ve şahsî fikir ve vicdanınızı milletin müşterek kalbi ve aklı gibi gösteriniz. yoksa sıfır alacaksınız ve hürriyet şahadetnamesi elinize verilmeyecektir.

    mâzide dağınıklığınıza sebebiyet veren birinizdeki bencillik fikri şimdi istikbalin medeniyet saadethanesinde icad fikrine, şahsî teşebbüse ve hürriyet fikrine inkılâb edecektir. hattâ diyebilirim ki, başkalarının sükûtî medreselerine nisbetle sizin gürültülü olan medreseleriniz bir ilmî mebuslar meclisini gösteriyor. imam arkasında fatihalar okuduğunuz zamandaki semâvî ve rûhânî vızıltılarınızda, mezhebî ve kavmî mahiyetinizdeki istidat, meşrutiyet sırrına kaderin bir îmâ ve nişanı vardır.

    "insan için çalışmaktan başka yol yoktur" sözünün öteki ifadesi, şahsî teşebbüstür. her kemâlin kurucu ve koruyucusu olan cesaret ve millî namus emrediyor ki, şimdiye kadar nasıl maddi şecaatte terakki ettinizse, şimdi de akıl ve medeniyet meydanında millî namusu çiğnetmeyiniz. millî duyguların mâkesi olan, kıymetinizin ölçüsü olduğu halde ihmalinizle gayet çapraşık bununan diliniz, tûbâ ağacı gibi bir ağacın tecellisine müstatken, böyle kurumuş, perişan ve edebiyatsız kalmış olduğundan, diliniz sizden millî hamiyete şikâyette bulunuyor. insanda kaderin sikkesi sikkesi lisandır. anadil tabiî olduğundan, kelimeler zihne kendiliğinden gelir. zihin çatallaşmaz, o zihne giren bilgiler taş üzerinde oyulmuş gibi bâki kalır. millî dille görünen herşey hoş gelir. millî hamiyetin bir misalini size takdim ediyorum. o da mutkili halil hayâlî efendi'dir. millî hamiyetin her şubesinde olduğu gibi, dil alanında da dilimizin esası olan elifbe, sarf ( =gramer ) ve nahvini ( = sintaksını ) vücuda getirmiştir. hakikaten kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine rastgeldiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.

    işte bu zat bir hamiyet örneği göstermiş ve tekemmüle muhtaç dilimize bir temel atmıştır. onun izinden gitmeyi ve temeli üzerine bina kurmayı hamiyet sahiplerine tavsiye ediyorum.

    bedîüzzaman saîd-i kürdî

    kürt said'in tam bir kürt milliyetçisi olduğunun bu yazıdan daha kesin bir tanığı olamaz. böyle olmayıp da, yalnız geri kalmış kürtleri kalıkındırmak amacı gütseydi, onlara "bilgi sahibi olun" demekle yetinir, medeni ve ebedî türkçe dururken, millî dil diye kaba ve iptidaî kürtçeyi tavsiye etmezdi. meşrutiyetin memlekette yaptığı sarsıntıdan ve otoritenin zaruri gevşemesinden faydalanarak, türkiye'yi parçalamak ve kendi cemaat gayelerini gerçekleştirmek isteyen hıristiyan tebaalar gibi, bu müslüman kardeş de imparatorluğun bütün yükünü ve çilesini çekmiş olan türkleri vurmaya çalışıyor. kendilerine tarih ve şeref uydurmak ihtiyacında olan bütün iptidaî cemaatler gibi, roman kahramanı olan zâloğlu rüstem'i ve ancak anası kürt olan selâhaddin eyyubî'yi kürt kahramanı diye ileri sürüyor. kürtlerin mevhum meziyetlerinden bahsediyor. kısacası, onlara devlet kurdurmaya çalışıyor. tabiî devletin buna müsaade etmeyeceğini anladıktan sonra, saîd-i kürd-î adını saîd-i nursî yaparak ve nur risaleleri diye cehlin ve taassubun örneği olan karalamalar düzerek, bir din mürşidi gibi ortaya çıkmaya başarıyor.

    bizim için şaşılacak nokta, onun şu veya bu davranışı değil, onbinlerce, belki yüzbinlerce gafil türk'ün, bu cahil kürd'ün arkasından gitmesi, onun cahilâne ve hâinâne öğütlerine körü-körüne boyun eğmesidir.

    şimdi bu gafil türklere hitap etmek istiyorum:

    siz, türk ve müslüman mısınız? türkseniz, hangi sebeple cahil bir kürdün ardından gidiyor, onun telkinleriyle kendi ırkınızı, kendi dilinizi hor görüyorsunuz? aranızda "türkçe de dil mi?" diyen ahmaklar, resmî dilin arapça olmasını isteyen hainler var. siz ne biçim müslümansınız ki, cahil bir kürd'ün telkini ile evlenmeyi lanetliyor, dinsiz çocuklar yetişir de günaha gireriz diye bekâr kalmaya azmediyorsunuz? putperest olduğunuzun farkında değil misiniz? bir cahil kürd'ün sakalını, tırnaklarını, abdest aldığı suyukutsal emanetler gibi saklamak hangi müslümanlığın, hangi insanlığın, hangi temizlik kaidesinin, hangi şuurun işidir? uyanın! radyoyu melekle açıklamaya kalkan bir budalanın müridi olarak eşe dosta, dosta düşmana karşı gülünç olmayın. müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş bir dindir. onun yeni baştan açıklanması için kürt said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.

    bana bu yazıyı yazdıran, trabzon'dan yollanan acayip bir nesne oldu. çok küçük boyda, 8 yapraklık bir broşür olan bu nesne, hangi basımevinde basıldığı belli olmayan bir said-i kürd-î reklamıdır. gönderen, o. nuri kurt adında tanımadığım birisidir. içinde kürt said'in sayıklamalarından parçalar var. ikinci yaprağın ikinci yüzündeki şu hezeyana bakın:

    "aziz, sıddık kardeşlerim:

    siz kat'î biliniz ki, risâle-i nur şakirtlerinin meşgul oldukları vazife rûy-i zemindeki en muazzam mesâilden daha büyüktür."

    ***

    evet! sizin vazifeniz cidden büyüktür. haçlıların, bozuk iradenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı türkiye'yi cehaletiniz, gafletiniz ve hamakatinizle yıkacaksınız. türklüğü inkâr ederek, şeriati anayasa ve medenî kanun durumuna getirerek, evlenmiyerek, yalnız kalan kadınları evlere tıkarak, eski yazıyı getirip arapçayı resmi dil yaparak, islâmiyetten önceki tarihimizi küfürdür diye kitaplardan kazıyarak türklüğü yıkacaksınız. bunu yaparken, ölü stalin'le, sağ makaryos'un müttefiki olduğunuzun asla farkında olmıyacaksınız. müslüman geçindiğiniz halde peygamber'in "evlenip çoğalınız" anlamındaki hadîsini hiçe sayarak, kürt said'in evlenmemek hususundaki hezeyanlarına baş eğmekle kimin ekmeğine yağ sürdüğünüzün farkında olmıyacak kadar acınacak yaratıklarsınız.

    neymiş o sizin meşgul olduğunuz büyük vazife? bir odaya kapanıp kürt said'in hezeyanlarını okuyarak kendinizden geçmek mi? bu zavallı ve gülünç halinizle siz, aslında ruhî tababetin ve marazî ruhiyatın konusu olabilirsiniz. kendisi genç ve güzel bir kadın olduğu halde, ihtiyar, çirkin ve kör bir zenci ile evlenen amerikalı artist gibi anormal zevk sahipleri dünyada seyrek görülen nesne değildir. sizinki de kendi içinizde kalsa, türklüğün aleyhine yönelmese, belki böyle sayılabilir. fakat cennet va'di ile gafilleri avlıyor, onların milli duygusunu yıkıyor ve türklükten ayırıyorsunuz. araplarla aramızda bir dâva oldu mu, mutlaka arapları haklı buluyorsunuz. türk - arap savaşı olursa, "din kardeşime silâh çekmem" diyorsunuz.

    - işte, sizin üstadınızın kimliğini kendi yazısıyla gösterdim. onun bir kürt milliyetçisi olduğu apaçık ortaya çıktı. bu açıklamadan sonra, gerçeği kabul edip de türklüğe dönerseniz, hoş... yine eski sapıklıkta inat ederseniz, sizin vicdanınızdan şüphe etmeli...

    hüseyin nihal atsız

    kaynak: ötüken, 7 mart 1964, sayı: 109
    4 ...
  19. 978.
  20. mezarı ispartadadir ama mezarlığın yeri de bellidir ama tam olarak nerededir onu gömen insanlara sormak lazın.
    1 ...
  21. 979.
  22. mesneviye nuriye isimli eserinde, "bu kitaptaki bilgiler direkt allah tarafından bize yazdırılmaktadır." diyen bir din adamı. yazılarını en iyi osmanlıca uzmanları bile anlayamamaktadır. osmanlıca yazmıştır fakat çok garip bir dil kullanmıştır. fakat günümüzde "risale okuyoruz" diyen bu nurcular, ne okuduğunu biliyormuş. gülerler.
    2 ...
  23. 980.
  24. onun hakkında konuşabilmek, ırkçı fikir önderlerinin haddi değildir.
    4 ...
  25. 981.
  26. 982.
  27. aristolara, eflatunlara, ibni sinalar meydan okuyan zat. çünkü üstadı kur an olan, dersini kur an dan alan zat.
    5 ...
  28. 983.
  29. son devrin en önemli alimlerinden.risaleleri çogu ateistin müslüman olmasına sebep olmuştur.
    2 ...
  30. 984.
  31. 985.
  32. Saidi Nursi’nin 88 yıl önce Atatürk’e yazdığı ve Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunan bir mektup yayınlandı. Mektubun yazıldığı tarih 22 Kasım 1922’dir. Mektubun içeriğine girmek istemiyorum. Mektubun girişinde Saidi Nursi’nin Atatürk’e hitap şekli, Saidi Nursi’nin gerçek yüzünü ortaya koyacak şifrelerin çözülmesi için çok önemlidir.
    Atatürk’e şöyle hitap eder Saidi Nursi:
    “islâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne!
    Ey şanlı Gazi, yüce şahsiyetiniz hem başarılı ordunun hem de yüce Meclis’in manevi kişiliğini temsil ediyor.”
    Saidi Nursi’ye göre Atatürk, “islam âleminin kahramanıdır, paşa hazretleridir, şanlı gazidir ve yüce şahsiyettir.”
    Hangi tarihte?
    22 Kasım 1922’de.
    Milli Mücadele bitmiş, Yunan denize dökülmüş, yeni bir devletin temelleri atılmıştır.
    Peki, aynı Saidi Nursi’nin Mustafa Kemal’e deccal, din yıkıcı süfyan, münkir” dediğini biliyor musunuz?
    Türk basınında ilk defa bu satırlarının yazarının 4 yıl önce yayınladığı ancak pek çok kopyacının maalesef kaynak dahi göstermeden aynen çaldığı o satırları özetleyelim:
    “Ben bir manevi âlemde, islam Deccalini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bir münkir bildim. işte bu inkârı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder. (...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459, Siracun Nur 247)
    Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:
    “Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbariyle Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim. Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmi yedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida).
    Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:
    “...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i islam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu (yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmi yedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)”
    (Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesi, 14.06.2006)
    Şimdi soralım, hangi Saidi Nursi doğru söylüyor?
    Atatürk’e “islam aleminin kahramanı, paşa hazretleri, şanlı gazi, yüce şahsiyet” diyen Saidi Nursi mi, yoksa “deccal, din yıkıcı süfyan, münkir” diyen Saidi Nursi mi?
    Bu iki farklı yorum nedendir?
    Bu sütunu takip edenler Saidi Nursi’nin Milli Mücadeleye karşı tavrını ve yayınladığı bildiriyi biliyorlar. Milli Mücadeleye karşı bildiri yayınlayan Saidi Nursi, Kurtuluş Savaşı sonrası birden değişiyor ve Atatürk’ün “islam aleminin kahramanı bir şanlı gazi” olduğuna dair methiyeler diziyor.
    Saidi Nursi Milli Mücadeleyi veren Mustafa Kemal’e karşıdır.
    Milli Mücadele sonrası methiyeler dizmiştir.
    Sonraki yıllarda tekrar üslubunu bozmuştur.
    Atatürk’e karşı böylesine “çok yüzlü” bir mantık sergileyen Saidi Nursi’nin gerçek tahlilini yapmak için bu çelişkiler çok önemlidir.

