oruç aruoba

entry208 ↑ galeri14
    83.
  1. 82.
  2. “Kişi, kendi dibine hiç ulaşamayandır.
    Boyuna suya dalan ama nefesi yetmeyerek,
    dibe ulaşamadan hep yeniden,
    yüzeye çıkmak zorunda kalan.”
    1 ...
  3. 81.
  4. vurguları ve noktalamalarıyla kelimelerle adeta oyun oynayan, okuyucuya da oynatan felsefeci. Kitaplarını yıllarca sıkılmadan okuyabilirsiniz ve her okuduğunuzda sizi başka yerlere götürür.
    0 ...
  5. 80.
  6. "sevdiğini öldürecek gibi olma duygusunu, onu kendinize, yalnız kendinize saklama, bütün yasalara rağmen, bütün ahlaki baskılara rağmen onu alma, kaçırma isteğini duydunuz mu? hiç bu isteği duydunuz mu? der.
    hiçbir zaman, dersiniz. size bakar, tekrarlar: ölüler ne tuhaf oluyor."
    0 ...
  7. 79.
  8. Yadıklarından geç haberdar olduğum için kendimi bahtsız saydığım Türk filazofudur kendisi.Herhangi bir şey yazarken birden neden yazdığını bulmaya çalışırdım,anlamsızlaşırdı.Yaptığınız eylemi neden yağtığınız sorduğunuzda ve cavabı bulamadığınızda o eylemin içi boşalır,en azından öyle düşünüyordum ama Oruç aruoba şeyle demiş 'hani' de;
    'Öyle ki artık yazmayabilirsinde-
    yaşamının gerçekten anlamlı olması için yazmanı gerektirmeyecek artık o işte-
    işte-'
    Şiddetle tavsiye edilir ve umarım Facebook'a düşmez.
    0 ...
  9. 78.
  10. 77.
  11. "kişi, yaşamının anlamı için hep olanaksızlıklar ister - onları kendisi ile birlikte isteyecek kişi(ler)i ise, hiç bulamaz - işte, herhalde, budur zaten, en baştaki olanaksızlık... baştan sona, olanaksızdır, anlamı, yaşamı, kişinin."
    1 ...
  12. 76.
  13. yaşadığım özlem'i yüksek farkındalıkla yaşamamı sağlayan, kendimi kahretmemem için önüme bir sürü seçenek sunan dolayısıyla çektiğim özlemin tadına varmamı sağlayan felsefolog.
    2 ...
  14. 75.
  15. " En iç, en içten, en içteki sesine bile aykırı düşebilir mi kişi?
    Düşer...!

    Yaşlar eskimesede aşklar eskidi görüyorum. Bir "şiddetli seçimsizlik " halidir gidiyor.. Ne aradığını ve hatta neye ihtiyacı olduğunu bilmeden hayata saldıranlar yağmalıyor kalpleri... Her hazdan tadıp kendini tüketen bu zaman hırsızlarının başladığı noktaya dönmediği görülmüyor. Hep en başa dönülüyor ilk kırılan kalbe...

    -Oruç Aruoba-
    1 ...
  16. 74.
  17. acaba kaç kişinin aklından
    arada bir de olsa geçiyorsun? diye
    sormağa kalkışmıştım, kendi kendime;
    biraz da alaylıca yanıt da hemen geldi,
    senin aklından geçen kaç kişi varsa, o kadar.*
    2 ...
  18. 73.
  19. çok çok iyi kalemi olan , aynı zamanda da harika çevirilere sahip olan yazardır.

    friedrich hölderlin ' in yazdığı;

    şendir dönüşü gemicinin yuvaya sakin akıntının üstünde,
    uzak adalardan, bereketli olmuşsa hasadı;
    öyle dönerdim ben de yurda, toplayabilseydim
    iyilikleri acılar kadar.

    dizelerini çeviren yazardır. hep olsundur, okunsundur.
    0 ...
  20. 72.
  21. 71.
  22. KENDi OLARAK SANA GELEN

    Kendi olarak, sana gelen-
    sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
    sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
    kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -
    O, işte...

    O.A.
    4 ...
  23. 70.
  24. --spoiler--

    orada
    beni düşünüyorsun
    hissettim bunu:
    bir şiddetli rüzgar gibi
    aşarak tepeleri
    geçerek boğazları
    ulaştı buraya
    geldi dokundu bana
    düşünmen beni.

    orada
    beni düşünüyorsan
    hissetmelisin bunu:
    bir rengarenk ışın gibi
    aşarak tepeleri
    geçerek boğazları

    ulaşmak oraya
    gelip dokunmak istiyor sana
    düşünmem seni.

