vize tatili sonrası iç anadolu'daki dandik üniversiteme gitmek için şahsım tarafından harem otogarındaki bir firmadan bilet ayırtılmıştır ve olaylar gelişir.
bileti telefondan ayırttığımda şubedeki görevli otobüs hareket etmeden yarım saat önce gelip bileti alabileceğimi söylemişti. neyse, trafik falan derken ben bir hayli geç kaldım, otogara indiğimde ise bilet ayırttığım otobüs firmasının yazanesini bir türlü bulamadım. bunun üzerine hemen karşımdaki aynı şehrin başka bir firmasından biletimi alıp otobüsüme bindim. o zamanlar telefon kullanmak otobüs içinde yasak denildiği için de telefonumu bir güzel kapattım.
ben kekimi almış, kolamdan bir güzel yudumlarken otobüsün muavini "siyaset delisi diye biri var mı" şeklinde seslendi. ben de şaşkınlıkla "benim ne oldu?" derken, bana telefon geldiğini söyledi. ne telefonu amk falan diye düşünürken herif beni otobüs şöförünün yanına götürdü. hani eskiden otobüslerde bulunan telefonlardan var ya böyle kablolu falan, herif bildiğin onu bana uzattı. arayan kişi ise babam... sanırım bir 5 dakika falan aralıksız küfür yedim amk.
olayın aslı ise şöyle ; ben bilet ayırttığım firmadan bileti almayınca herifler verdiğim ev telefonundan bana ulaşmaya çalışıyorlar. otobüs hareket etmek üzere ama yolcu gelmedi diyorlar. telefonum kapalı olduğu için deliye dönen babam ise başıma birşey geldiğini düşünüyor. sonrasında ise şehre giden diğer tüm otobüs firmalarını tek tek arayıp benim adıma bir bilet alunıp alınmadığını soruyor. nihayet de buluyor ancak hızını alamadığı için telefon numarasını da bulup bana otobüste ağzına geleni sayıyor.
şoförün durakta gördüğü zenciyi fransızca konuşarak otobüse alması, yol boyunca sohbet edip metro durağına bırakıp gideceği yeri de tarif edip yolcu etmesi, galiba kıskandım arkadaşı şoförümden.
mekan zeytinburnu mecidiyeköy otobüsü.
yaşlı, takım elbiseli bir amca oturdu yanıma. elinde bir kağıda şiir yazmış onu ezberlemeye çalışıyor.
ay ne tatlı diye düşünmeme kalmadan başladı burnunu karıştırmaya. ama ne karıştırma?
otobüste turistler vardı ağızları açık izlediler.
muhtemelen biriyle buluşmaya gitti. şiir okurken burnu temiz olsun diye bizi harcadı allahsız.
aynı günün eve dönüş kısmında, önümdeki koltukta oturan amca birden kafasına vurmaya başladı. ulan sara krizi mi geçiriyor, noluyor demeye kalmadı ben hangi hastaneye gidecektim unuttum dedi. otobüs güzergahında bulunan hastane isimlerini söyledik de kafasına vurmayı bıraktı.
çok yorgun bir gününüzde bindiğiniz otobüste ayakta kalmışsanız ve bir noktadan sonra bacaklarınızın üzerinde duramayacağınızı anlayıp, önünüzdeki demire tutunarak yere çömeldiğinizde, otobüsteki diğer yolcuların sizi kollarınızdan tutarak kaldırması ve koltuklardan birine oturtması, kişi üzerinde dumurdan dumura çalkantılara neden olur.. "iyi misin..?" sorusuyla anlarsın ki; başın dönüyor sanmışlar.. çaktırmazsın. (bkz: swh)
otobüsten inen kızın yanlışlıkla uzun eteğine basmıştım, kumaşı cart diye yırtıldı, değişik şekilde bana baktı.bende yüzüne bakmadan oradan uzaklaştım.
suç kızdaydı ama, bir türlü inemedi ağır ağır inilirmi öyle 2 dakika geçmişti.
Son Şehirlerarası otobüs yolculugumda (gece) tek başıma oturmak nasip oldu.
Dandik tvleri bir türlü çalışmadığı için muavinden kapatmasini rica ettim. Çünkü kendim bi türlü basaramadim. O da kah var gücüyle düğmesine basarak, kah benden istediği tel Toka ile ugrsmasina rağmen basaramadi.
