ben bu geçtiğimiz yaz bir rahatsızlık dolayısıyla saçlarımın tamamını kaybetmiştim. baya bildiğin kel oldum. yazın evden dışarı çıkmadım baya bir moralim bozuldu. yani bir kız saçlarının değerini kaybetmeden anlayamazmış onu fark ettim. neyse velhasıl kelam saçlarım uzamaya başladı, 3 numara oldu, 5 numara oldu ben bigün istanbuldan şehir dışına gidicem, artık kendimle biraz daha olsa barışığım, herkes saçlarımın yakıştığını söylüyo, nispeten makul bir uzunluğa geldiler, kalktım gittim otogara.
esenler otogarda geçti bu olay. biletimi aldım, gittim oturdum koltuğuma, koridor kenarına. yaşlı bi teyze geldi biletine bakıyo, koltuğa bakıyo, bana bakıyo. azıcık geri gitti, önlerdeki koltuklardan birinde kadının birine sordu "şu 11 numarada oturan erkek mi?" diye. başımdan aşağı kaynar sular döküldü. derin bir nefes aldım, sakin ol dedim kendi kendime "teyze 12 numara burası sizin koltuğunuz mu?" dedim. teyze başladı bağırmaya, bütün otobüse rezil etti beni or*spu bunak "bana erkek yanı mı vermişler? ben erkek yanında oturmam! baksana muavin bana erkek yanı vermişler. erkek misin kız mısın sen?" dedim şuna bir yumruk atsam acaba başıma ne gelir. neyse tuttum kendimi dik dik baktım kadına. hayır sanki erkek olsam yicem seni, pörsümüş koca karı. dar da giyinmiştim o gün baya kız gibi duruyorum yani allahı var fiziğim de yanıltacak türden değil. teyze memelerimi görmüyor musun? diyecektim iyice rezil olmayayım dedim. neyse teyze oturdu ama bitmedi tabii. kucağımda sırt çantam var durup durup teyze eliyle bacağımı ittiriyo. "bacağımdan ameliyat oldum aman dokunma, çantanı yukarı koy, hatta bagaja ver, durmasın burada, bacağım acıyo değerse kızarım bak" diyip duruyo. ya sabır dedim "teyze merak etme sahip çıkıyorum ben" dedim. yol boyunca susmadı kadın. arkada adamın biri uyumuş hafif bir horlama sesi geliyor, teyze başlıyor "cık cık cık" adam 1 dakika horladı horlamadı. neyse adam sustu arkada bir bebek başladı sızlanmaya, teyze hemen sanki fırsat kolluyor başladı "cık cık cık cık cık" bebek de sustu teyzeye malzeme kalmadı. yolun bitmesine 1 saat kala biraz içim geçmiş kafam omzuma düşmüş, ama hiç bir yere değmiyorum, teyzenin sınırları içinde bile değilim. otobüste çok usturuplu uyurum biliyorum senelerce gittim geldim neler neler, neyse teyze beni uyandırdı, "kızım kalk üstüme düşücen valla hiç çekemem şimdi" demez mi? "teyze sen zahmet etme ya 2 saat yol gidicez şurada sıçtın içine, otobüse bindiğinden beri susmadın, bela mısın nesin?" dedim kalktım yerimden, muavinin yanına gittim, "abi ben şu bi saat buraya bi yere otursam, ya da boş koltuk varsa oraya geçsem" dedim, adam acıdı muavin koltuğunu açtı oturdum, kendisi merdivenlere oturdu. hayatımın en berbat yolculuğuydu lan. teyze hasta olmasa çok ciddi bi yumruk sallamayı düşündüm ama neyse.
bu da son olay. bu sefer olayın baş kahramanı benim... akşam iş çıkışı arabam bakımda ve otobüsle en az iki saatlik yol gideceğim. bu yol böyle çekilmez deyip, kulaklıklarımı kulağıma takıp, kitabımı açıyorum. bir yandan yalnızlığın çaresini bulmuşlar bir yandan katil maktülünü önce bir kurşunla şah damarından öldürüp, daha sonra da kırık bir viski şişesi ile 14 defa boğazını kesmiş.
sonra iki adet dünyaya ne amaçla geldiklerini anlayamadığım ve demo ürünü olduklarına karar verdiğim iki kadın biniyor. tam arkamdaki koltuğa oturuyorlar. müthiş ses tonlarıyla hararetli bir şekilde konuşmaya başlıyorlar...
