Kulaklıkla telefonda konuşurken telefonu kaybettiğimi sanmak. Telefonla konuştuğum kişiye "telefonum kaybolmuş sanırım, ben seni sonra ararım." deyip kapatmak.
Neyse, aç karnına gitmemden mütevellit tahmin ettiğimden daha fazla şey aldım, hepsini de ısrarla elimde tutmaya çalışıyordum.
Meyve suyunu sol kolumun altına almışım, sol elimde bir de cüzdan var...diğerleri sağ elimde....
kasaya geldim sağ eldekileri bıraktım, sol taraftaki meyve suyu eve kadar(zaten market mesafesi 20 adım falan) koltuk altında benimle gelmiş.
Cüzdan telefon vs evde unuttuğum olmuştur da daha önce hiç farkında olmadan marketten usta bir hırsızı aratmayacak şekilde bir meyve suyu efendime sölim pringles falan getirmemiştim.
Aldım fişimi gö..tm gö..tm döndüm markete.
Söyledim durumu...abi sağolsun bir kahkaha attı rahatladım.
dün gece yatmadan önce dişlerimi fırçalıyorum, aynadan duvarda asılı olan havluyu gördüm bi an dedim ki aaaa! bu havludan bende de var! sonra kendime geldim zaten kendi evimdeyim havlu da benim evde benim ben de benim. kafa ortak.
Gece gece acıktım makarna haşlayayım dedim. Suyu kaynattıktan sonra makarnaları attım 10dk beklerken bari 10dklik bir şarkı acayim bitince ocağı söndürürüm dedim. Baktım makarna haşlanırken sıkıldım şarkıyı 10 saniye 10 saniye ileri sardım. 6dk da olduğu kadarıyla yiyorum. Evde başka makarna da yok, aç kaldım sanırım.
18 yaşımdayken yaya geçidinde karşıdan karşıya geçerken bir araba tarafından 2-3 metre yukarı kadar havaya uçurulmuşluğum olmuştu. neden bilmiyorum o zamandan sonra o eski dalgınlığımdan pek eser kalmadı.
Bir sitede üç blok binanın yan yana olduğunu düşünün üçüncü bloğa misafirliğe gitmişim ve bir şeyi almak için eve geri dönmem gerekiyordur ikinci bloktaki ve x nolu daireye gidilir ve anahtar takılır biraz zorlanır ve haydaa ne oluyor lan denilir ve kapıyı bir kız açar korkuyla sonra yanlış bloğa geldiğin başından kaynar sular akarcasına aklına gelir kusura bakmayın neyin kafasını yaşıyorum bilmiyorum deyip koşarak uzaklaşılır.
Dalgınlık enderliği ile kaimdir tabii ama benim tekrar eden bir dalgınlığım var: eğer çöp yanında bir şeyi açıyorsam ambalajı yerine ürünü atıyorum çöpe. Her zaman değil tabii ama 5 seferden 2'si diyebilirim.
sıcak bir yaz günü perişan olmuş vaziyette kadıköyden eminönü vapuruna bindik arkadaşımla. dedik piştik sıcaktan vapurun yan tarafında oturalım dışarıda. püfür püfür geldik eminönü'ne ayaklandık inmek için ve cup diye bir ses geldi. suya baktığımda, yolculuk esnasında telefonumu kucağıma koyduğumu hatırladım. telefonum dibe doğru batıyordu, şöyle bir atılır gibi yaptım, atlamak geldi içimden... yemedi tabi.
aileme de başım döndü az kalsın ben düşüyordum, telefon düştü dedim. ne kadar salak bir çocuğumuz var bizim diye üzülsünler istemedim.
az önce telefonumu arıyordum bakmadığım yer kalmamıştı nerdeyse. buzdolabından cıktı evet buzdolabından, dolaptan su aldıktan sonra suyu masaya telefonu buzdolabına koymuşum.
bana cok pahalıya patlayacak bir dalgınlıktı bir kac metre kala engelledim allah'tan. bundan 3 yıl kadar onceydi sıcak bir yaz gunu arabayla alısveris merkezinin onune geldim. otopark biraz meyilli yapılmıs. arabadan indim giris kapısına dogru bir kac adım attım guvenlik bagırıyor abi araba gidiyor diye. basımı cevirdigimde araba anayola dogru geri geri kacmaya baslamıs. el frenini cekmeyi unutmusum nasıl olduysa. nasıl kostugumu kapıyı nasıl actıgımı o el frenini nasıl cektigimi hatırlamıyorum bile. bir kac saniye daha farkedilmese durmadan akan trafigin icine bası bos bir araba dalacaktı.