    --spoiler--
    2 ...
  25. 69.
  26. Kuzey Yıldızı edebiyat dergisi ile şöyle bir söyleşi yapmıştır kendisi.

    --spoiler--
    Kuzey Yıldızı: Toplumumuz genellikle felsefeyi yadsıyan, ona dudak büken bir tutum içinde, felsefe ile delilik arasında bağlantılar kuruluyor. Sizce bu neden kaynaklanıyor? Gerçekten de felsefe ile delilik arasında bir yakınlık var mıdır?

    Oruç Aruoba: Türkçe'de "deli saçması" diye birşey vardır - gerçekten de felsefi düşünceler, uzaktan bakınca, deli saçması gibi gözükür. Toplum, sağlıklı, aklı başında bireyler topluluğuysa, bunun içinde felsefeyle uğraşmak, gönüllü olarak tımarhaneye girmek gibi birşeydir. Öte yandan, felsefe yapmak, insan beynini hiç de alışık olmadığı bir yönde pek fazla zorlar; bu yüzden, bir noktada sigortası atabilir beynin. Felsefe tarihinde sahiden çıldırmış epey düşünür vardır; zihinsel bunalım geçirmemiş düşünür ise yok gibidir.

    KY: Sizce felsefenin günümüzdeki yeri nedir?

    OA: Felsefenin hiçbir 'gün' 'yer' yoktur - yersizdir felsefe. işlevi ne olmalıdır, anlamında soruyorsan; insanların kafalarını karıştırmak. Ama bu hep böyleydi; bizim 'gün'ümüzün bir özelliği değil; çünkü insanlar -hani şu sağlıklı toplum- hep yeniden kendine sahte düzenlilikler kurar; felsefenin işi de bu düzenlere çomak sokmaktır - koyunu sürüden çıkmağa ayartmak...

    KY: Türkiye'deki felsefe bölümlerinin eğitimini nasıl buluyorsunuz? Bu bağlamda felsefe okumak isteyen birine ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

    OA: "Eti nasıl buldunuz?" diye soran garsona müşterinin verdiği yanıttaki gibi: "Patateslerin arasında zorlukla" ... Türkiye'de felsefe hocaları hep bir " dışarlıklı" akımının "Türkiye acentesi" oldular, yani felsefeyi 'ithal' ettiler. 'ithal felsefe' felsefe değildir. Tabiî ki "etkilenme" denen şey vardır; ama, felsefe tarihi okumaları ancak kendi düşünceleriniz için hareket noktaları oluyorsa bir işe yarar - ya da, kendi düşündüğümüz birşeyler
    varsa, kendinize yakın düşünürler bulursanız; yoksa, birilerinin kötü bir kopyası olarak kalırsınız.
    - Felsefe okumak isteyene bulunabileceğim tek tavsiye, kendisi, okumak... Yıllar önce, bir öğrencim doktora yapmak için yurtdışına gidiyordu; bana, ne yapmasını tavsiye ettiğimi sordu. Şöyle birşey dedim: "Git, kendine yakın bulduğun bir filozof bul, seç, onu ıcığına - cıcığına varasıya oku, anla, öğren; sonra da, unut."

    KY: Özgür Üniversite'de "Marx ile Nietzsche" adında bir ders vermiş olduğunuzu duyduk. Bize biraz bu dersten bahseder misiniz? Özgür Üniversite gibi oluşumlar hakkında görüşleriniz nelerdir?

    OA: Marx ile Nietzsche, aynı yıllarda, ama biribirinden habersiz, çok benzer sorunlarla uğraşmış ve biribirlerini birçok bakımdan tamamlayan görüşler geliştirmişlerdir; oysa, son yüzyılda, çok ayrı, hatta karşıt akımlar içine sokuldular, akrabalıkları gözardı edildi. Bu yakınlığı anlatmaya çalıştım, o derste. Özgür Üniversite (daha önce Bilar) gibi girişimleri önemli buluyorum; çünkü 12 Eylül'den sonra Türkiye'de üniversiteler YÖKedildi - Tapu- Kadastro Kâtipliklerine dönüştürüldü. Gençlerin ufuklarını açmak; bağımsız düşünmeyi aşılamak da, böylesine özel girişimlere kaldı.

    KY: Türkçeyi felsefe dili olarak nasıl görüyorsunuz?

    OA: Türkçe olağanüstü bir dildir - barındırdığı olanakları daha yeni yeni anlayıp kavrayabiliyoruz. Türkiye üzerine yaptığım bir konuşmada "esnek çelik" eğretilemesini kullanmıştım. Felsefe açısından da, gizilgüç olarak, son derece zengin bir dildir; ama, bu açıdan, pek az işlenmiş, düşünce dilegetirme olanaklarının pek azı gerçekleştirilmiştir.

    KY: Felsefi düşüncelerinizi edebi ortama aktarmak için kullandığınız özel bir yöntem var mı? Kitaplarınızda edebiyat ve felsefenin yeri, ağırlığı nedir? Edebiyat-felsefe ilişkisine nasıl bakıyorsunuz?

    OA: Öyle bir yöntemim yok, çünkü öyle bir "aktarma"işi yapmıyorum. Yalnızca, felsefe ile şiir arasında bir "kimsenin-olmayan-bölge" vardır- o bölgeye önem veriyorum ve orada "barınmak" istiyorum; ama bunu herzaman beceremiyorum. Bunun "yöntem" -ille de bir "yönteméim olsun istiyorsan - verimli bir eğretileme bulup
    işlemektir.

    KY: Ne zamandan beri yazıyorsunuz? Kitaplarınızın yazılma sürecinden bahsedebilir misiniz?

    OA: Yazma konusunda "tarihleyebileceğim" ilk çabam Orta II yılıma geri gider. Sonradan, üniversiteye kadar, daha çok bir okur "edebiyat, özellikle de şiir okuru" oldum. Felsefeyle - hocam ioanna Kuçuradi ve Nietzsche aracılığıyla- tanıştıktan sonra yazdıklarım akademik nitelikte oldu. 1973'te başlayarak yazar olma yoluna -ürkek adımlarla- girmeğe başladım. 1979 bir dönüm noktasıdır; 1981'de de becerebileceğimi düşünmeye başladım. 1983'de akademisyenliği terk ettim. 1986'da ikinci dönüm noktasıdır - sonra yazdım... Başlangıçta amacım hiçbirzaman "kitap" yazmak olmadı. Birşeyleri anlamağa çalışmak; eğri okuduğunu gördüğüm birşeylerin doğrusunu bulmağa çalışmak; birşeyi tam olarak olarak dile getirmeğe çalışmak - yazma çabam buna benzer şeyler oldu. Sonradan, yazdıklarım, kendileri bir bütün hâline geldiler ve bana bir "kitap" olduklarını bildirdiler - o zaman, "kitaplaştırdım" ben de onları... Yani, ben kitap yazmadım: kitaplarım kendilerini yazdırdılar.

    KY: Kitaplarınızla okura vermek istediğiniz bir şey var mı? Varsa nedir? Bu bağlamda okurlarınızdan beklentileriniz nelerdir? Neden Oruç Aruoba okuyoruz?

    OA: "Vermek istediğim"; birşey yok - ama, tabiî ki, "veriyorum" - yayınladığıma göre... Pek fazla "beklenti" beslememeğe çalışıyorum - Nietzsche ve Wittgenstein gibi, "başkaları gelse de daha uzağa uçsa" "başkaları gelse de daha iyisini yapsa", gibi "dilek"ler tabiî ki güçlü, ama bunların nasıl aldatıcı olabileceğini de biliyorum. Hele "hayran-okur" sahibi olmak, çekilir bir düşünce değil. Yıllardır umduğum birşey var, ama hiç olmadı - birisinin
    çıkıp, "Neler saçmalıyorsun hemşeri" diye başlayıp, yayınladıklarımın köküne kibrit suyu sıkması... "Neden Oruç Aruoba okuduğunuz" beni nebze kadar ilgilendirmiyor - her seferinde binlerce parça olarak çoğaltılıp kimlerin benimle neler yaptığını bilmediğim biryerlere gitmek ise sonuçlarını düşünmek bile istemediğim birşey. Üstünde "Oruç Aruoba" yazılı kaç tane nesnenin nerelerde, kimlerin elinde olduğunu düşünmeğe çalıştığımda, üzerime ürperti geliyor. "Peki, niye hâlâ gönderiyorum onları?" diye sorarsan - ne yapayım; birşeyler bitiyor, yenilerine başlarken de eskilerini 'sistemimin dışına çıkarma'm gerekiyor.

    KY: Metis Felsefe'den çıkan kitaplarınızda yazdıklarınızın ne kadarı özel, ne kadarı genel?

    OA: Hepsi tümüyle özel ve hepsi tümüyle genel... Yazdıklarım, belirli durumlarda belirli şeyler üzerine düşünerek yazılmıştır; ama, yazılırken, benim 'özne'm dışarıda tutulmuştur. Örneğin , ile'de tırnak içinde verilen sözlerin hepsi gerçek kişilerce gerçek durumlarda söylenmiş sözlerdir; ama, metinde geçen "ben" ve "sen" birer gerçek kişi değildir, çizilen gelişme de, o biçimiyle, kurmacadır.

    KY: Çengelköy Defteri'nde şu sözler geçiyor: "Yalnızlık ömür boyu" diyor, gerzek bir şarkıcı - "delice kıskansam seni"!... "Hep yalnızlık var sonunda -" Bunu açıklar mısınız? Oruç Aruoba ne dinler?

    OA: Yazdıklarımı açıklamak gibi bir kötü huy edinmedim. -Müzik anlamında soruyorsan, sahicilik taşıyan herşeyi dinlerim - Mozart'ı da Jethro Tull'ı da...

    KY: Özlem'in karşıtı nedir?

    OA: Bilmem - karşıtlıklarla düşünmek çok sınırlı durumlarda işe yarar. Örneğin "kavuşmak"la özlem ortadan kalkmaz. Kaldı ki özlem zaten kendisi bir karşıtlık içerir: orada olmayan bir kişiye yöneliktir.
    --spoiler--
    1 ...
  27. 68.
  28. kendine bile söylemekten korktuğun cümleleri başkasının kaleminden döküldüğünde anlarsın yalnız olmadığını oruç aruoba bunu gerçekleştirmiştir. en büyük başarısı en zor varlık olan insana insanca, dostça seslenmeyi bilmiştir. her eseri kitaplıkta yerini almalı her kelimesi zihne kazınmalı...
    0 ...
  29. 67.
  30. özlemle yaşayanların kitabi..
    tavsiyeliktir
    0 ...
  31. 66.
  32. 65.
  33. hani olur ya bir yazı veya bir kitap okuduğunuzda sizi anlatan sanki sizin duygularınızı, yaşadıklarınızı konu almışcasına cümleler kuran kitaplar vardır. işte oruç aruoba nın uzak adlı kitabı da benim için öyle. hayatım boyunca edinip okuduğum en güzel en bir şeyleri çok net ifade eden kitap. muhteşem ötesi bir kitap yazarı, her şeyiyle, her şey muhteşem!
    0 ...
  34. 64.
  35. ergenlerin çok fazla sevdiği,cezmi ersözün akademisyen olanı.ile adlı (üçlemenin ortası) eserinde herkesçe malum olanı fazlasıyla süsleyerek ve hatta arabeskleştirerek herkesin kendinden bir şeyler bulmasını amaçlamış,üretmekten ziyade tükettirmek için kitap yazmıştır.
    0 ...
  36. 63.
  37. 62.
  38. Bilge Karasu'nun öğrencisi olan çağdaş felsefecimizdir.
    0 ...
  39. 61.
  40. ankara' nın en iyi eğitim veren orta öğretiminden ve üniversitesinden mezun şair, çevirmen, serbest yazar.

    ne çok şey oluşuyor,
    senden uzakta -
    uzaksın işte.

    " ne ki hiç ", 1997, haikular.
    0 ...
  41. 60.
  42. ruh katalizatörü.

    bir dönem ders alma şansına ulaştığım güzel insan.
    1 ...
  43. 59.
  44. "yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
    çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu
    noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş
    kişilerden hiçbiri yok yanında:-

    sen, bir an, "buradayım" demek için durunca,
    onlar, artık, "orada" olacaklar---"buradayım artık" bile
    demeyecekler sana, "orada"larından seslenerek...

    "burada"nda kimse bulunmayacak
    ---"orada"ndan da kimse seslenmeyecek sana..."

    diyerek son zamanların arkadaşlık ilişkilerine ışık tutan müthiş yazardır.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük