çocukken pencereye çıkıp bütün mahalleyi sizin isminizle çınlatan annedir. eğer ki arkadaşlarınızın yanındaysanız ve es kaza mahallenin de kızları oradaysa kızarmaya yol açabilecek annedir. ama;
anılarımı canlandıran annedir. ama herşeyinde bir adabı usulü sınırı vardır elbette, şöyleki:
zonguldakta çalışıyoruz o zamanlar, bekar evimizin hemen karşısında oturan ablamızın çocuğu fırlama, eve uğramıyor, her allahın günü akşam vakti kapının önünde 30 ila 45 dakka arasında muraat muraat muraat diye ablanın cıyak sesini dinlemek mecburiyetindeyiz, günler böyle gelip geçerken bir gün mesai çıkışı eve atmışım kendimi yorgunluktan serilmişim kanepeye, içim geçmiş nasıl tatlı tatlı uyuyorum. rüya bile görüyorum o derece; rüyada memleketteyiz evin balkonunda çayımı yudumlarken, hemen aşağıda yoldan birisi bağırarak geliyor, muraat muraat muraat,,, tanıyorum hemen ablayı, bizim zonguldaktaki evin karşısındaki abla değilmi o, eyvah amına koyim burayadamı gelmiş bu, şimdi tarra yedik derken uyanıyorum, terlemişim sıkıntı basmış, meğerse ablam her akşamki bağırma mesaisine başlamış rüyama kadar işlemiş.
ana gibi anadır. ama hepsinin mi sesi cırtlak olur?
bizim de bir mehmedimiz var. Allahtan tam yaza girerken anayla oğul köye gidiyor tüm yaz gelmiyorlar.
aynı şey; hazal, önder, furkan, ali, zeynep için geçerli değil malesef.