Hristiyanları askere almamasının sebebi savaşlarda telef olmamalarını istememeleri değil, şeriat hukukuna göre davranmasıdır.
osmanlı; bulgaristan, yunanistan, sırbistan, hırvatistan, macaristan, romanya gibi ülkelerin müslüman olmasını istemiştir, fakat:
1) batılılar gibi zorla dayatma yapmamıştır. islam hukukunun gerektirdiği gibi kimsenin dinine karışmamıştır.
2) sözkonusu ülkelerin müslüman olmamasının sebebi, islam'ın osmanlı tarafından sahabiler kadar iyi temsil edilmemesidir.
aslı batılıların dediği gibi otmanlı imparatorluğudur.kurucusu osman değil,otman(ataman) dır.osman adı sonraki yüzyıllarda telaffuz edilmiştir!(dermiş ilber hoca!)
latin'in katoliğine italyan, ortodoksuna yunan, müslümanına türk denir diye bir tabir var. bu ülkelerin(coğrafyaların) ortak tarihine bakıldığında helenistik kökenden uyarlanmış birer yansıma oldukları ortaya çıkar ve dinlerin etkisi, yorum farkı ve komşu kültürlerin hinterlandına girmesi ile bugünkü şekle büründükleri gerçeği de ele alındığında birinci cümledeki sözün gücü anlaşılır.
osmanoğlu, tarih içinde sıradan bir yurtlukta atlı-göçebe bir halden pax-ottoman denen barış haline kendi bilgeliğiyle ulaşmadı. mikenlerden, iyonlardan, giritlilerden, slevkos ve sair helenlerden romalılara geçen; oradan da bizansa (ki aslen doğu roma imparatorluğudur) aktarılan yönetsel, kültürel örgütleme ve ideolojik sistemi kopyalayarak, özümseyerek ve yorumlayarak tarih sahnesine çıkmıştı. osmanoğlu asla ve kat'a şövenist türklerin iddia ettiği gibi bir türk imparatorluğu değil; din olarak güncellenmiş (islam) bir nova-roma davasıydı. bizans'ı okurken "eh işte köhneleşmiş, kokuşmuştu, üç türkle esir alınacak mallıkta bir devletti" bakış açısıyla yaklaştığımız için yeniden tarihin acı tokadını yemeye mahkumuz.
Sanıldığının aksine, padişahın ülkenin tek hakimi olmadığı imparatorluktur.
osmanlı devletinde, ülke hanedanın malı olarak görülmekte, padişahın ilahî bir yetkiye dayanarak hükmettiğine inanılmaktaydı. fakat imparatorluğa baktığımızda, bunun sultanın kendi kişiliğinden değil, hanedanın sembolik gücünden kaynaklandığı görülmektedir. sultanlar, kişisel olarak savunmasızlardı ve nitekim osmanlı tarihinde ayaklanma sonucu tahttan indirilen padişahlara rastlamaktayız. fakat padişahı tahttan indiren (yeniçeriler ve ulema sınıfı gibi) zümreler ve kitleler, yeni bir siyasal sistem kurmaya çalışmamış veya yeni bir hanedan meydana getirmemiş, bilakis var olan hanedanı korumaya özen göstermişlerdir.
sultanın, şahsi olarak korumasız olması ve tahttan indirilebilmesi, osmanlı toplumunu sultana karşı koruyan görünmez bir kalkanı anlatacak bir kavramı akla getirmektedir. şerif mardin, bu kavramı zımnî(görünmez) sözleşme olarak adlandırmaktadır. buna göre, sultan, iktidarını koruyabilmek için tebaasıyla kendisi arasında olan zımnî sözleşmeye uymak zorundaydı.
zımnî sözleşme fikrinin temelinde aynı zamanda islâmi bir anlayış da yatmaktadır. mardine göre bu görüşün temelini bütün toplumu iyiliği emir ve kötülüğü menetmekle görevlendirilen bir kuran ayetinden alınmış tasavvur oluştur(maktadır.)(1)
halil inalcık, zımnî sözleşmeden şöyle bahsetmektedir:
osmanlı pâdişahı mutlak iktidar sahibidir, doğrudur. fakat tarihî bir gerçektir ki, pâdişahın iktidarını, islâmî şerîat, ataların koyduğu kanûnnâmeler ve geleneksel adâlet prensibi sınırlandırmıştır. xvii. yüzyılda iki pâdişahın katli, asker ve esnaf isyanları bu esaslar ileri sürülerek meşrulaştırılmış, ayaklanmalarda şerîatın temsilcisi ulemâ, hareketi meşrûlaştırmaları için daima fetvalarıyla önde görülmüştür. lâyiha sunan bürokratlar daim kanûn-i kadîm ve adâlet prensipleri üzerinde durmuşlardır.(2)
osmanlı toplumuyla padişah arasındaki bu zımnî sözleşme, aynı zamanda "adalet dairesi", "eşitlik çemberi" veya "hakkaniyet çemberi" de denilen bir kavrama da dayanmaktadır. ayrıntılı bilgi için dipnottaki kaynaklara bakabilirsiniz.
1 şerif mardin, osmanlı bakış açısından hürriyet, şerif mardin, makaleler 4: türk modernleşmesi, istanbul, iletişim, 1997, sf. 111
2 halil inalcık, seçme eserleri, devlet-i aliyye: osmanlı imparatorluğu üzerine araştırmalar - ii, sf. 45
"osmanlının menşei belli değildir"
"kayı boyundan gelme meselesi 2. murad zamanında uydurulmuş bi yalandır"
"osman gazi sikke bastırmamıştır bir antikacının ortaya attığı efsanedir bu da nümizmat bir arkadaş tarafından kanıtlanmıştır."
demiş sayın "halil inalcık" yorum yapmıyorum zira kendisinden daha iyi bildiğimi söyleyecek kadar delirmedim ama delirenler varsa buyursunlar uzman tarihçi kimlikleriyle birlikte iddialarını sunsunlar
1453-1699 yılları
arasında süper güç konumunda
olan Osmanlı 1699 yılında
imzalanan Karlofça Antlaşması ile süper güçlük konumunu
bırakmak zorunda kalmıştır.
(1299-1923)
Osman Bey tarafından kurulan Osmanoğulları Beyliği, Orhan Bey döneminde bir devlet, I. Mehmet döneminde ise bir imparatorluk haline gelmiştir ve istanbul'un Fethi ile uzun bir süre süper güç haline gelmiştir. 623 yıl boyunca ayakta kalan Osmanlı, 1453-1699 yılları arasında süper güç konumunda olan Osmanlı 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması ile süper güçlük konumunu bırakmak zorunda kalmıştır.
Alevileri katletdiği için alevilerce düşman beklenen her türlü bok atılan topluluk. Ayrıca o oğlancı minyatürlerin bir çoğu bektaşi köle askerleri(yeniçeriler(kapıkulu)) niteler. Karısızlıktan işi ibneliğe vurmuşlardır.
tek hane tarafından yönetilmiştir. dünyadaki diğer imparatorluklara bakınca pek göremeyeceğiniz bir olaydır.
duraklama devrinde kat-ı ricalden dolayı avrupadaki gelişmelerin farkına varılamamış, olduğu yerde kalmış, ilerleyememiştir. duraklama devrinde imparatorluğun kurtulma şansı vardır. fakat bunu yapabilecek kabiliyette insan yoktu. hele sultanlar tam fiyaskoydu. ekber ve erşed sistemi uygulamaya konmasaydı şahsi görüşüm devlet daha kısa sürede yıkılırdı.
varsa yoksa balkanlara yatırım yapmıştır. e tabi bu toprakları kaybedince adamlarda hınçlarını bu eserlerden almış ve çoğunu yıkmışlardır. sonuçta haydan gelen huya gitmiştir. yani balkanlara değilde anadolu'ya yatırım yapsaydı şu an türkiye'nin gsmh'sı en az 20bin dolardı. kurtuluş savaşı zamanında anadolu'da yol yoktu. düşünebiliyor musunuz yol yok, fabrika yok, çıkan madenler direk yurtdışına gidiyor. ekonomi komple iflas etmiş. sırf osmanlı'nın borcundan sebep bu ülke kaç yıl geri kaldı be. varını yoğunu borcu kapatmak için ödedi.
şaka gibi şahısların hakkında yorum yaptığı imparatorluktur. şunların haline bak! "osnanlinin"!.. yok daha neler! olmuşken "osurtmanlinin" filan yazsaydın. daha düzgün iki kelime yazmaktan acizler ama cahillere özgü bir küstahlıkla millete neyin ne olduğunu anlatmaya kalkıyorlar!...
neymiş? kurtla kuzu yan yana gezermiş o topraklarda!.. gerçekten mi? peçevi, evliya çelebi, tursun bey, gelibolulu mustafa ali, aşıkpaşazade, katip çelebi, naima hiç öyle demiyorlar ama!.. yoksa bunlar faiz lobisinin ajanları mıydı? yoksa bunlar gezici miydi? yoksa bunlar çin'de mi yaşamışlardı?
tek bir orjinal ormanlı kroniği okumadan osmanlı hayranı olmak, osmanlı propagandası yapmak ancak yurdum cahillerine özgü bir budalalık türüdür.
sonu atamızın şu sözleriyle mühürlenmiş olan imparatorluktur:
"Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
"biz de okuduk bir şeyler" diyen kimi cahilin pek bir beğendiği imparatorluktur. yahu ne okudun? kadiros mısıryanis'in, mustafa armağan'ın yalannamelerini mi? bak kemalist yayınları oku da demiyorum. neden o dönemde yaşamış osmanlı tarihçilerinin eserlerini okumuyorsunuz?
orjinal osmanlı kaynaklarını neden okumadıklarını da şöyle açıklıyorlar: "osmanliyi bir kac kisiden ogrenemezsin .....osmanliyi yikanlardan ogreneceksin baksana onlara ait simgelere bile tahammul edemiyorlar..."
bir kaç kişi dedikleri osmanlı döneminde yaşamış osmanlı tarihçileri!.. onlardan öğrenmeyeceksek kimden öğreneceğiz? onun da cevabı var! osmanlı'yı yıkanlardan öğrenmeliymişiz. iyi, o zaman kemalistlerin yazdıklarını okusana! bana göre hava hoş!..
başka? faizcilik! işte insan cahil olursa osmanlı'da faiz olmadığını sanır! yahu ebusuud efendi %12 şer'i (!) narh koymuştu yükselen faizleri kontrol altına alabilmek için. o sıralar avrupa'da faiz % 5 - 6 seviyesindeydi. bu arada (bkz: faiz helaldir)...
efendim, neymiş? "tepeden bakıyormuşuz"!... ha oldu! işte moda bir akp sloganı! patlattığın anda sen onca cehaletinle haklı, bilgiye ulaşmak için emek etmiş insanlar haksız olur!.. ne kolay çözüm!... vah zavallılar! demek ki tepeden bakıyormuşuz öyle mi?
cümle alem dünyanın dönmediğine inanırken "dünya dönüyor" diyen galileo galilei de mi "tepeden bakıyordu" halka? sen emek harcama, zahmete girme, bırak düşüncelerine ters olanları, orjinal kaynakları bile okuma, osmanlı döneminde kurtla kuzunun bile yan yana barış içinde yaşadığını sanacak kadar tarihten bihaber ol, sana yutturulanları gerçeklermiş gibi sun ama itiraz edenler "tepeden bakıyor" olsun!..
ya ne yapmamız lazımdı? cumhurbaşkanlığı makamına layık gördüğünüz cahil, malazgirt savaşı'ndaki bizans topçu bataryalarını anlattığı ve toplanan halk tarafından alkışlandığı zaman, "doğrudur. topu bizanslılar icat etmiş ve malazgirt savaşı'nda kullanmışlardır" mı dememiz lazım geliyor sizlere tepeden bakmamız için?
sizler cehaletinizin kutsanmasını istiyorsunuz. desteklediğiniz şahsın da yaptığı bu... böylelerini en yüksek makamlara çıkarınca ezikliğinize bir nebze ilaç olduğunu sanıyorsunuz. oysa anlasanız, bizlerden size zarar gelmez. en büyük zarar sizlerin zaaflarını sömüren cahil demogoglardan gelir. yahu zübük filminde ibrahim zübükzade karakteri kafakola aldığı kimselere hiç tepeden bakıyor görüntüsü veriyor muydu? vermiyordu elbette. peki söz konusu kişiler zübükzade'nin gazıyla yuhaladıkları avukattan mı zarar gördüler, yoksa zübükzade'den mi?