+ ama şekerim Can'da az değilki nazcığımın ömrünü çürüttü valla
-ya sorma naz iyi dayandı bu güne kadar.
yalnızlığın çaresini arayan zararlı kimse çıksın ortaya sekiz yerinden kırk kere bıçaklıyım. bulamasın yalnızlığın çaresini. zira hiç tanımadığım nazla canın ilşkisini beni hiç ilgilendirmiyor diyorum içimden.
+sonra bende naza dedim ki güzelim yalnız değilsin istediğin kadar kalabilirsin bende
-ayy iyi etmişsin canım yaa. ee can ne tepki bu duruma
+ ay şekerim sorma gecenin bi körü zil zurna dayandı kapıya...
allahım istediğim tek şey şu lanet olası otobüste, lanet olası müziğimi dinlerken, lanet olası kitabımı okumaktı. çilesi bitmeyecek yolculuğun çilesi bu iki kadını da nerden çıkardın başıma???
+öyle işte şekerim. nazada çok kızdım ama. madem dönecektin neden ayrıldın değil mi ama?
-öyle deme ama yaaa seviyor ne yapsın...
tamam buraya kadar... artık bu olaya bir son vermek gerek deyip kulaklıklarımı kulağımdan çıkartıyor, kitabımı kapatıyor ve arkama dönüyorum.
ben: aaaa ama olmaz ki böyle şimdi. o naza deyin ki... otobüste, 100 desibel sesimizle, senle canı çekiştiriyoduk ki, müziğini dinlemek ve kitabını okuyabilmek için sadece biraz otobüs sessizliğine ihtiyacı olan kız dediki; naz yanlış yolda o candan bi köy olmaz. derhal ayrılsın naz bu çocuktan. vatanda kurtulsun otobüstekilerde dedi deyin.
önce bir kaç kıkırdama duyuyorum. sonra derin bir sessizlik. vee... ister inan ister inanma, yalnız dedektif gurney katilin son cümlelerini tekrar gözden geçiriyor. ''boyanmış bir gül kadar kırmızı şarap için.''
kalabalık bir arkadaş grubuyla güneye yapılan otobüs seyahati vakit geceyarısı. otobüste herkes uyumaktadır. ama arka koltuklardan elektronik bir ses gelmektedir. böyle "dirülülup" gibi bir ses. buradan sonrası bana anlatılıyor, netekim uyku dolayısıyla hiçbir şey hatırlamıyorum.
- tetris oynayan kimse, kapatsın. (arkadaşlar kopar)
on dakika sonra: (sesler hala devam etmekte)
- o ses bir daha gelmeyecek.!
bütün otobüs kopar. ses fren hidrolik sisteminden kaynaklanmaktadır.
otobüsteki orta yaşlı bir adamın eline hapşurması ile eline balgam bulaşması. "e ne var bunda, insanlık hali" diyebilirsiniz, fakat adamın hemen ardından hüp diye çıkarttığı balgamı içine çekip yutması.
Özellikle Bağcılar, Esenler gibi eğitim kalistesi düşük ve niteliksiz insanların bol olduğu yerlerde bir bayana (yaşlı olması şart değil) yer verirsedniz kesinlikle teşekkür beklemeyin. Sanki kendilerinin kanuni bir hakkıymış gibi saol bile demeden kalktığınız yere otururlar, suratınıza bile bakmazlar. Her seferinde "şu tiplere bir daha yer vermeyeyim" deyip toplum baskısı nedeniyle yer vermek zorunda kaldığım tiplerden birisi bu gün yanında 10 yaşında bir çocuğu ile otobüse bindi. Yanımdaki adamla tesadüfen aynı anda yer vermek için kalktık. Kadın bir teşekkür bile etmeden hemen adamın yerine oturduğu gibi,10 yaşındaki çocuğunu da benim kalktığım yere oturttu. Dakikalarca bekledim, çocuğa "evladım sen kalk ta abin otursun demesini." Toplumumuzdaki karacehaletin ve saygısıslığın trajikomik bir örneği...
a şehrinden istanbul'a gidilmektedir. ama önümde oturan marul kafalı oğlan, koltuğunu öyle bir yapar ki, hani otobüs ani bir fren yapsa koltuktaki tutunma yerleri ağzıma gircek. önce yanımdaki adam'a söyledim bak bak ne kadar terbiyesiz diye, düzeltmedi. sonra muavine söyledim, düzeltmedi. en son o kadar sinirlendim ki, koltuğu tekmelemeye başladım. ardından düzeldi tabi. hayatımın en berbat yolculuğuydu.
yüzü çok güzel olan kızla inene kadar kesişirsiniz, o kadar kafaya takarsiniz ki indiği durakta inip bi bahane bulup konuşayım dersiniz. inmek için yerinden kalktığında roberto carlos bacaklarını görünce usulca kafanızı indirirsiniz.
otobüse bindikten sonra cüzdanda kağıt 50 TL den başka bir şey olmadığını görmek ve muavinin parayı bozamaması. Ardından duyulan 3 günlük vicdan azabı.
(bkz: paramızla rezil oluyoruz)
otobüste yaşanan ve dumur eden olaylardır. (allah'ım, bu ne süper tanım!)
olaya gelince...
ben otobüslerde, buz pistlerinde, uçaklarda zor ayakta duran bir insanım. şöför de ani fren konusunda iddialı bir bey amcamız olunca ne olur? dengem şaşar, yanımdakinin üstüne domino taşı gibi devrilirim. bu ani devrilme sonucu, yanımda bulunan ev arkadaşım, diğer ev arkadaşımızın üstüne devrilir. o da diğer ev arkadaşımızın üstüne... (evet, dört ev arkadaşı otobüste yan yana hesabı.)
peki, yanında üstüne devrilecek başka bir ev arkadaşı olmayan son ev arkadaşı ne olur? devrilmemek için tutunacak bir dal arar. o hışımla yan koltukta oturan kel amcanın kafasına yapışıverir.
adam şaşkın, bizimki şaşkın...
o anı yaşamak için üniversiteye geri dönerdim. o kadar diyeyim!
(bkz: gülme krizi)
önünde durduğum yaşlı amcanın dürttükten sonra bir anda "kanser olacaksın" demesi. anlık bir korku, amcanın devamını "bu teknoloji hepinizi kanser edecek. kaç saat elinde duruyo o telefon?" diyerek getirmesi. filmlerde öleceksiniz diye ortalarda gezen medyum kadınlara gidiyor tabi insanın aklı.
otobüste değilde, molada tuvalettiyiz. yanda ki kabinde muavin osurunca ben birden kahkaha attım.
yol boyunca su istemedim adamdan utancımdan.. ben ne utanıcam lan o utansın!
genelde rastladığım bakışma olayıdır otobüsün anlamıda budur zaten. biriyle bakışırsın bu tabiki kız daha sonra o inerken çat diye arkadaki kıza aniden dönmen yok mudur? ah sen ah. o kızda bir saattir ona bakıyorsun şerefsiz işin düşünce mi geliyorsun bakışı atar ya sana. gene içinde eve dönmenin huzuru.
