kimsenin hevesini kırma meraklısı değilim ama çakma elif şafak ve tuna kiremitçilerle dolu yazar kadrosu var. sıkıldım okumadım bile bir çoğunu. kimse kusura bakmasın "olmamış".
güzel uğraşlar bunlar. elbet birilerinin hayatlarını değiştirmese de, değiştirmesine yardımcı oluyordur. yapılması gayet hoş.
bu kadar güzel olmasına rağmen, bence eleştirilecek yanları da olan dergi, söykü dergisi. tabi bu eleştiriler dergiyi yermeden ziyade, daha da kaliteli içeriğe sahip olması içindir.
sözgelimi bugüne kadar çıkan 5 sayı ve çıkacak 6. sayı ile birlikte verilen temalar hep somut kavramlardır(çocuk parkı, fare, daktilo, çamur, oda ve sınıf). bence biraz daha soyut kavramların üzerinde durulabilir.
bir de bir kaç konu verilip, bunlar birleştirebilir. sanırım yaratıcılık daha fazla ortaya çıkacaktır bu şekilde.
yoğun bir emek ve gönülden katılım sonucu onbeş günde bir çıkartılan uludağsözlük öykü dergisi.
ön not: bu yazı söykü'ye emek veren herkes için * teşekkür yazısıdır.
iki aydır sözlükten uzak olduğumdan beşinci sayıya kadar katılamadığım, beşinci sayıyla birlikte hem yazar olarak hem de geriye dönük sayıları da içeren okumalarla bir nebze de olsa parçası olduğum bir edebiyat oluşumu.
öncelikle derginin fikir babası experimental'a, her sayıda* günün edebi anlam ve önemine dair bir konuyu, tarihi ve edebi vurguyla yüklü ilham verici bir girizgah ile sunan kişiye teşekürlerimizi borç biliriz. toplu şekilde okuduğumdan beni oldukça etkiledi bu girişler.
--spoiler--
110 yıl önce bugün doğmuş olan bir yazara borçluyuz bu sayının temasını. bahsettiğim yazar, "yağmur yağarken, pek çok acı bulabilirsiniz." diyen john steinbeck, fare teması ise yazıldığı dönemde oldukça tepki çeken, pek çok kez yasaklanan fakat günümüzde mutlaka okunması gereken klasiklerden biri olarak gösterilen, en ünlü romanı fareler ve insanlar'dan geliyor.
diğer kitaplarında olduğu gibi, insan doğasını açıklamaya çalışırken, bunu uzun tahliller ile değil de olay akışı ile yapan steinbeck'in, yine güçsüz ve yalnız karakterler ile süslediği romanı, pek çoğumuzun aklında "yumuşak şeyleri okşamak" isteğiyle yanıp tutuşan lennie'nin, kasıtlı olarak isimsiz bırakılan curley'nin karısını başını okşarken öldürmesiyle kalmıştır ki bu da iyi niyetin her zaman iyilik getirmeyeceğinin en güzel betimlemelerinden biridir.
fare teması için gelen öykülerde de, ne tesadüftür ki, yine hep güçsüz ve yalnız kişiler var, ve tıpkı ilk sayıda olduğu gibi, ne kadar mizah ile süslense de satır aralarında hüzün hakim. umuyorum ki okurken hepsinden keyif alacak, ve okumak için ayırdığınız süreye değdiğini hissedeceksiniz.
--spoiler--
--spoiler--
90 sene önce bugün doğmuş olan bir yazara borçluyuz bu sayının temasını. bahsettiğim yazar "yolda" kitabıyla, aynı zamanda isim babalığını da yaptığı "beat kuşağı"'nın bir nevi manifestosunu yazmış olan jack kerouac.
1950'lerin amerika'sında gelişen konformist hayata bir tepki olarak doğan ve etkileri tüm sanat alanlarında görülen beat akımının kerouac dışındaki diğer 3 önemli yazarı/şairi allen ginsberg, neal cassady ve william burroughs'un o dönem yaşadıkları, hem "yolda" hem de "zen kaçıkları" kitabında, akıcı bir üslup ile anlatılmış, bu kitaplar günümüz edebiyatına etkileri yadsınamaz olan bu akımın bir nevi belgeselini çekmiştir.
otostop ile bir eyaletten diğerine yolculuk eden ve çadırlarda yaşayan bu yazarların ortak özelliği gittikleri her yere belki yedek bir gömlekleri olmasa da mutlaka portatif daktilolarını götürmeleri. işte bu sayının teması da, bu yüzden daktilo.
--spoiler--
--spoiler--
172 sene önce bugün doğmuş olan bir yazara borçluyuz bu sayının temasını. bahsettiğim yazar, natüralizm akımının hem en güçlü kalemi, hem de "deneysel roman" isimli kitabıyla bu akımın bir nevi kurallarını belirlemiş yazarı emile zola'dan başkası değil.
özellikle germinal ve nana kitapları ile tanınan zola, karakter çözümlemelerinde idealleştirmeden kaçıp, gerçekçi bir anlatım benimseyerek, çevre koşullarının kişilik üzerine olan etkisini eserlerine yansıtırken, kitaplarındaki karakterleri adeta deney yapar gibi farklı çevrelere sokarak, verecekleri tepkileri ve yaşadığı değişiklikleri bulmaya çalışmıştır.
yıkıcı eleştiri ve dedikodunun yaygın olduğu günümüzde, karşımızdakini eleştirmek yerine zola gibi, farklı kişilikleri ve bunları doğuran çevre unsurlarını inceleyerek, birbirimizi anlamaya çalışırsak, eserlerinde geçen kirli ve yıkık çevre unsurlarının ortak özelliği olan çamur'u, karşımızdakine atarken, onda kalan izin, bizim ellerimize bulaşan çamurdan daha az olduğunu anlayabiliriz sanırım.
--spoiler--
--spoiler--
96 sene önce bugün* doğmuş olan bir şaire borçluyuz bu sayının temasını. bahsettiğim şair, her okunduğunda farklı anlamlar kazanan sade yazılmış şiirleri ile beğeni kazanmış behçet necatigil'den başkası değil.
şiir ile felsefeyi birleştirebilmiş ve de satır aralarına varoluşçuluğu sindirmiş bir şair olan necatigil için şüphesiz en önemli obje, bu sayıda seçtiğimiz tema olan oda'dır.
tıpkı necatigil şiirlerinde olduğu gibi, bu sayıda öykü yollayan yazarlarımız da, "oda"'ya temelde yalnızlık, tutsaklık, sığınak başta olmak üzere çeşit çeşit anlamlar yüklediler. güzel olan ise, her yazarın bu 3 harflik kelimeden esinlenip uzun ve bir o kadar güzel öyküler yazması ve her yazarın bu kelimeye kendi anlamını atamasıydı.
Umuyorum ki hiç bir zaman anlamamımızı yitirmeyiz.
"Kışken ilkyaz, sularımda açardı;
Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?
Eski defterlerde sararırmış yaprak.
Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar."
--spoiler--
ve en büyük teşekkür de; ilk sayıda elli sonraki sayılarda da buna yakın ya da fazla öyküyü, zaman, emek ve bence bir nevi insanüstü bir çaba* göstererek okuyan, değerlendiren seçici ekipteki arkadaşlara.
pdf versiyonu tasarım ilk üç sayı için experimental ve diğer sayılarda emeği geçen tüm arkadaşlar ile
pdf formatında ki derginin hazırlanması aşamasında vinyet, kapak ve tasarım konusunda destek olan tüm yazar arkadaşlara gönülden teşekkürler. öyküleri kağıt çevirme sesiyle okumak çok hoş.
ve de tüm sayılara öykü gönderen** tüm yazar arkadaşlara ve bu öyküleri okuyan tüm yazar arkadaşlara ile uludağsözlük okuyucularına yürekten teşekkürler.
evet bu kesin bilgi. zira bu oluşum eleştirildiğinde ya insanlar çaylak yapılıyor ya da yazdıkları siliniyor.
bunu birebir yaşayanlardan biri de benim.
dün gece "fakyü benim isyanımdı" şeklinde bir başlık açıp bu soykü-moderasyon derin ilişkilerini de içeren bir yazı yazdım, akabinde çaylak yapıldım. bdv vasıtasıyla çaylaklığımın sebebini sordum halen cevap yok, aradan birkaç dakika geçti tekrar yazar yapıldım.
lakin yazar yapıldığımda "fakyü benim isyanımdı" başlığına yazdığım (bkz: #15191604)no'lu entry piyasada yoktu. resmen üç harflilere karışmış, gaibe doğru yol almıştı.
evet. zira silinen bir entry ait olduğu yazarın silik kutusuna düşmesi gerekir. ama bu entry silik kutumda da yoktu.
belli ki bu giri uludağ sözlük databaseinden uçurulmuştu.
bu hususta zall'a yazdım, ondan da cevap yok.
yemedim içmedim ben de bu söykücülerin yetkili olan yönetim kurulu başkanı biradetbeyfendi'ye yazdım. "abi küfür vardı" şeklinde cevap alınca anladım ki bu arkadaş yazdığımı okumuş yetkisini de kullanmak suretiyle yazıyı sistemden uçurmuştu...
çükü sağolsun.
söz konusu bir yazı değil elbet. yine yazarım, daha da ağır cümleler kurup daha çok şey ifşa edebilirim ama değmez...
yani demem o ki bu söykü'yü övüyorsan, vıcık vıcık iltifat ediyorsan iyisindir, ama o dandik yazıları, okunmayan sözde edebi eserleri(!) eleştiriyorsan başına her an bir şeyler gelebilir.
pek tabi ölümden öte köy yok.
küçük iskender'in twitiyle mutlu olan, küçük iskender'i edebiyatçı zannedenler ancak birbirlerini oylar ve feyk hesaplarıyla edebi başlıkları uplar.
başka da yapabilecekleri birşey yok zira.
not: biradetbeyfendi kardeşim, uçurulan entryden hala sen sorumlusun.
hep destek, tam destek verilmesi gereken oluşum. yazanların elleri, uğraşanların hiçbir yeri dert görmesin! experimentalin bu oluşumda olması beni çok sevindirdi ayrıca. fotoğrafları daha etkileyici kılabilmek adına buralarda olduğum sürece alternatifler göndereceğim.* klavyenize sağlık sevgili yazarlar!
kendi bastırdıkları fotokopiden bozma kitapları dışında hiçbir edebiyat geçmişi olmayan fakat nedense bu oluşumun seçici kurulunda görev yapan atanmış seçiciler için:
kusur denilen şey, eğer bir edebiyat konusunda işleniyorsa; bir tane olur... bilemedin, iki tane olur. üç paragraflık bir tanıtım yazısında yapılmış, on üç yazım yanlışından bahsediyoruz. yerleşmiş de hem. öğrenme çağında yanlış öğrenmiş ve uygulamada yanlışlıklar yapmaya devam ediyor!
bir edebiyat dergisinin fanatiği olur mu? içinde neler yazılırsa yazılsın, hangi hataları barındırırsa barındırsın, onu öyle kabul etmek, edebiyatın hangi evresinde yer alıyor?
e olurmuş!
bu derginin okuyanlarına sunduğu bir yenilik de bu olsa gerek: taraftarları da var! taraftarlığın olduğu yerde fanatizm de olur elbet. "ne yaparlarsa kabulümdür" zihniyetiyle edebiyata balıklama atlamak filan.
derginin kuruluşunda, yürütülüşünde yetkin kimse olmadığı gibi, bir de bu yetkinsizliği savunan "fanatik"leri var. daha ne olsun?
tanıtım yazılarındaki imla hatalarına ilişkin -o işle ben meşgul olmadığım için burada yazılanlar vesilesiyle fark ettim- konuşmak gerekirse: söykü hiçbir zaman üst düzey bir edebiyat oluşumu olduğunu zaten iddia etmedi. bunu içerden edecek olana da ben zaten yeterince muhalefet ediyorum, daha çok yol almamız gerekir diye. kaldı ki böyle bir iddiamız olmamasına rağmen sanki türkiye'nin prestijli bir oluşumuymuşuz gibi tepkiler almamız aslında bu işin ne kadar iyi bir yolda ilerlediğini ve ciddiye alındığını da gösteriyor. bu açıdan da sevinmedim değil.
demek ki bu insanlar iddialı insanlar değil. demek ki bu insanlar ahkam kesmiyorlar biz duayeniz diye. eh, böylesi bir durumda bu insanları olmadıkları bir konuma yerleştirip, sert eleştirmek de yanlış o halde.
iskender konusuna gelince. henüz işin başındayken yazar işine girmememiz gerektiğini belirterek ben tavrımı koydum zamanında bir söykü gönüllüsü olarak. hatta bazı arkadaşlar gibi altında niyet de aradım. popülaretiyse eğer ben bu işte yokum diye de ultimatom verdim. ancak öyle olmadığına dair ikna olunca olur verdim ben de. diyeceğim o ki bu oluşumda alınan her kararı sertçe eleştirmeden önce empati kurmak ya da en azından bir yetkiliyle kontağa geçmek daha iyidir. nitekim buraya bir karar açıklanmadan önce uzun süre tartışılıyor, saatlerce. sizlerin de akıllarında soru işaretleri olursa ahkam kesmeden önce yetkililere sormanız daha mantıklı olur. çünkü burada bazı eleştiriler gerçekten alelade yapılıyor ve komik oluyor.
taraftar elbette olacaktır. tarafsız insan da tarafsızlığın tarafındadır. önemli olan tarafı olduğun oluşumdan haberdar olmaktır. içi boş taraftarlık kimsenin arzusu değil. ancak söykü'nün de içi boş taraftarı olduğunu ben zannetmiyorum, işin içinden biri olarak.
bir yandan üç paragraflı bir öykünün 10 a yakın yorum ve bir o kadar da oy aldığı, öbür yandan 25 sayfalık öykünün 2 yorum ve 1 oy aldığı, bu yüzden yazdıklarımın okunduğu konusunda şüphelerimin oluştuğu ve yine bu yüzden 7. sayısında yazmadığım, düşünmeye çekildiğim, hep desteklediğim oluşum...
bakın mesele artı eksi oy olayı değil, karma kasmak için uğraşmadım bu güne kadar... mesele "geri bildirim"... ben okuyan kişinin -iyi yada kötü- ne düşündüğünü bilmeden bir daha ki sefere rahat yazamam ki...
neyse zaten onların da bana ihtiyacı yok... edit parantezi:("taze kanlar var, kemikleşmiş bir kadro olması gerekmiyor" anlamını taşımaktadır... )