--spoiler--
ulan dört sene boyunca hayatımızı s.ktiniz. yeri geldi sövdük, yeri geldi helal dedik. yeri geldi bitirin artık lan dedik.. ama finalin son on dakikası bile herşeye değdiğini gösterdi, tüylerimi diken diken etti lan ne yalan söyleyeyim şimdi..
yer yer deli eden lincon'le.
efsane ajan alex'le
fedakarlık abidesi sucre'yle
güzel doktor sara'yla..
ve de
dahi adam michael scofield ile aklımın bir köşesinde kalacak dizidir..
michael'in ölümüyle buruk bir final olsa da yine de çok güzel olmuştur.
dizinin tek saçmalığı sara ve kellerman in öldürüldükten sonra tekrar dirilmesidir.ayrıca t-bag, gretchen, mahone, don self, general, kellerman, polisler, fox river ve panama daki mahkumlar ve annesi tarafından öldürülemeyen michael ölmüştür .ayrıca sara nın durumu da acınasıdır.o kadar şey kaybettikten sonra michael ı kaybetmiştir...mahone da onu satan ve ona yanık olan çirkin ajana dönerek gözümüzden düşmüştür.4 sezonunu da soluksuz izlettiren dizidir.ilginç akrabalık ilişkileri vardır karakterler arasında.aslında dizide yapılanlar çok uçuktur ama asla mantıksız gelmez çünkü müthiş bir kurgusu vardır dizinin.sürekli şaşırtır izleyenleri.
gelmiş geçmiş en iyi dizilerden olduğu bir gerçektir. ilk sezondan tekrar başlayıp izlenebilecek bir dizidir ki star tv de dublajlı olarak yayınlanmaya başlandı. dublajı yapamayacaklar diye korktum fakat atv'nin heroes faciası gibi olmadı. altyazıyı takip edemem diye diziyi bırakanlara süper bi fırsat oldu.haydi hayırlısı...
kesinlikle en ufak bir eleştiriyi haketmeyen dizi.
--spoiler--
dizinin son bölümünde ise michael'in scylla'yı önceki bölümlerde öldüğü sanılan, fakat sonradan yaşadığı ortaya çıkan ajan kellerman'a teslim etmesi, koca 4 sezon gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi geçmiştir. böylece koşuşturma bitmiş ve herkes hakettiği yerde hakettiği şeyi yaşamaya başlamıştır.
--spoiler--
kotu bir sonla biterek hafizalardaki yerini saglamlastirip unutulmaz arasina adini yazdiran efsane dizi. oyle mutlu mesut bitse belki de inandiriciligini, etkisini yitirip ilerde ismini, etkisini kaybedecek bir dizi olmak yerine ana karakteri haklayip olayi kotaran senaryocu ve yapimcilara selam olsun. bakin six feet under' a, o muhtesem otesi finalinden sonra daha da efsane olmadi mi? aferin cocuklar cok iyi is cikardiniz.
--spoiler--
süper zeki olduğu söylenen scofield'in sürekli bala göte ordan oraya kaçmasını konu alan dizi. bence senaristler o scofield karakterinin zekasıyla yapabileceklerini düşenemediklerinden dolayı, olaylara zeka süsü verip, olayları sadece şans etkenleriyle ilerletiyorlar. scofield'e zeki değil demiyorum, ama aşırı ballı diyebilirim.
prison break'i bonus bölümü dahil 4 sezon izlemeyen (elbette izlemeye meyilli olan) okumasın uyarıyorum şu noktadan itibaren "." fena halde spoiler içerir.
ah ulan michael ah, böyle mi olacaktı olm. 4 yıl bekledik senin özgürlüğüne kavuşup o hayalini kurduğun sörfçü dükkanını açacağın günü, sarah ile mutlu olacağını, lincoln'un başını derde sokmayacağı günleri. çok şey mi istedik be? (ulan fazla dramatik oldu böyle olmaması gerekiyordu)
dizinin ilk sezonunda keskin zekan, olaylar karşısındaki soğuk kanlı duruşunla hayran etmiştin kendine bizi. bir inşaat mühendisi nasıl olurdu da her boktan anlardı, kavga edememesine rağmen nasıl olurdu da hapishane ortamında hayatta kalmayı başarırdı. daha doğrusu nasıl bir adam yıllarca umursamadığı ağabeyi için yüksek güvenlikli bir hapishaneye girip onu oradan kaçırmak için pamuk ipliğine bağlı bir planı uygulamaya koyardı. tüm bunlar benim için hiç izlemediğim lost dizisinden daha izlenir yapmıştı prison break'i. oz'u da hiç izlemediğim için prison break yepyeni bir şeydi, hapisten kaçma hikayelerinin sinema versiyonlarını izledik (alcatraz'dan kaçış) lakin bunun 22 bölümlük bir sezona yayılmasını hayal bile edememiştik. neyse ne diyordun michael hakkında, vücudundaki dövmelerde gizli harita ve yaptığı nefis kaçış planıyla adeta bizi dumura uğratıp kız olsam verirdim kıvamına getirtti (ki gerçek hayatta verirdim diyenleri boş çevirmiyormuş). sonra sarah tancredi vardı, dünyalar güzeli değildi ama her 3 prison izleyicisi erkekten 2'si ona çoktan aşık olmuştu. öyle hoş bir gülüşü vardı ki, lan şu dizinin başına gelmiş iyi şey sarah'dır aynı zamanda 4. sezonda ölü olmasına rağmen yapılan düzenleme ile geri dönerek dizinin başına gelmiş en kötü şeydir.
mükemmel bir sezonun ardından 21. bölümde duvarları aştığında dışarıdaki işinin bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştik. sonunda özgürlüğüne kavuştu, bir de paraları buldu mu bundan güzeli yoktur gari demiştik. yine nefes almadan 2. sezonu izlemeye koyulduk, ilk sezondaki yine dövmelerinde gizli şifrelerle hareket ediyor bu şekilde dizide hep bir esrar oluştuyordu ama başlarına fazlaca silah dayanmaya başlamıştı. dizinin senaristlerinin ufaktan götünün kalktığının sinyali bunlardı. dizi 2. sezonun ortalarına kadar hep tüm senaryosu bir oturuşta yazılmış izlenimi veriyordu yani bir bütünlük vardı. haftadan haftaya yazılan düşünüp taşınılıp bu hafta ne olsun türü değil, hep birbirini tamamlayan etkileyici geridönüşlere sahne olan bir yapısı vardı. bu çok cazip gelmişti bize, çünkü scofield'ın kolundaki poker kağıtları ilk sezonda da oradaydı, lakin 2. sezonda o numaraların koordinat olduğunu öğrendiğimizde "vay aq" demekten kendimizi alamamıştık. bir de karizmatik ve kararlı fbi ajanı alexander mahone var. şüphesiz 2. sezona damgasını vurup daha sonra piç olan bir karakter olmasına rağmen prison'un en akılda kalıcı karakterlerinden biri oldu. zaten dizinin 3. ve 4. sezonlarındaki en büyük sıkıntı da buydu, "nerden nereye geldik" şeklinde sorgulatan karakterlerin inanılmaz konum değişimi. 1. sezonda fox river'da kral olan brad bellick'in 2. sezonda hazine avcılığına soyunması, 3. sezonda fareye dönüşmesi ve 4. sezonda kendisinden hiç beklenmeyecek bir fedakarlık yapması gibi.
ya ben ne anlatıyordum da buraya geldik, neyse. 2 sezon iyiydi hoştu ağzımızda hoş bir tat bırakmıştı. o dönem prison, lost'a 5 basar türü iddialı laflar ediyordum ki zaten dexter izlemeye başlamamıştım henüz. lakin 2. sezonun sonunda olay bitecek derken "sona" adlı bir hapishane ve uzunca bir bekleyişin ardından 3. sezonun haberi geldi. mahone herşeyini kaybetmiş bir zavallı, bu kez scofield içeride lincoln dışarıda roller değişmiş, t-bag tesadüfler eseri sona'ya gelmiş, keza bellick de öyle. bonus olarak soru işaretleriyle dolu wistler. unutmadan güzeller güzeli grechten morgan. senarist grevi yüzünden 13 bölüme tamamlanan 3. sezon bize yine alışık olduğumuz türden bir kaçış hikayesi dışında pek bir şey vaad etmiyordu, beklendiği gibi oldu scofield'ın kaçışı başarılı oldu. bu sırada sarah sürpriz bir şekilde kafası kesilerek öldürüldü ki o kareyi dondurarak ekrana uzun uzun bakan tek kişi ben değilim sanırsam. şunu da belirtmek lazım 3. sezonun sonunda mulholland bulvarı filminin llrando şarkısı eşliğindeki final enfesti, ağlatırdı. gerçek bir finaldi işte karşımızdaki, t-bag hapishanede kral olmuştu, sucre ser sefil bir mahkum, lincoln oğluna ve yeni sevgilisine kavuşmuştu hem de tamamen aklanmış olarak, scofield ise silah ve origami ile arabada ilerlerken sezon bitmişti. artık dizinin devam etmeyeceğine emindik, ne var olamaz mı ufka doğru giden kahramanın ardından biten film görmediniz mi? ama hayır para hırsı yine olmadık şeyler yaptıracaktı yapımcılara.
çok geçmeden dizinin oyuncularından amaury nolasco patlattı bombayı ve 4. sezonun haberini verdi. bu kez michael esir de değildi, sevdikleri rehin de değildi. derin devleti çökertecekti güya bizi böyle kandırmışlardı. ama daha 1. bölümde yakayı ele verip ajan self piçinin adamı olup çıkmıştı. önceki sezonlarda kanlı bıçaklı olduğu herkes ekibin parçasıydı hem de. patlamaya hazır bomba lincoln ve mahone'un kusursuz uyumu dizinin içine o anda sıçmıştı. 3. sezonda mahone'u öldürmek için yanıp tutuşan lincoln, mahone evladını kaybedince bir çeşit duygusal bunalıma girip adamı affedivermişti. bu tür duygusal saçmalıkları scofield'tan sürekli gördüğümüz için ondan beklerdik ama lincoln'den değil. herneyse hayvan gibi bir sezon las vegas'tan miami'ye sürüklendik, ölüler ve emekliler sürekli diziye döndü. anne scofield'a bile alıştık ama sonunda ajan kellerman'ın ortaya çıkmasıyla bi siktir git çay koy aşamasına geldik.
kellerman elinde harika bir anlaşma ile hayatta kalan elemanlara dokunulmazlık verdi bu sefer oldu galiba dedik. 4 yıl sonraya atladı... yazmaya elim varmıyor amına koyim, scofield'ın mezar taşına bakıyor halde bulduk kendimizi. bu muydu şimdi? böyle bir son oldu mu şimdi? şirket'in süpersonik aletleriyle ameliyat olmuştu michael, niye öldürdünüz ibneler. ama adamı mezarında da rahat bırakmadılar 4 yıl öncesine tekrar döndürdüler adeta yaramızı deşmek için. ve michael scofield son bir hapisten adam kaçırma işini daha üstlenip bu uğurda karısını ve çocuğunu kurtarıp hakkın rahmetine kavuştu.
lost'a laf eden tırıvırı izleyiceleri vardır bu dizinin. lostun kılı olamayacak dizidir. senaryosu sanıldığı kadar güçlü değildir. scofield o kadar dahi olmaşına karşın herşeyi şansa bırakır ama herseferinde şansı yaver gider. sonra hani nedir o scofield öldü ama bakın ölmeden önce ne yaptı mantığı ? saçmalanmış bir final.
b-ar-ga-in gibi kodlamalarıyla enerji sektörünü irdeleyen
şirket adı altınada küreselleşme maskeli "şirketokrasi" yi açığa çıkaran
aslında gerçek teknolojinin stratejik amaçlarla halktan saklandığını ima eden
insanların kişilik edinmelerinde çocuklarının etkisine değinen
amerikada ortaya çıkıp dünyayı saran
ve tüm bunlara bakarak söylendiği gibi sadece eski bir elektrik tesisatçısının kurguladığına inanılmaması gereken dizi.
sanki 4 sezonu oturulup yazıldıktan sonra çekimlerine başlanmış izlenimi veren, kurgusu bu derece iyi yapılmış, gelmiş geçmiş en iyi aksiyon dizisidir.
ilk iki sezonu nefes nefese izlenen, 3 sezonda sırf sonanın ambiyansı ve mahkum profilleri hatrına "eh işte hacı" modunda idare edilen, fakat 4. sezonu oeehh kıvamına getirmiş, adamı "lan bu ne aq kimin eli kimin cebinde belli değil, sikerim böyle işi 3 kuruş fazla kazanacaz diye kasa kasa piç etmişler senaryoyu." şeklinde düşüncelere gark eden dizi. scofield ve burrows isimli biraderlerin üzerine kurulmuş senaryonun sonunda sen bu iki karakteri bir anda "kardeş değilsiniz. evlenebilirsiniz." moduna sokarsan adama ağız dolusu "hastir" çekerler. izleyiciyle alay ediyormuş gibi olursun. "lan 3 sezon boşuna izlemişim muna kodumun dizisini, her bok yalanmış" şeklinde düşündürürsün. yok aga. bu senarist milleti artık bir dizinin bokunu çıkarmadan bitirmeyi öğrenmeli. bu haliyle bizim "yılan hikayesi"nden bir farkı kalmamış bu siktiğimin dizisinin. yazık uykusuz gecelerime. daha da izlemem yabancı dizi.