otobüsle beraber tramvay, dolmuş ve minibüslerde de yaşanabilen dumur olaylardır. şöyle ki; samsundaki tramvayın bütün durakları tramvayın sağ kapılarından inilip binilecek şekilde ayarlanmıştır. bir durak hariç. o bir durakta sol kapılardan inilebilmektedir. sıcak ve bunaltıcı bir gün klasik bir tramvay yolculuğundayım. her zamanki poziyonumu almış ve yaşlı teyze veya amcalar gelince kalkmak zorunda kalmamak için en arka tarafta sağ kapıya yaslanmış yarım saatlik bayıcı yolculuğun bitmesini bekliyorum. bu arada tıklım tıkış tramvayda her kapı açıldığında kapıdan geri çekilmekte ve kapanınca tekrar yaslanmaktayım. hemen solumdaki kapıya da orta yaşlı bir abimiz yaslanmış kapı 8-10 duraktır açılmayacağı için içi geçmiş bir şekilde hareketsiz bekliyor yaklaşık yirmi dakikadır. ve en sonunda bahsettiğim kapıların soldan açıldığı durağa gelinir. tramvayın durmasıyla sol kapılar açılır ve içi geçmiş abimiz bir çam ağacı edasıyla sol taraftaki durağa devrilir. adamın devrilmesiyle duraktaki çaktırmadan gülmeye çalışanlarla birlikte beni de bir kıkırdama tutar. talihsiz abi de yardım etmeye fırsat vermeden düştüğü gibi yerden kalkarak yoluna koyulur. evet düşündüğünüz gibi abimiz zaten o durakta inecektir.*
şehirlerarası ya da şehir içi halk otobüslerinde milletimizin başına gelen, kişiyi sinir eden olaylardır.
bir tanesi de bugün başıma geldi. Bursa'nın bir ucundan başka bir ucuna gidecektim ve bindim halk otobüsüne. ulan biliyordum bunun geçtiği yolları, dar mahalle aralarını ama bir umut bugün daha güzel gelir bana bu yolculuk diye düşündüm. neyse gidiyoruz, bursa iyice coşmuş, her yerde yol çalışması almış başını gidiyor, kızcağızın teki bastı düğmeye, inecek. şoför durmuyor. arkadan da kız bağırıyor "inecek vaaar" diye ama ses 20 desibelin altında. şoförde duymuyor. en son bağırdım, "şoför inecek var, dur bi' zahmet", diye. adam durdu. başladı bana bağırmaya. "o zaman düğmeye basıverin çok mu zor". hah ben tedarikli bağırırım millete, kızın düğmeye bastığından emin olmadan dayılanır mıyım şoföre? iki saattir "duracak" kırmızı kırmızı yanıyor. "basıldı tabi, ne zamandr basılı hem de, yandı duracak yazısı" dedim. şofördeki cevaba hayran kaldım, "ben görmedim". seni bravo be koçum o zaman!!
kız indi, biz hala uuzzzuuuuun yolda ilerliyoruz(zor ilerliyoruz). arada dikiz aynasına bakıyorum, adam bana pis pis bakıyor, ne zaman aynaya baksam bakıyor! tek olsam direk dalar bana. buraya kadar her şey normal. neden? çünkü Bursa'nın bu kısmına daha önce geldiydim, ama bugün gideceğim yer daha değişik bir yer. ee nasıl bulacağım? şoföre sormam, hayatta koz vermem ben ona. bastım düğmeye, indim(şoför olaydan sonra düğmeye basmayı beklemeden indirmeye başladı milleti). benimle bi' amca indi. dedim buna sorayım. adam "yanlış indin, şimdi bin bu otobüse bir durak kadar sora in, ya da bu sorduğun yerin tam içerisinden geçiyor otobüs, şoföre söylersin o bırakacağı yeri bilir" dedi. haydaaa şoför mü? ı-ıh, olmaz sormam. bindik yine otobüse, şoför bana garip garip bakıyor tabi. ben de yanlış inmişim, bıdıdı dan geçecek misiniz, dedim. adam bilmiş bilmiş "e kimse bir şey sormadı, sorulsaydı söylerdim. yanlış inmişsin. sorsaydın iyiydi" diyor. lan sanki evlenme teklif ettik, şuradan geçecek misin diyorum be!!
bir durak sonra inme zamanım geldi, ama emin olamıyorum, lan ilmaren azıcık yüzsüz ol, sanki adamı he rgün görüyorsun dedim, beni tam yerinde ,indirmesini rica ettim, geri dönüş istikametini, saatini her bir şeyi sordum. inerken de kanka modunda iyi günler dileştik. the son sözlük.