Karman çorman ekran gozumu alıp midemi bulandirdigindan bin türlü ugrastan sonra ön koltuğa montumu asmak suretiyle tv den kurtuldum.
Kitabimi okumaya başladım. Bi zaman sonra otobüsün ışıkları söndü. Ve ben de tv üzerindeki montumu alıp onun ışığında yarı kör halde okumaya devam ettim.
Bikaç dakika sonra allahın sahibine bagislamasini diledigim, kahretsin ki dünya ahiret kardeşim olması gereken delikanlı seslenip " hanımefendi tavandaki ışığı yakıp kitabinizi öyle okuyabilirsiniz " demez mi!
Hayır ben de biliyorum yani tavanda lamba var , ama otobüse binmeyeli ne kadar olduysa artık.
Çok utandım sözlük çok.
Artık ondan sonra da saldım tabi. Uyuyakalip başımı koridor tarafina mi düşürmedim, molada sonradan aklıma gelip tuvalete giderekten muavine kendimi Tuvaletlerden mi toplatmadim. .. ooof of.
Otobüse binen herkesin ezberlenmiş bir rolünün olduğunu düşünmeye başladım artık.yaşlılar sürekli siyaset konuşup yeni neslin nereye gittiğine dem vurmalı daha 18'ini görmemiş gençler bağırarak sohbet etmeli eğer oturacak yer bulduysa dizilerdeki entrikaları feyz alıp yerini kaptırmamalı ve otobüsteki güzel ve egolu kız kimseye bakmamalı ama herkesin ona baktığını düşünmeli.ben ise sessizce bir köşeden bu tiyatroyu izlemeliyim.
sabah işe gidecektim ve en sevdiğim körüklü sarı iett lerden geldi, çok mutlu oldum ve bindim. bilen bilir en arka 3 kişilik yerden tüm otobüs izlenir, köşede boştu hemen oturdum.
dışarıyı seyrediyordum birkaç durak sonra binmiş olmalılar sanırım bir çift binmiş. körüğün bulunduğu yerde yani tam otobüsün ortasında sarmaş dolaşlar, kız koala gibi yapışmış çocuğa.. dışarıya bakarken arada gözüm kayıyor baya yakınlaşıyorlardı. en son gördüğümde çocuk kızın boynundan öpüyordu ki bir koltuk boşaldı. kız tacizcisinden kaçar gibi kurtuldu ve cüneyt arkın gibi uçarak boş koltuğu kaptı.
birkaç dakika önce bu samimiyetle bir ömür ayrılmazlar dediğim çifti boş otobüs koltuğu ayırmıştı.
şehirlerarası yolculuklar herkes gibi beni de kimi zaman sevindirir , kimi zaman üzer. bu seferki çok üzdü. çok sevdiğin istanbul'dan , öpmeye doyamadığın kardeşinden ayrılıp yobaz , yalnızlığın dibine vurduğun bir şehre gidiyorsun.
neyse her zamanki gibi kamil koç'dan bileti aldım ve kartal'dan servise bindim. otobüs 09:45'de kalkacaktı ama bizim otogarda olmamız 10:00'u buldu. neyse ki otobüs daha gelmemişti , aradan 20 dakika geçti ve otobüs geldi. bavulları yükledik yerimizi aldık. şöyle şoför ve muavini süzdüm. şoför , hayattan bezmiş , bitse de gitsek havasında. muavin ise 35 yaşlarında , erkek yolcuların isteklerine somurtarak cevap verirken , üniversiteli kızların sorularına pis pis sırıtarak , içlerine düşerek cevap veriyor. ilk dakikadan belliydi bunun bir mallık yapacağı. sonra önüme çocuklu bir aile oturdu , anladım ki 3 saatlik yolculuğum bol ağlamalı çocuk sesiyle geçecek. ama keşke sadece çocuk sesi olsaydı. otobüs yavaş yavaş kalkmaya hazırlanırken yanıma yaşlı bir amca oturdu , zırt pırt telefonu çalıyor ve oldukça sesli şekilde konuşuyordu. içimden , ''dengesiz senin seçeceğin koltuğun amk!'' diye kendime sövüyorum. neyse sonunda otobüsümüz hareket etti , 10 dakika geçmeden amk veledi ağlamaya başladı , yanımdaki dayı zaten susmuyor , konuştuğu kişiye anlık yer bildirimi yapıyor , arkamdaki herif ise sürekli esneyip o iğrenç nefesinin kokusuyla burnumun direklerini kırıyor.
3 saat bu ve buna benzer olaylarla geçti ve şehre geldik. tam ''ulan ohhh be kurtuldum!!!'' derken bir baktım benim bavul yok. bu amına kodumun abaza muavini benim bavulu bilecik'te yanlışlıkla başkasına vermiş. amk bu bavulların üstüne koltuk numaraları falan yazılmıyor mu? insan bir bakar da öyle verir. muavine biraz geçirdikten sonra otogardaki kamil koç merkezine gittim , oradaki herife durumu anlattım bir yeri aradı. ''bavulunuz şuan bilecik'te , akşam 5 gibi burada olur gelip alırsınız.'' dedi. ben de 5'e kadar beklemeyeyim diye yurda gittim. neyse saat 5 oldu gittim baktım bavul hala yok. sonra oradaki görevli adamla da biraz tartıştık , yine aradı. bu seferde ''akşam 10 gibi burada olur , ama gelmeme ihtimali de var.'' dedi. şimdi gel de çıldırma amk. neyse herife numaramı verdim yeniden yurda geçtim. akşam saat 22:30 gibi aradı , gittim baktım bavul gelmiş ama bavulun ırzına geçmişler resmen. fermuarları kopmuş , tekerler falan yan dönmüş. daha sonra uğraşmamak için çok üstüne düşmedim. zaten yeterince sinirli ve yorgundum. bavulumu alan kadın ve muavine söve söve yeniden yurda geldim.
yıllar yıllar önce üniversite sınavı sonrası arkadaşlarla beraber yapılacak tatile gitmek için toplu binilen otobüste, sağ ön çaprazdaki arkadaşın önündeki tabletten russian institute açması. bunu yaparken kesinlikle rahat olması. hemen arkamızdaki muavinin servisi bırakıp destansı filmi izleyerek arkadaşa eşlik etmesi.
o günden sonra otobüs yolculuklarımı sabaha ayarlayıp müge anlı izlemeye başladım. yavaş yavaş aklımdan çıkacak bu sayede.
1. otobüs virajı alırken muavvinin koltuğunun yanındaki merdiven boşluğuna düşmesi.
2. çocuk sırf susmuyor diye bir teyzemin onu koridorda yere koyup sallaması.
3. her yolculukta orta yaş üstü bir amcanın kulaklıkta son ses müzik açıp dinlemesi ve rahatsızlık vermesi.
4. koridorda oturuyorsan ve güneş gelirse, yanındakine perdeyi kapat desem mi demesem mi sorunsalı.
5. özellikle gece yolculuklarında acaba şoför uyur mu diye düşünüp uykunun kaçması.
6. yedek şoförün yattığı yerin her zaman merak edilmesi.
minibus normal yolunda giderken bir kızın bağırarak "müsait bir yerde inebilir miyim. yaa kaçırdım tüh" diye bağırması. aşırı heyecanlanarak çantasını falan savurarak aşağı inmesi. henüz 200 metre gitmemişken yerde bir cüzdan görmem. en arkada oturduğum için yan tarafta oturan bir çocuğa "kızın cüzdanı düşmüş alıp şöföre versene" demem. çocuğun cüzdanı görür görmez "duruuun" diye bağırması. şoföre bir kahraman edası ile dönerek "kapıyı aç kaptan" demesi. cüzdanı kaptığı gibi aşağı inmesi. minibüsün geldiği yöne doğru son sürat koşmaya başlaması. en arkada oturan ben ve bir arkadaşımın minibüs ahalisine olayı canlı canlı anlatmamız.
rt:ben
a: arkadaş
rt: olm bu cüzdanı alıp kaçmasın şimdi?
a: yok lan kızın peşinden gidiyo. ona verecek cüzdanı.
rt: aha kıza bağırıyo.
a: duydu kız. döndü geliyo o da bak.
rt: hee gördüm.
a: bak verdi cüzdanı.
rt: aha muhabbet ediyorlar. hadi abi işimiz var.
a: harbiden çocuk iyice muhabbeti koydu
rt: lan yoksa bir aşk mı başlıyo.
bizi dinlediklerinden haberimiz olmayan minibüs ahalisinin yarılarak gülmeye başlaması. çocuğun aynı deparla gelip minibüse atlaması. minibüsün alkışlarla sarsılması. şoförün " aslansın be. sizin gibi gençler oldukça..." temalı bir konuşma yapması.