insan çok eşli bir varlıktır ancak sadakat mümkündür. büyük sevgilerde diğer seçenekler restauranta gitmek varken sefer tası götürmeye benzer. yetmeyeceğini, "O" gibi olmayacağını bildiğinizden gerek duymazsınız...
temiz bir vicdanı beraberinde getirir,insan umutsuzluğa düşerse bu durumdayken,zaman zaman canının yandığını,yalnız kaldığını hissetse de,kazandığı tertemiz bir ruh vardır. basit birşey değil,inanın,herkes kendi ruhunu kazanamaz. kimilerininki hiç kendilerine ait olmaz...
"boş yere değil yok inanmam
koşarım yine ardından
bulsam da olur bulmasam da
bu ümit beni ,bil yaşatan..."
insanların gözünün içine bakıldığında anlanamayacak,zamanla anlanabilecek nitelik.Sevgililerini çok seven ,fakat aldattıktan sonra da 2 gün içinde pişmanlığını atabilen insanlarda bulunmaz bu özellik.
benim gibi karaktersiz yavşaklarda bulunmayan duygudur. eksikliği karşınızdakine de güvenmemenize yol açar ki bunun da sebebi aslında yine kendimizi korumak istememizdir. kendine güvenmiyorsan başkasına da güvenme, güvenme ki yıkılmayasın şeklinde işleyen bir mekanizması vardır. işe yarar mı? kesinlikle hayır. paranoyalar üzerine kurulmuş berbat ilişkiler yaşatırlar insana, mutlu edemez ve mutlu olamazlar. o yüzden uzak durun benim gibi yavşaklardan.
korkuya geçi$ önceliği tanıyan bir yüzle kar$ılayacaktık
sadakati!
elimizde isminin yazılı olduğu kartonlar, kadehler ve a$klar;
-uzun bir arkada$lık havaalanında-
ula$maya, hep bulmaya çalı$tık onu sanki durmadan
bir endi$e, bir hüzün, bir ihtimal'ler kalabalığında!
[hiç değilse zarif olmaya çalı$an çocuklardık oybirliğiyle]
çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde boy veren çam ağaçlarının kokusu
yeni demlenmi$ çayın rengine karı$an yaralarımız
tarihe malolmu$ kaygan sevgililer
'sevgilim! ' diyemediğimiz sevgililer
bir ameliyat izi gibi ta$ıdığımız çocukluğumuz
çünkü
bir kimlikti bizim için içimizde saklanan
gizli yolculuklardan kalma gizli yorgunluğumuz!
ne sadakat, ne teselli ne de bir vicdan muhasebesi!
bir sabah hepimiz uyandık baktık ki apayrı yataklarda:
yalnız bir uyurgezer tarafından taranmı$ saçlarımız geceleyin
ve hiç değişmemi$ yıllar geçse de
bir di$i, paraya dönü$sün diye yastığın altına yerle$tirircesine
mutluluğa dönü$sün diye
hayatımızın bir yanına mutlaka koyduğumuz umutsuzluğumuz!
sadakat dediğimiz şey eğer karşı cinsin çekimine karşı koyabilme becerisi ise bunu sağlayabilecek tek şey aşktır.
bir başka kadını ya da erkeği kadın ya da erkek olarak görmemize engel olan perdedir aşk.
yaradılış itibarı ile herbirimizde varolan mavi boncuk dağıtma hadisesine tek dur diyebilendir.
güzellik- çirkinlik
iyilik- kötülük
değer vermek- vermemek
gibi kavramları taaa içinde barındıran; anlık zaafların kurbanı olan duygudur.
sadakat sadık olmaktan gelir, sadıklık aitlikten, aitlik sevmekten gelir.
bedensel değil duygusaldır.
herkes için geçerli olan duygudur.
schopenhauer felsefesine göre erkek doğası gereği sadakatsizliğe kadınsa sadakatli olmaya eğilimlidir. erkeğin aşkı ve tutkusu doyum bulduğu andan itibaren azalır ve neredeyse diğer tüm kadınlar , sahip olduğu kadından çok daha çekici gelmeye başlar.erkek sürekli değişiklik arayışındadır.kadının aşkı da daha çok bu andan itibaren artmaya başlar çünkü bu türü korumayı, gözetmeyi ve olabildiğince fazla çoğalmayı öğütlüyen doğanın amacının sonucudur. erkek yeterince kadın bulabilirse eğer yılda yüz çocuk meydana getirebilir.kadın istediği kadar erkeğe sahip olsun, (ikiz-üçüz ihtimalini hesaba katmazsak) yılda sadece bir çocuk dünyaya getirebilir. bu nedenle erkeğin gözü hep başka kadınlardadır; kadınsa buna karşılık tek bir erkeğe sımsıkı sarılır.çünkü doğa ona içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden, gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler. bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır, kadınınki doğaldır; dolayısıyla da, kadının ihaneti nesnel olarak, sonuçları bakımından (doğacak çocuğunun babasını bilmelidir vs. )olduğu kadar, öznel olarak doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir.