0-6 yaş arası;
En iyi anaokulllarında 0-5 yaş gelişimi satın alınır.
6-12 yaş arası;
En iyi özel kolejlerde eğitimi satın alır. Gelişim çağındaki çocuğu "0" stressle büyütür.
12-17 yaş arası;
Yine orta öğretimdeki en iyi okulda eğitimi satın alır. Size öz güven verir ve zaten özel üniversitede öğrenim göreceğiniz için, çok rahat bir çocukluk evresi home partyler ve caddede dolaşmalar, o sıralarda 16-17 yaş tripleriyle tikky takılmaya calısırsınız.
18-23 yaş arası;
Öss de bir kaç soru çözdükten sonra, istediğiniz bölümü seçerek genellikle kıbrıs olmak üzere istemiş olduğunuz üniversite eğitimini satın alırsınız. Bu yaş aralığı daha çok kız arkadaş ve seks tecrübelerinin yeni yeni başladığı zamanlar olduğu için, ehliyet yaşınıda geçtiğinizden dolayı altınıza babanız araba çeker ve size de ayartmak istediğiniz kızı seçmek kalır. Çünkü o yaşlarda para ve araba kombinasyonu dilediğiniz şekilde kız arkadaşınızı (mesala sabahları sarıyer'de kahvaltı akşamları boğazda yemek) gezdirmenizi sağlar. Kız tarafına verilen bu rahatlıkta size bağlılığı yüksek oranda arttırır.
23-28 yaş arası;
Üniversite'de her türlü naneyi yedikten sonra, babanızın bir işi varsa onun başına geçersiniz. Bu süreç daha çok artık stresssiz büyüyen bünyenin özgüvenin doruklarında olduğu yaşlardır. Çünkü bu yaşlara kadar edinilen tecrübeler, her ortamda size bir özgüven katacağı için eğlence ve ortama yönelik eğlence sürdürülür.
28 - ölüme kadar olan süreç
Evlenilecek kızı satın alırsınız. Çünkü günümüzde zengin ailenin bir kızı isteyip alma olasılığı ile fabrikadaki bir işcinin dilediği kızı isteyip alma olasılığı arasında çok büyük bir fark vardır. Evlilik sürecinde kira derdi, elektrik su faturası derdi olmadığı içinde maddi açıdan bir problem zaten yaşanmaz. Geriye kalan "banyonun fanyasının rengini değiştirelim mi?" "bauhaus'ta yeni bahçe malzemeleri gelmiş bakalım mı hayatım?" "bu akşam dışarda yemek yiyelim mi tatlım?" soruları üzerine bir hayat kurulacağı için genellikle nasıl değişik bir şeyler yapabiliriz'e bırakır hayatın geri kalanı.
Tabi bu sırada sağlığı da satın alırsınız. Her 3 ayda bir girilen check-up lar örneğin herhangi bir kanser çeşidine bile bulaşmanız halinde bile avrupa ve amerika desteğiyle bu problemin üstesinden bile gelebilirsiniz. (ssk hastaneleri kuyrugunda bir tomografi çekmek için 15 gün bekleyen insanın kanseri yenme riskiyle sizin sağlık problemlerini atlatma riskiniz arasındaki fark ise tarif edilemezdir)
Babanızdan miras kalan şirket zaten yürüdüğü için her sabah keyifle uyanırsınız. Para, bir hayatın nasıl maksimum süper geçtiğine bir örnektir bunlar. Bu adamın oğlu olduğunda onun hayatının nasıl sürebileceğini tahmin etmek için lütfen baştan tekrar okuyun.
doğarken de yasarken de ölürken de olmamasi basiniza felaket getiren nesnedir.
diyelim ki doğum yaptiniz paraniz yoksa dogurdugunuz bebek hastane masraflarini ödeyemediği için büyük ihtimal bu diyarlarda hastanede rehin kalacaktir.
diyelim ki hastane belasini atlattiniz bu sefer parasizliktan en zirto okullarda yamuk yumuk bir eğitimle idare ettiniz.
calisirken develiklere karsi isyan ederken bir elfreniniz olacaktir parasizliktan. yikilasi hane ve evlad-ül ayal bloklamasi ile sevmediğiniz işlerde sevmediğiniz pozisyonlarda calisacaksiniz.
diyelim ki öldünüz, sen zannediyor musun ki paranin hükmü geçmez orda. styx irmagini geçmek icin kharona iki metelik vermen gerek ahbap yoksa hava alirsin.
belki de cennete paranin olmadiği bir yerdir.
fakat yasarken sunu biliyorum ki en büyük mutluluk hiç bir para değeri ile satin alinamayacak kadar iyi bir pozisyonda olmaktir.
bunun da yollari coktur.
ama kestirmeden gitmek en pahali ve yorucu yoldur.
ülkemizde calişmadan etmeden köse dönücülük herdaim olmus ve olacaktir.
calişmasini bilmediğimiz için ve kurnazliği aklin yerine monte ettiğimizden dolayi her daim satin alincabilecek varliklar olacağiz.
bana kızmayin, kimse ben satin alinamam demesin bana.
zaten bu kelami edenler ya hayatlari boyunca uygun bir teklif almamişlar yahut pek öyle ahim sahim hünerleri yoktur.
vel hasıl-ı kelam üzgünüm ki haklıyım dünya yoksul insan kötü.
dünya nın efendisi. bu dünya da geçen tek şey. diğer tarafta geçip geçmediği muammadır. gidip geri dönen yok ki öğrenelim. şaka bir yana cihat bile para içindir. yok din yayma falan bunlar palavra. fetih tamamen güç içindir. gücü ne sağlar? para. sorusu olan?
Kadınların daha çok önem verdiği bir şeydir. Ama erkekler kazanmak için daha çok çaba gösterirler. Kazandıklarını da yine kadın ekseninde harcarlar. E tabi bu durum paranın mikinde midir ? değildir zannımca.
varlığı ayrı dert, yokluğu ayrı dert... uğruna şarkılar yazılmıştır. ancak paranın yanında hiç olduğu değerler vardır: sevgi, saygı, aşk, mutluluk, sağlık... bunların hangi birisini parayla satın alabilirsiniz ki? hiçbirini elbette. en güzel örnek; rahmetli sakıp sabancı' nın engelli oğludur. o kadar zengin olmasına rağmen, oğlunun hastalığına şifa bulamamıştır. onun dışında aç kalmamak için, hayatta bazı ideallerimizi gerçekleştirebilmek için bu kağıt parçasına ihtiyacımız vardır.
para,lidyalıların bulduğu dünyanın belki de en önemli icatıdır.peki para olmasa ne olurdu? hiç düşündük mü? ben düşündüm. neredeyse hiçbir şey! herşey eski dönemlerdeki gibi olurdu.sadece tarım toprak,tencere,tahıl öğütücü vs... doğru düzgün hiçbir icat olmazdı.çünkü bu icatların çoğu sanıldığı gibi ''icat olsun'' diye değil para kazanmak için yapılmıştır.tabi mucitte, icat yapma isteği doğmuştur ama bunu körükleyen genellikle para kazanma dürtüsüdür.
para olmasaydı günümüzün teknolojisini bırakın yakalamayı, karpuzlarımız soğusun diye hala göle falan koyuyor olurduk.
ikinci bir tespit ise para olamasa dünyadaki güç dengeleri haliyle altüst olacaktı.parası olan değil, tarıma dayalı zenginlik ortaya çıkacaktı.savaşlar sadece topraklar için yapılacaktı.haliyle para olasa az önce de belirttiğimiz gibi teknoloji, akabinde öldürücü silahlar yerine ok,tüfek gibi sadece tek kişi öldürebilen silahların olacağı için silah yerine insan gücü fazla olanlar dünyaya hakim olacaktı. kuvvetle muhtemel bu devletler de ya çin ya da türkler olurdu...
bir başka mesele olan kapitalizm olmayacaktı, insanlar maaşla değil karın tokluğuna çalışacaktı, merkezi otoriteler değil büyük toprak sahipleri bu dünyaya hükmedecekti.belki ben şuan bunu yazamayıp, dışarıda toprak sürüyor olabilirdim...
parayı lidyalılar bulmasaydı büyük olasılıkla başka devletler bulurdu.çünkü para, insanların en büyük içgüdüsüdür.
parasız bir hayat belli ki olmaz,her şeyi bir kenara atıp , parayı aklımızdan çıkararak günümüze gelelim şöyle ki;
kahramanımız bakkala gider, 2 ekmek, 1 lt.cola(hem de kapitalist cocacola) ve orta boy yoğurt aldığını düşünelim.bakkal hesap makinesine benzer bir değiştokuşmatik ile hesap yapar; 1 lt.cola 5 su bardağı tahıl, 2 ekmek 1 kilo mercimek, orta boy yoğurt 6 kilo fındığa denk gelir; kahramanımız bakkala cüzdanla değil bir kamyonetle gelir(1 kamyonet kim bilir kaç ton mercimek eder) bakkalın istediklerini verir ve poşet içinde kolasını ekmeğini alır ve eve doğru yola koyulur...
ne kadar da abes değil mi? akşam yemeği için aldım 2-3 parça yiyecek-içecek için 1 kamyonet dolusu malzeme veriyorum.anlayın artık o zaman 1 ekmek nasıl değerli olurdu. o kuşlara attığımız ekmeği sanki -altın- yermişçesine yerdik.bizim için inanılmaz bir ziyafet olurdu 2 dilim ekmek.kola veya yoğurdu hiç katmıyorum...
günümüzde ise o 1 kamyoneti cebimizde, kredi kartlarında taşıyoruz. bakkal hemen hesaplıyor ve biz cebimizden kredi kartımızı çıkartım ''trink'' diye veriyoruz bu kadar..
o yüzden aldıklarımız o kadar değerli olmuyor belki de.çok değişik ve farklı ve yoğun bir icat para.ne eski çağ yunan filozofları ne sofistler ne freaudlar kimse paranın tam olarak ne olduğunu bilemez. velhasıl kelam ne parayla ne de parasız oluyor.
insanı köşeye sıkıştıran kağıt parçası. "parayla sevgi ölçülür mü?" lafına sığınıp, cebinde tutmaya can atanların taptığı, kimsenin feda edemediği en değerli varlıkları. her zaman, insana değişilen mikrop yuvası. para isteyenlere "çıkarcı" derken, çıkarcı lafıyla saldırıya geçenlerin bu yolla kurnazca korudukları bir şeydir işte. her şeyin bedavası peşinde koşarken, en büyük çıkarı sağlayanların, kuruşları cebinde kalanların göbek attıkları, insanların iç yüzünü ortaya çıkaran en büyük delildir.