genelde sabah işe gidiş ve akşam işten dönüş saatlerinde daha çok nefret edilir. burun bilimum ayak ve tanımlanamayacak nice iğrenc kokuların tecavüzüne uğrar.
gecenin 4 ünde verilen molada hava güzelken dingilin birinin doritos paketini alıp çatır çatur otobüsün içinde yemesidir. hem kokusu hem de çıtırtısı yüzünden benden baya bir hayır dua almıştır gece gece arkadaş.
belediye otobüsünde yaşlılara yer vermenin zorunlu olması *, otobüste tırnak kesen tiplerin olması, kulaklığını takıp sesi son ses açanlar sayesinde şarkıyı tüm otobüsün dinlemesi, her otobüste siz mesaj yazarken mesajınızı okumaya hazır ve nazır insanlar bulunması vs vs.
yaşlı, ihtiyar ve hasta teyzelere, amcalara yer vermeyecek kadar namussuz, ahlaksız, hayasız, pislik, aile terbiyesi almamış cahil cühela yeteneksiz serserilerin utanmaz şerefsizlerin otobüste bulunması.
edit: imla
edit 2: her yaşlıya yer veririm. vatandaşlık vazifesidir.
hiç tanımadığın insanla karşı karşıya oturuyosun, yüzüne bakmamak için kitap okursun, telefonla oynarsın ama bakarsınki sen bu kadar dikkatliyken karşındaki adam yada kadın farketmez öküz gibi bakıyor. Neden karşılıklı oturma düzeni yapılmış, insanlar birbiriyle kaynaşsın diyemi? yoksa bir gün (ki bu ben olabilirim) birini öldürsün diye .
saymakla bitmeyecek sebeplerdir. bir göz atalım:
- otobüs şoförünün her gün rekor demesi yapıp bu gün en çok kaş kişi sığdırabilirim çabası,
- tanımadığın insanlarla her sabah gerçek manada bütünleşmek,
- şoförlerin yolcuları insan değil yürüyen para zannetmeleri ve bu mantıkla istiflemeleri,
- ter kokan yada daha kötü kokan insanlar,
- bağırarak telefonla konuşan teyzenin özel hayatına zorunlu kulak misafiri olmak.....
yorucu bir gün geçmiştir ve bitkin bir halde otobüse binip eve dönmek istersin artık. hemen varıp tüm yorgunluğu tembellikle telafi edesin vardır. durakta başlar esnemeler, ölü bakışlı gerilmeler . neyse biraz bekledikten sonra yaklaşır bineceğin otobüs ama otobüs eli öpülecek yaşta olup boku yedin dercesine yanaşır durağa. durakta olan herkes koşturur ön kapıya doğru ve ezilmemek için kenara çekilirsin. neyse artık binme sırası gelmiştir sana amma öylesine dolup taşmış otobüste yer yoktur. başka çare de yoktur der ve zorla binersin. artık derdini yorgunluğunu unutup nefes almak için mücadele verirsin. ağzı burnu leş tiplerin soluduğu havadan kalan oksijenleri çekersin içine tüm zavallılığınla. itilip kakılırsın, sarsılıp savrulursun da ses edemezsin acınası haline. otobüsün sesi, insanların sohbeti kulaklarında feryat eder. ne yol biter artık ne de gürültü ensende hissettiğin dayanılmaz nefes eşliğinde.
çorlu gibi ufacık bi ilçede belediye otobülerinin para almaması ve kartınızda para bitince g*t gibi kalmanız sizi başlıca soğutmaya başlar. ardından istanbula ışınlanırsınız ve kendiniz metrobüste bulursunuz. bu iki sebep otobüsten soğutmaya hatta dondurmaya yeter.