gece uyurken konuşup sabaha hatırlamamak, birden fazla kabinin olduğu bir tuvalete bir daha girildiğinde hep öncesinde kullanılan kabini kullanmak*, küpe takmadan göz kalemi çekmeden dışarı çıkamamak.
bi kere taktığım takıyı bi daha çıkaramıyorum. bu yüzden hep tek düze soft ve kararmayan takılar kullanmak zorunda kalıyorum. şu an boynumda olan kolyeyi geçen sene mayıs ayında bir düğüne giderken takmıştım.
Bardak tam doluyken su ya da başka bir şey içemiyorum. Yarısına kadar doldurup içiyorum. Bitince bi yarım daha koyuyorum. Böylece 1 bardak içmiş oluyorum. Eheheh. Aferin bana.
herşeyi koklamak. tuzluk, kaşık, gözlük, kalem, sakız, ekmek, pamuk... aklınıza gelebilecek tüm nesneler. bir nesneyi elime ilk aldığımda muhakkak kokluyorum. annem artık bu huyumla başetmeye çalışmaktan, başkalarının bunu ayıp karşılayacağını söylemekten pes etti. eski yaşantımda köpek olduğuma karar verdi.
yatarken uykuya geçene kadar ayağımı sallarım. evet. ya yataktan asağı sarkıp sallanır ya da normal yatarken sağa sola sallanır. biliyorum rahatsız edici. ama garip, saçma, tuhaf bir huy işte. öyle ki uykuya geçtiğim ayağımın durmasıyla anlaşılıyor.
uyuyakalmadan uyuyamiyorum. tv falan hep aciktir, ya dinkerken ya izlerken uyuyakalicam anca. 1.5 2 senedir soyle oh diye yatip kendiligimden uyumuslugum yok. bir ses olacak illa ki.
yerde gördüğüm düğmeleri alıp toplarım ben sözlük. onlar muhakkak kullanılan yerlerden kopmuş isyankar düğmelerdir ve kopmaları, eşyanın sahibini üzer. ben de bu kaçakları toplayınca kendimi onlara hükmedebilen, adaleti sağlayan savaşçı gibi hissediyorum, çokoş.
birisi ile tartışırken tartışmanın en hararetli yerinde susup karşımdakinin gözlerinin içine bakarım. kabul etmeliyim ki sinir bozucu bir huy. aynı şey bana yapılsa çıldırırım heralde. zaten karşımdaki genelde çıldırıyor. ama ne yapabilirim? insanlar o kadar garip yaratıklar ki nedir bu kadar hararetli tartışmaya değer bulduğun? ne gerek var ki tüm bunlara? gözlerine bakıyorum, bazen tanıyamıyorum. sanırım şeytan kaçıyor içlerine.