efsane dizidir.
diziden sonra sucre yi, dominic purcell i ve wentworth miller i sinemada izleme şansı bulduk. eğer alex mahone u yada sara tancredi yi bir filmde gören olursa haber vermesi önemle rica olunur.
ahabu yirmi beş yıllık ömrümde ilk defa tekrarını izledip bugün bitirdiğim dizidir. ilk seferindeki gibi heyecanlandım, duygulandım, tırstım, polim yaptım, kendi kendimi siktim. bir an olsun sıkılmadım. yalnız sonunda t-bag'in ölmesini çok isterdim ama o kadar kusur rus karılarında da olur diyorum. ha birde unutmadan, üşüyoruz scofield reyiz... *
kurgu bakımından üst düzey bir dizi olmasına rağmen, karakter analizleri ve durumsallıklar açısından vasatı aşamamıştır.
scofield'ın hapse girmesi, vücudundaki dövme yardımıyla hapisten kaçması, hem devlete hem de kişisel düşmanlarına karşı bir savaş vermesi, tekrar hapse girmesi, tekrar kaçması, tabi arada olmazsa olmaz bir aşk hikayesi ve herşeyin sonunda iki farklı duyguyu birarada yaşatan bir final. hem herşeyden kurtulmularının verdiği rahatlık, hem scofield'ın ölmesinin yol açtığı üzüntü birarada...
kurgu açısından gerçekten çok başarılı. fakat dediğim gibi karakter analizleri bakımından son derece zayıf ve tutarsız. öncelikle karakterler, klasik hollywood karakterlerini andırıyor. yani, iyi olan, herşeyiyle her zaman iyi, kötü olan ise, kalbinde ufacık bir iyilik bile taşımıyor. özellikle michael scofield karakterine değinecek olursak;
başrol karakteri olan, michael scofield'ın tüm insani zaaflardan arınmış olması, her durum ve şarta karşı hazırlıklı olması, hep bir planının olması, başta çok değişik gelsede, olaylar ilerledikçe bu durum baymaya başlıyor. olaylar ne kadar boktan giderse gitsin, izleyicide, "nasolsa sıkofiyıldın bi planı vardır la, sktret" zihniyeti oluşuyor.
michael scofield karakterinin bir başka insanüstü özelliği ise, akla gelebilecek tüm alanlarda, profesör seviyesinde uzman olmasıdır. özünde inşaat mühendisi-mimar karışımı birşey olan michael, bir kimya profesörü kadar kimyasallardan, bir fizik profesörü kadar fizikten, bir swat askeri kadar silahlardan ve patlayıcılardan, bir hacker kadar bilgisayarlardan anlamaktadır. tabi bu liste uzatılabilir. dizinin mevcut bölümünde, olayların gidişitanı göre neye ihtiyaç varsa, hemen michael ortaya çıkar ve engin bilgisi ile, kimseden yardım almadan olayları halleder.
ayrıca, olayların geçtiği mekanda her zaman için, michael'ın kullanabileceği malzemeler mevcuttur. örneğin, acilen açılması gereken kilitli bir kapının bulunduğu otel katında, koridorun başında muhakkak tekerlekli bir temizlik sehpası hazır bekler. hazır bekler ki, michael abi, o sehpada bulunan temizlik malzemelerini, bir kimyager edasıyla birbiri ile karıştırıp, onlardan patlayıcı elde etsin ve iki dakika içeresinde kapıyı patlatsın...
uzun lafın kısası, "ben çok incelemem aga, böle ekşın, macera olsun, kaçmalı kovalamalı olsun bana yeter" diyorsanız, son derece ideal bir dizi. ancak, izlediğiniz şeyi ciddi olarak sorguluyorsanız bu diziden çok daha iyi, çok daha kaliteli, çok daha gerçekçi bir hapishane dizisi var televizyon tarihinde. ne mi o? buyrun;
anlattığı hapishane hikayesi ile hayat dair başka bir perpektif sunan, karakterleri ile ciddi anlamda insanı düşündüren, olay kurgusu ile insanı hayrete düşüren, başarılı yapım. oz gibi bir diziden sonra, böyle başarılı bir hapishane kurgulaması görmek insanı keyiflendiriyor. ama oz bambaşka bir yerdedir her zaman.
ne lost'un finali ne de bu dizinin finali tatmin etmemiştir beni.hadi lost'un senaristlerinin de bir noktadan sonra kafası karıştı,onlar da toparlayamadı büyük buluşma tarzında bir son yapıp işin içinden sıyrıldılar.ama prison break tamamen maddi çıkarların kurbanı olmuştur.scofield'in cadaloz anası aynı ameliyat sayesin de yıllarca yaşamasına rağmen bizim oğlan yenilmiştir.bir kere senaristler scofield'e her şeyi düşündürerek tümorün büyümesinde yardımcı olmuştur.adamın bütün planlarını alt üst eden ajan alex mahone bile bu adamın yanına gelince aptallaşmıştır.bu kadar badireyi anlatan adam az da olsa bir mutluluğu hak ediyordu.çocuğunu bile göremeden gitti garibim.uzun lafın kısası adamı yaşatmak varken sırf para uğruna bir sürü mantık hatası yapılarak adam nalları dikmiştir.mantık hatalarını yazmak isterdim ama izlemeyenlerin şevkini kırmamak gerek.
fatmagül'ün suçu ne? gibi 5 dakikalık tecavüz için 4 sezon dizi çekilebileceği garantisini veren türk halkının ''olm t-bag oğlancı izlemem'' dediği mükemmel dizidir.
1. sezonu aşmış, mükemmel, harika, efsane
2. sezonu çok güzel, çok iyi, çok saglam
3. sezonu eh iste, iyi sayilir, vasat
4. sezonu sıçmış olan dizi.
benim için 2. sezon sonunda kim'e o son kurşun atilmadan bitmistir. öyle olsun istiyorum. koskoca asmis bir dizi reyting ugruna nasil pic edilir bunun en büyük örnegi. 3. ve 4. sezon kanimca spin off gibi kalmis kötü bir prison break kopyasi.
başladıktan sonra bütün sezonları izlenmeden bırakılamayacak dizidir. en az bir hafta tatiliniz varsa başlayınız yoksa her gün işe gözleriniz şişmiş vaziyette gidersiniz. bir hafta önce başladım her gün gece yarılarına kadar izliyorum ahan da bitti bir haftada dört sezon. ama kafayı da bir milyon yapan dizidir. insanı bir daha türk dizisi görmeye bile tahammül edemez hale getirmektedir. her bölümü film tadındadır. hem de kaliteli film tadındadır.
sonu acıklıdır. geçekten gözleri dolar insanın. acaba oğlunu görebildi mi mike.. (bkz: zalım dünya)
hayvan gibi saran tek dizidir. birinci sezon bilgisayarınızda duruyorsa misal, ilk bölümü açma gibi bir aptallık yaparsanız tüm sezonu bitirene kadar devam edersiniz, kalkamazsınız başından.
izleyicileri sıkmadan her an her saniye ekrana bağlayan ve serisini tam da tadında bırakan eşsiz dizi. Gerçekten kurgu, senaryo ve oyuncuları itibariyle izleyenleri etkilemeyi başarmış ve en iyi dizilere aday gösterilmiştir..
haksız yere idama mahkum edilen abisini kurtarmak isteyen bir gencin neler yapabileceğini ve bu uğurda başından geçenleri anlatan gelmiş geçmiş en iyi amerikan dizileri listesinde mutlaka ilk beşte olması gereken dizi. ayrıca dizinin yayınında ve yapımında emeği geçen herkese: üstatlar, helal olsun, elinize sağlık demek istiyorum.
üniversite yıllarımın kaçamağı olan dizidir kendileri. bir arkadaşımın "sende laptop mu var? prison break diye bir dizi var. neden indirmiyorsun?" cümleleriyle başlayan bir serüven oldu. derslerden, kimi zaman aileden uzaklığın verdiği yanlızlık hissinden, beynin yorgunluğunu alan bir eğlenceydi benim için.
scofield'ın zekasına her geçen bölüm duyulan hayranlığın artmasıyla kendine bağladı. sanki bende o kaçışın içindeydim. dersten yurda döndüğümde bakalım bugün kaçabilecekmiyiz heyecanıyla açıyordum laptop-ı. sürükleyici dizi bu olsa gerek. sanki sarrah'a bende aşıktım.
lost gibi konuları uzatıp uzatıp sıkmıyordu ilk sezon. ikinci sezon heyecan biraz düşmüştü. hapishane sahneleri olmayışından kaynaklansa gerek. ama üçüncü sezon ile birlikte geçmişi yad edercesine hapishane temasıyla geri dönmüştü. bir ve ikinci sezonlar en sevdiğim oldu. dört tam bir hayal kırıklığı oldu. ama hafızamda önemli bir yer edindi bu dizi. scofield'ı daha sonra resident evil'da kafesin içinde görmemle birlikte yüzümde oluşan tebessümü hatırlıyorum. nefes alsın yeter felsefesi gibi hapis edilsin de kafes de olsa yeter diye aklımdan geçmedi değil hani.
2 günde bir , bir sezon bitirerek zamanımı tüketen bağımlılık yapan bir dizi. şükür bitirdim de kurtuldum. zamanınız çok, yapacak işiniz yoksa buyrun izleyin.