    Kaynak :
    http://www.sondalga.com
    Araştırmacı-Yazar
    Muharrem BAYRAKTAR
    2 ...
  33. 986.
  34. sayesinde Müslümanlık bu ahir zamanda bozulmaktan kurtulmuştur, kendisi yüce Allah'ın özenle görevlendirdiği insanoğludur, ama onun insanoğulluğu allah'ın görevlendirmesiyle Allah'ın bir gölgesi, ışığı, Nuru şeklinde tezahür etmiştir.

    Bugün ona karşı çıkanların ekserisi kafir, islam'ı yok etmeye çalışan, bu ülkedeki birlik ve beraberliği bozmaya çalışan soysuzlar sürüsüdür.

    Allah'a şükür ki son yıllarda büyük başbakanımız, Ortadoğu'nun lideri Recep Tayyip Erdoğan hazretleri tarafından iade-i itibar yapılmıştır, yapılmaktadır.
    6 ...
  35. 987.
  36. kamal a yazdığı mektupta islam aleminin kahramı diyor evet çünkü halk kamal ı askeri yönüyle ve ilk başlarda gösterdiği müslüman tavırlarla seviyor. mektubun devamında kamal a ciddi uyarılar yapıyor. yani kamal ın sonradan islam dışına çıkacağı ihtimalini belki öngörerek gerekli uyarıları yapıyor. unutmayın firavun a bile elçiler gitmiştir ve firavunla güzel konuşulması söylenilmiştir. malum mevzu.

    büyük islam alimidir.
    4 ...
  37. 988.
  38. kendisi din yorumcusudur. buna lafım yok. güzelde yorumlar yapmış fakat dinle siyaseti karıştırmıştır. günümüzdeki müritleri mevcut rejimin en büyük düşmanıdır.
    0 ...
  39. 989.
  40. deli saçması yöntemlerle, "uygun gördüğü" mertebelere kendisini koymakta bir behis görmeyen; emperyalist yedi düvele karşı istiklal savaşı verilirken, istanbul'da risale yazmayı görev edinmiş ne idüğü belirsiz bir şahsiyettir. islamcıların "büyük hakanı" abdülhamit, said-i nursi'nin deli saçması fikirlerine akıl hastanesini uygun görmüştü.
    sözlük şakirtleri bu şahısla ilgili farklı ve öğretici olduğunu düşündüğüm fikirlere başvurmak isterlerse, turan dursun'un "müslümanlık ve nurculuk" adlı eserini okumalarını salık veririm.
    0 ...
  41. 990.
  42. türkiye yedi düvele karşı savaş verirken esir düşmüs, keçekülahlılar birliğini kurup ermeni çetelerine karşı savaşmış, devletten kahramanlık madalyası almış, isyan eden askerleri teskin etmiş zamanın harikası zat ı şahane. bir garip fukara alim.
    2 ...
  43. 991.
  44. Abdülhamid han başlangıçta onu anlayamamıştır. Çünkü devletin yıkılışta olduğu, herkesin kellesini düşündüğü sırada o üniversite kurmaktan bahsetmiştir. daha sonra yanlışını anlayan Abdülhamid han * ona üniversite sözü verip serbest bırakmıştır. Ne yazık ki bu gerçekleşemeden, ittihatçılar ve yahudiler ulu hakanı tahtan indirdiler.
    4 ...
  45. 992.
  46. üşüdük be said. şu an elimde risalem le seni anarken bir yandan da karşı komşumuzu kesiyorum. hiçbir zaman unutulmadın. rip...
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük