3 gün kadar misafiri olduğum, çek cumhuriyetinin başkentidir. gerçi çek cumhuriyeti'nin adı çekya falan olmuş diyolar ama, bilemedim, banane zaten.
şehrin her sokağı, her kaldırımı, her yapısı efsane güzeldir, köküne kadar tarih kokar. old town bölgesi ile kısıtlı kalmayıp gördüğünüz her sokağa girmeniz gerekir. metronome' a gitmeyi sakın unutmayın, hatta akşam gidin, en güzel manzarayı buradan görebilirsiniz. gözünüze kestirdiğiniz mekana direk dalın, zaten sudan ucuz bir memleket. mecazi olarak değil, cidden sudan ucuz. yerel birisiyle takılırsanız 50cl kozel'i 18 krona içebilirken, markette 50cl su 24 krondur. gittiğiniz yerde b52 varsa içmeyi ihmal etmeyin, içmeden ülkeden çıkış izni verilmiyormuş.
yalnız benim seyahatim başladığı kadar güzel sonuçlanmamış, couchsurfing ile evinde kaldığım kızın kardeşi trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. tabi böyle bir olay yaşayıp, beni misafir olarak kabul eden bir insanı o halde görünce benim alkol ve club partilerim matem havasına büründü. kardeşi ölmüş bir kişinin benden defalarca seyahatimi mahvettiğine dair özür dilemesi de aslında çeklerin ne güzel insanlar olduğuna kanıt teşkil ediyor.
Avrupa'nın saklı cennetidir. Yaşam ucuz şehir buram buram tarih kokar. Öyle güzeldir ki Hitler bile bu şehre dokunmak istememiştir. Ölmeden önce mutlaka görülmeye değer.
başıma birşey gelmeyecekse pek beğenmediğim şehir. dans eden ev diye övdükleri evden ağaoğlu 100 tane yapmış istanbulda bildiğin yamuk bina. dünyanın en dar sokağı dediği yerden her gecekondu mahallesinde yüzlerce var adam bitişik nizam yapmamış 50 cm ara bırakmış sadece. nazımın şiirlerini yazdığı cafe herhangi bi cafeden farksız. sadece nazımın en bilindik bi fotosu var o kadar. hani şu google'a girdiğinde karşına çıkan ilk foto. alkol ucuz ama insanlar soğuk, abazan götlekler yanınzdaki kıza bakıyor. aynı buralar gibi. bir de metro ve otobüs bileti aldığınızda girişlerdeki barkod okuyuculara okutun. biz yapmadık adam başı 30 euro ceza verdik. yaz başı barcelona ya gitmiştim. oranın yanına yaklaşamaz.
Sokakları gerçekten de buram buram tarih kokan, eski, kasvetli gotik, ama kendine hayran bırakan şehir.
Viyana gibi pahalı ya da soğuk, Budapeşte gibi dağınık değildir. Prag herkesi içine alabilecek samimî şehirdir.
Eğer büyük yazar Kafka'yı seven biriyseniz, Prag şehrinin anlamı sadece bir şehir olmanın ötesine geçer. Kafka müzesi de bu şehirde bulunur fakat şehrin kendisi Kafka müzesidir. Mektupları, hikayeleri, tamamlanmamış romanlarıyla bir yazarın evidir bu şehir.
araç parketme konusunda değişik kriterleri olan şehir. beyaz çizgili ve mavi çizgili iki tip park bölgeleri vardır. mavi çizgili alanlar sadece çek plaka araçlar için tahsis edilmiştir. 10 bölgeye ayrılmış şehrin her bölgesinin kendi ayrı park kartı vardır. camına prag 1 park kartınızın yapıştırılmış olduğu aracınızı gidip de prag 3'te mavi çizgiye parkedemezsiniz, aracınızı çekerler. aracınız çek plaka değilse mavi çizgiye parkedemezsiniz, aracınızı çekerler. beyaz çizgili park alanı tüm araçlara açıktır, tabi ki parkmetreden fiş almak kaydıyla. prag 2 hususi mavi park alanı kartınızın bulunduğu aracınızı yine prag 2'de beyaz çizgili alana parketseniz bile parkmetreden fiş almak zorundasınız, bi de böyle bişey var. beyaz çizgili alandan kesinlikle plakası ister çek ister farklı olsun araç çekilmez, lastiğine kilit vururlar. 500 kron karşılığı açtırırsınız. aracınız engelli aracı değilse kesinlikle boş görüp de engelli insanlar için ayrılmış alana parketmeyiniz. civarda polis varsa, siz daha aracınızdan inmeden, hemen çıkıyorum demeden o cezayı yazmaya başlayacaktır.
film platosuna benzeyen şehir. gecesi gündüzü gerçekten mükemmel bir görüntü sergiliyor. ortasından geçen vltava nehri şehri ikiye ayırsada mükemmelbir bütünlüğü var. öte yandan bu şehirin hemen hemen her bölgesi her sokağında buruna çalan sidik kokusu daha akılda kalıcı... bir de metroyu biletsiz kullanmamak gerekiyor, ne tür bir mazeretiniz olursa olsun (daha ilk günümüz, abi biz turistiz, bişeyden haberimiz yok, burası prag mı? vs.) görevli amca 30 euronuzu çekip alıyor. bu yüzden pragdaki ilk günümü "soyulduk lan!" havasında geçirdim. ama sonraki günlerde atmosfer toparlatıyor insanı... sonuç olarak bu güzel şehir de yapılması gerekenlerden bazıları vltava kenarında bir çek birası içmek, saat kulesine çıkmak, kuledeki belli zamanda yapılan kukla şovunu izlemek(vakit ayırmasanız da olur çok matah bişey değil), meydan da konser varsa becherovka ve birayla ambiansa kapılmak gibi güzel eylemler olabilir... son not olarak tezgahlarda satılan şapka ve benzerlerini kafanıza takıp foto çektirmeye kalkmayın, satıcı amcadan bayağı vurgulu bir ses tonuyla " here is not circus!" azarını işitebilirsiniz.
Prag özellikle geceleri çok canlı kıpır kıpır olan, kızlarının müthiş derecede çekici olduğu, paralarının çok değersiz olduğu(1 tl (9 çek kronu),fast food zincirlerinin 24 saat tıklım tıklım olduğu dar sokakları, kuklaları, tarihi astronomik saat kulesi, kalesi ve tarihi köprüsüyle meşhur olan romantizmin büyüleyici şehridir ecdadın viyana muharebesi sırasında halk avrupa düşecek diye öylesine korkmuştur ki meşhur tarihi köprülerinde osmanlıya ithafen bir heykel yapmışlardır Bu heykelde din adamlarının bir osmanlı gardiyanından hristiyan esirleri kurtarışı betimlenmiştir.
inşallah temmuz ayının ortasında 2 haftalığına 8 arkadaşımla beraber eğitim için -ulusal ajans'ın bize sağlamış olduğu hibeyle- gideceğim yer. yorumları okudukça biraz heyecanlandığımı hissettim. bunun yanı sıra shengen vizesi alıp yakın ülkelere de gideceğiz.
gezdiğim en güzel, temiz, mimarisi ile mükemmel olarak adlandıbileceğiniz şehir. ikinci dünya savaşı sırasında en az darbe alan şehirlerden biridir. ülke olarak biraları mükemmeldir. türkiye'de yapacağınız tatil ücreti ile, prag'da iki katı süre ile yapabilirsiniz. size kattığı vizyon genişliği cabası.